Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Antonio Negri ve Spinoza'nın güncelliği



Toplam oy: 1014

Antonio Negri, otonomist hareketin kuramcılarından. Daha çok Michael Hardt’la birlikte yazdıkları ‘İmparatorluk’la (devamla ‘Çokluk’ ve yakın zamanda Türkçede de yayımlanan ‘Ortak Zenginlik’) tanınıyor bizde. Bir de Aldo Moro’nun Kızıl Tugaylar’ca kaçırılıp öldürülmesinin ‘perde arkasındaki adam’ suçlamasıyla yıllarca cezaevinde yatması var ki Kızıl Tugaylar’ın otonomizmden etkiler taşıyan fikirleri dışında hiçbir kanıtın olmaması bunun bir ‘büyük’ devlet politikası olduğunu gösteriyor.



Sıkı bir Milan taraftarı olmasını ayrı tutarsak, Negri aynı zamanda en kaydadeğer Spinoza yorumcularından biri. Bunun akademik bir ilgi olmadığını, gerek ‘İmparatorluk’un gerekse devamındaki kitapların temel kavramlarının Spinoza’dan ödünç alındığı, kendi fikriyatına mal edildiği ve politik faaliyetin aletlerine dönüştürüldüğünü söylemek gerek. Deyim yerindeyse Negri’nin düşüncesi Spinoza’sız düşünülemez.



‘Aykırı Spinoza’, Negri’nin tutukluluğunun ilk yılında hapishanede yazdığı ‘Yaban Kuraldışılık’ın devamı niteliğinde bir çalışma. Ama aynı zamanda kimi eleştirilere bir yanıt ve özeleştiri de içeren makalelerden kurulmuş.



Kitaptaki ilk yazı (‘Spinoza: Güncelliğinin Beş Sebebi’) bugün Spinoza’nın niçin bu kadar güncel olduğunun bir yanıtı niteliğinde. Machiavelli, Galileo, Marx ve Einstein’da da bulduğu, Spinoza’nın güncelliğinin bir sebebi, ‘felsefesinin kahramanlığı’ üzerine şöyle diyor Negri: “ (…) sağduyunun, multitudo’nun içinde ve içinden devrimin, imgelemin ve özgürlük için duyulan arzunun kahramanlığı: hiçbir fanatizmi içermeyen, ama açıklığa kavuşturmanın yalın ve saf gücünü talep eden, oluşun bulanık sularında yüzmeyen, ama bir tür devrimci doğal ışığı savunan kitlesel bir kahramanlık. Bu, entelektüel keşfin ve onun teorik tersine çevrilemezliğinin kahramanlığıdır; iradeye değil, akla dayalıdır. …Kibir ya da gurur duygusu değil bu, aklın sevinci[dir].”



‘Spinoza ve Postmodernler’de ise zamanın ruhunu belirleyen ana eğilimlerden postmodern sinizme yönelik sağlam bir eleştiride bulunuyor: “(Postmodern yaklaşımların bize sunduğu) bir tür vazgeçme savunusudur; sinizmin kıyısına yerleşmiş, kâh eğlenceli kâh acıklı bir geri çekilme savunusudur. Belki de sinik bir ontoloji? … Muzaffer bir iktidar kavramıyla onun kibrinin yeni maskesi olan bu sinik ontoloji, nerede direniş varsa oraya dayatılır.” Bitirirken de, ‘çokluk’un eyleyişinin temel güdüleyicisi olarak ‘sevgi’den söz ediyor: “Filozoflar ‘sevgi’ kelimesinden hoşlanmasalar da, postmodernler onun adını solmakta olan bir arzu fikriyle birlikte ansalar da, Etik’i yeniden okumuş ve Spinozacılar tarafında olan bizler, hiç sıkılıp utanmış gibi yapmadan, en güçlü tutku olarak sevgiden söz etmeye cüret ediyoruz.”



60’larda özellikle Gilles Deleuze ve Alexandre Matheron’un Alman Romantizmi’nin ve Hegel’in geleneksel Spinoza yorumlarına bir alternatif olarak çıkmasında ya da başka bir ifadeyle ‘Spinoza’ya dönüş’te ‘Marksizm’in krizi’nin (ortodoksinin bir kanadı bunu ‘krizin Marksizm’de değil Marx’tan dönenlerde’ olduğunu vazetse de) etkisi olduğu açık. Negri, ‘kudretli bir fikir’ olarak devrimin güncelliğini ‘Spinoza’ya Dönüş ve Komünizmin Dönüşü’nde şöyle anlatıyor: “Spinozacı varlık kendisini, nesnelliği yadsımak yerine onunla bütünleşen, her zamankinden daha derin duyumsadığımız dönüşüm zorunluluğuna etik bir özgürlük alanı sunan bir devrim fikri, radikal bir dönüşüm fikri olarak sunar.” Bu bakış açısı ütopik olana dair bir mesafe anlamına geliyor. Tam tersine Spinozist ontoloji “altüst etmeyi, distopyanın içinde bir dönüşüm süreci” olarak görüyor Negri’ye göre. ‘Marksizm’in krizi’nin aşılmasının ‘bir’ yolu olarak Spinozacı yenilenme bu anlamıyla bir ‘komünizm felsefesi’dir. 



Dünyanın ancak biz kendimiz onu yaşadığımız ölçüde ve yüzden ‘etik’ olduğunu söyleyen, hayatı bütünüyle olumlamayı becerebilen ender filozoflardan birini daha iyi anlayabilmek için Negri’nin Spinoza okumasını okumak gerek.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Silvan Alpoğuz: Postmodern ve politik

 

Bolaño, Şili’nin başkenti Santiago’da dünyaya gelmiş. Çocukluk yılları çeşitli kentler, birbirine karışmış kültürlerin içinde geçmiş. Gençlik yıllarının başında Meksika’ya göçmesi onun edebiyat serüveni için bir kırılma noktası olmuş. Meksika’daki entelektüel ortamlarda Latin Amerika Edebiyatı’nı sulayan birçok yerli akımı araştırma imkânı bulurken, şiir eskizlerine bu yıllarında başlamış.

Kulis

Gülenay Börekçi İntihal mi, Esinlenme mi? ''Ben bu kitabı daha önce okumuştum!''

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.