Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

“Ve nihayet işte gene buradayız”



Toplam oy: 103
Dino Buzzati // Eren Cendey
Can Yayınları
Kısa anlatılar, birkaç sayfalık öyküler, günlük parçaları, felsefi düşünceler, taslaklar, tarihi hikayelerin anakronik yorumları ve anılardan mürekkep yüz elli altı mikro metin...

Büyülü gerçekçilik denince akla ilk gelen yazarlardan olan Dino Buzzati’nin yüz elli altı mikro metinden oluşan Tam O Anda kitabı, geçtiğimiz günlerde Eren Cendey’in harika çevirisiyle yayımlandı. Yaklaşık altmış parçacıktan oluşan ilk hali 1950 yılında yayımlanan kitap, Buzzati’nin zaman içindeki eklemeleriyle ve ölümünün ardından karısı Almerina’nın bulduğu dosyadaki yeni metinlerle birlikte nihai halini almış. Lorenzo Vigano’nun giriş yazısından, Buzzati’nin kitabın kurgusu için nasıl titizlendiğini, bir araya getirdiği parçaların tutarsız ve tekdüze bir yeküne ulaşmaması için nasıl denemeler yaptığını, hatta ana temasının “geçen zaman” olduğunu düşündüğü kitap için uygun bir ad bulmakta nasıl zorlandığı ve kitabın adının birkaç kez değiştiğini öğreniyoruz.

“Ve nihayet işte gene buradayız, hep aynıyız; bir kesinti, bir çatlak olmadı; gencecikken uğruna koşu tutturduğumuz hedef nokta hep bir sonraki gün oluyordu. Mutlu olduğumuzu sandığımız o eski dönemlere bizi bağlayan saatlerin ara vermeyen akışıydı bunlar. Üstelik günlerin o zamanlar pembe ya da uçuk maviyken şimdi boz bulanık olduğu da doğru değil, hatta hemen hep aynılar; öyle bir haldeler ki insan içinde olunca hiç de özelmiş gibi durmuyorlar ama dışarıdan, geçmişte kaldığı yere bakıldığında gizemli bir şekilde ışıldıyorlar.”

Kısa anlatılar, birkaç sayfalık öyküler, günlük parçaları, felsefi düşünceler, taslaklar, tarihi hikayelerin anakronik yorumları ve anılardan mürekkep yüz elli altı mikro metinden oluşan Tam O Anda, bir Buzzati kılavuzu olarak da değerlendirilebilir. İkinci Dünya Savaşı’nın ertesindeki karanlık ve karamsar yıllarda yazılan metinler Buzzati’nin siyasi görüşlerine, hayata bakışına, çevresiyle ilişkisine, algı biçimine, kişisel muhasebesine dair ipuçları veriyor.

Birbiriyle hayli bağlantısız gibi görünen bu metinler Buzzati’nin nefis kurgusu sayesinde ortak bir ritimde ve duyguda buluşuyor. Yazarın sıkı takipçilerinin bildiği üzere Buzzati’nin diğer eserlerinde de önemli bir yer tutan “geçen zaman” ve “bekleyiş” temaları bu kitapta da baskın. Tatar Çölü’nde genç teğmen Giovanni Drago’nun unutulmuş bir kalede asla gelmeyecek bir düşmanı ömrünü tüketircesine bekleyişi, Bir Aşk’ta melankolik âşık Dorigo’nun sevgilisinden merhamet görmek için umutsuzca bekleyişi gibi bu mikro metinlerde de belirsiz geleceği bekleyiş, ölümü bekleyiş, zamanın akışının değişmesini bekleyiş ve bu bekleyişin getirdiği yılgınlığın verdiği ruh hali kendini hissettiriyor.

Tam O Anda, Dino Buzzati’nin yarattığı bütün evrenlerin giriş kapısı.

 

Görsel: Dilem Serbest

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Keiji Nakazawa, Amerika Birleşik Devletleri’nin, İkinci Dünya Savaşı’nın bitişini ilan eden atom bombası dehşetinin ilkini Hiroşima’da, 6 Ağustos 1945’te ailesiyle birlikte yaşadı.

Amerikalı çok sayıda müzisyen, şarkıcı ve söz yazarının edebiyat dünyasına giriş yaptığını ve bu dünyada tutunarak üretmeye devam ettiğini görüyoruz. Örneğin punk rock kraliçesi olarak kabul edilen Patti Smith, yeni yayımlanan beşinci kitabı Year of The Monkey ile edebi alanda daha anlatacak çok hikâyesi olduğunu kanıtlayanlardan.

“Ey tutkun gönül, derdini kendine sakla” Meksika Halk Şarkısı

 

Turkuvaz Kitap, geçtiğimiz yılın son aylarında hem içeriği hem kurgusu bakımından oldukça nitelikli bir romanı Türkçede yayınladı. Kanadalı yazar David Chariandy’nin ödüllü romanı Kardeş, Trinidadlı göçmen bir ailenin iki erkek çocuğundan küçüğü Michael’in gözünden hayatta kalma mücadelelerini anlatıyor.

Polisiye edebiyatın puslu labirentlerinde gezinirken yolumuz pek çok alt türle kesişir. Bunlar arasında en dikkat çekicilerden biri de polisiye - bilimkurgu birlikteliğidir. Amerikalı yazar Ben H. Winters imzası taşıyan Kıyamet Polisi (The Last Policeman) tam da bu türün sevenlerine hitap eden bir kitap.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.