Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

“Yurtdışı” demeyelim isterseniz!



Toplam oy: 41
Alberto Manguel // Çev. Ülker İnce
Kırmızı Kedi
Arjantin’i terk ederek Avrupa’ya “giden” Alberto Manguel’i ne kadar tanıyoruz?

Kütüphaneler ve okur-yazarlık üzerine düşünen, dört yıl boyunca Borges’e kitaplar okuyan, Ahmet Hamdi Tanpınar hayranı Alberto Manguel’i hepimiz biliyoruz; hatta bu ismi, 2015 yılında bir söyleşi için geldiği Boğaziçi Üniversitesi’nde dinleme şansı bile bulmuştuk. Peki, kayıp vakalarının yarattığı korkuyla, Mayıs 68 olaylarından birkaç gün sonra Arjantin’i terk ederek Avrupa’ya “giden” Manguel’i ne kadar tanıyoruz? Galiba pek az… Neyse ki, kısa süre önce Türkçede de yayımlanan 2005 tarihli Dönüş adlı romanı, bu ayrılığın onda bıraktığı izleri takip etmemize imkan veriyor.

“Şimdi Fabris her şeyi bilmek istiyordu. (...) Yıllardır öylesine çok sayıda mutsuz söylenti dinlemişti ki bin bir korkunç şey, korkutucu öykü düşünmektense, gerçekten neler olup bittiğini kesin şekilde bilmeyi istiyordu. Kimler hâlâ yaşıyordu? Kimler kendisi gibi sürgüne –ya da yurtdışına diyelim isterseniz– gitmişti; sürgün sözcüğünde örtük olarak geri dönüş düşüncesi bulunduğu için ve Fabris geri dönüş olasılığının hiçbir zaman bulunmadığını, dönüşün bir tekrar anlamına geldiğini, zamanın tekrara hiçbir zaman izin vermediğini bildiği için yurtdışı diyordu; evet, kendilerine yeni bir hayat kurmak için, belki de geride bıraktıkları dünyayı, artık birer posta kartına, fotoğrafa, kullanılmayan eski püskü telefon defterlerine, çok eski bir tarihte hepsinin genç olduğu, büyüdükleri zamanki kişilerden çok farklı biri oldukları, yüzyıllar sonra şimdi aptalca, üzüntü verici derecede acıklı görünen şeyleri söyledikleri hayali bir geçmişte kendisinin arkadaşları olan kişilerin adlarından oluşan anlaşılmaz listelere dönüşmüş bütün o yerleri hatırlamak bile istemedikleri için yurtdışına gitmişlerdi.”

Fabris, tıpkı Manguel gibi, kendisine Avrupa’da yeni bir hayat kurmuş bir roman kişisi; yüzünü hiç görmediği vaftiz oğlunun düğününe katılmayı kabul edince ülkesine doğru yola çıkan yaşlı bir adam. Takdir edersiniz ki, bu sancılı bir yolculuk; çünkü Fabris’in vicdanında gizlenen o sinsi azabı tetikliyor. Âşık olduğu kadını, okulda aynı sıraları paylaştığı arkadaşlarını, eserlerine hayranlık duyduğu Profesör Grossman’ı terk edip önüne bakmış, –vicdanın o acımasız diliyle söylersek– kendisini kurtarmış bir insanın, geride kalanlar hakkındaki söylentilerden beslenmiş azabı bu. Belki de Fabris onu Manguel’le birlikte taşıyor.

Bu yolculuk, sanık Fabris uçaktan inip ülkeye ayak bastığı anda, henüz daha havaalanında, sürreal bir havaya bürünüyor. Eski dostları tek tek, üstelik gençken nasıllarsa o şekilde çıkmaya başlıyorlar Fabris’in karşısına; ayrıldığı bir mekana bir daha dönemiyor Fabris, oteline bir türlü ulaşamıyor. Derken bu yorucu yolculuk, sonsuz ve sürpriz bir mahkumiyetle son buluyor. Biz de, Fabris bu yolculuğa gerçekten çıktı mı, yoksa ülkesine dönen, vicdanı rahatsız, yaşlı bir adamın bunamış zihni miydi bilemiyoruz...

 

 

Görsel: Max Bender (Unsplash)

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

1970’lerde Tutunamayanlar yayımlandığında edebiyat kamuoyunda derin bir sessizlikle karşılanmıştı. Bunun nedenleri epeyce tartışıldı ancak şurasını hatırlatmakta fayda var: Kalbi bu dünya için fazla hassas olanların sayıca artıp toplumda daha görünür olduğu dönemler ile Oğuz Atay’ın kitabının tanınıp bilinirliği arasında doğrudan bir ilişki var.

Silvan Alpoğuz: Postmodern ve politik

 

Bolaño, Şili’nin başkenti Santiago’da dünyaya gelmiş. Çocukluk yılları çeşitli kentler, birbirine karışmış kültürlerin içinde geçmiş. Gençlik yıllarının başında Meksika’ya göçmesi onun edebiyat serüveni için bir kırılma noktası olmuş. Meksika’daki entelektüel ortamlarda Latin Amerika Edebiyatı’nı sulayan birçok yerli akımı araştırma imkânı bulurken, şiir eskizlerine bu yıllarında başlamış.

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Nobel en prestijli ödüllerden biri olarak biliniyor. Özellikle “Edebiyat” ödülleri her zaman yeni tartışmalara gebe. Nobel’i alan yazarlar kadar, aday gösterilip alamayan yazarlar da bu tartışmanın konusu. Hakkında bir borsa bile var biliyorsunuz.