Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Antonio Negri ve Spinoza'nın güncelliği



Toplam oy: 898

Antonio Negri, otonomist hareketin kuramcılarından. Daha çok Michael Hardt’la birlikte yazdıkları ‘İmparatorluk’la (devamla ‘Çokluk’ ve yakın zamanda Türkçede de yayımlanan ‘Ortak Zenginlik’) tanınıyor bizde. Bir de Aldo Moro’nun Kızıl Tugaylar’ca kaçırılıp öldürülmesinin ‘perde arkasındaki adam’ suçlamasıyla yıllarca cezaevinde yatması var ki Kızıl Tugaylar’ın otonomizmden etkiler taşıyan fikirleri dışında hiçbir kanıtın olmaması bunun bir ‘büyük’ devlet politikası olduğunu gösteriyor.



Sıkı bir Milan taraftarı olmasını ayrı tutarsak, Negri aynı zamanda en kaydadeğer Spinoza yorumcularından biri. Bunun akademik bir ilgi olmadığını, gerek ‘İmparatorluk’un gerekse devamındaki kitapların temel kavramlarının Spinoza’dan ödünç alındığı, kendi fikriyatına mal edildiği ve politik faaliyetin aletlerine dönüştürüldüğünü söylemek gerek. Deyim yerindeyse Negri’nin düşüncesi Spinoza’sız düşünülemez.



‘Aykırı Spinoza’, Negri’nin tutukluluğunun ilk yılında hapishanede yazdığı ‘Yaban Kuraldışılık’ın devamı niteliğinde bir çalışma. Ama aynı zamanda kimi eleştirilere bir yanıt ve özeleştiri de içeren makalelerden kurulmuş.



Kitaptaki ilk yazı (‘Spinoza: Güncelliğinin Beş Sebebi’) bugün Spinoza’nın niçin bu kadar güncel olduğunun bir yanıtı niteliğinde. Machiavelli, Galileo, Marx ve Einstein’da da bulduğu, Spinoza’nın güncelliğinin bir sebebi, ‘felsefesinin kahramanlığı’ üzerine şöyle diyor Negri: “ (…) sağduyunun, multitudo’nun içinde ve içinden devrimin, imgelemin ve özgürlük için duyulan arzunun kahramanlığı: hiçbir fanatizmi içermeyen, ama açıklığa kavuşturmanın yalın ve saf gücünü talep eden, oluşun bulanık sularında yüzmeyen, ama bir tür devrimci doğal ışığı savunan kitlesel bir kahramanlık. Bu, entelektüel keşfin ve onun teorik tersine çevrilemezliğinin kahramanlığıdır; iradeye değil, akla dayalıdır. …Kibir ya da gurur duygusu değil bu, aklın sevinci[dir].”



‘Spinoza ve Postmodernler’de ise zamanın ruhunu belirleyen ana eğilimlerden postmodern sinizme yönelik sağlam bir eleştiride bulunuyor: “(Postmodern yaklaşımların bize sunduğu) bir tür vazgeçme savunusudur; sinizmin kıyısına yerleşmiş, kâh eğlenceli kâh acıklı bir geri çekilme savunusudur. Belki de sinik bir ontoloji? … Muzaffer bir iktidar kavramıyla onun kibrinin yeni maskesi olan bu sinik ontoloji, nerede direniş varsa oraya dayatılır.” Bitirirken de, ‘çokluk’un eyleyişinin temel güdüleyicisi olarak ‘sevgi’den söz ediyor: “Filozoflar ‘sevgi’ kelimesinden hoşlanmasalar da, postmodernler onun adını solmakta olan bir arzu fikriyle birlikte ansalar da, Etik’i yeniden okumuş ve Spinozacılar tarafında olan bizler, hiç sıkılıp utanmış gibi yapmadan, en güçlü tutku olarak sevgiden söz etmeye cüret ediyoruz.”



60’larda özellikle Gilles Deleuze ve Alexandre Matheron’un Alman Romantizmi’nin ve Hegel’in geleneksel Spinoza yorumlarına bir alternatif olarak çıkmasında ya da başka bir ifadeyle ‘Spinoza’ya dönüş’te ‘Marksizm’in krizi’nin (ortodoksinin bir kanadı bunu ‘krizin Marksizm’de değil Marx’tan dönenlerde’ olduğunu vazetse de) etkisi olduğu açık. Negri, ‘kudretli bir fikir’ olarak devrimin güncelliğini ‘Spinoza’ya Dönüş ve Komünizmin Dönüşü’nde şöyle anlatıyor: “Spinozacı varlık kendisini, nesnelliği yadsımak yerine onunla bütünleşen, her zamankinden daha derin duyumsadığımız dönüşüm zorunluluğuna etik bir özgürlük alanı sunan bir devrim fikri, radikal bir dönüşüm fikri olarak sunar.” Bu bakış açısı ütopik olana dair bir mesafe anlamına geliyor. Tam tersine Spinozist ontoloji “altüst etmeyi, distopyanın içinde bir dönüşüm süreci” olarak görüyor Negri’ye göre. ‘Marksizm’in krizi’nin aşılmasının ‘bir’ yolu olarak Spinozacı yenilenme bu anlamıyla bir ‘komünizm felsefesi’dir. 



Dünyanın ancak biz kendimiz onu yaşadığımız ölçüde ve yüzden ‘etik’ olduğunu söyleyen, hayatı bütünüyle olumlamayı becerebilen ender filozoflardan birini daha iyi anlayabilmek için Negri’nin Spinoza okumasını okumak gerek.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Edebiyat ödülleri, ister ulusal olsun ister uluslararası, daima tartışmalarla örülü bir ağın içindedir. Çünkü roman, öykü, şiir, kurmaca hatta edebiyatın ta kendisi dahi yüzde yüz objektif bir bakış açısıyla değerlendirilecek, teraziye konulup tartılacak, laboratuvara sokulup incelenecek şeyler değil.

Genç bir yazarın edebi serüvenine şahitlik etmek ne güzeldir. Hem o yazarın dilinin, üslubunun, zihninin olgunlaşmasını izlemek hem de yaptığı yenilikleri, aldığı riskleri, denediği türleri görmek mümkündür. Diğer yandan da, yazarımızın eserlerini kronolojik bir sıraya koyup işlediği konuları ve o konuları ele alırken takındığı tavırları görmek, edebiyat sosyolojisi yapmayı da sağlar.

Uzayı Silahlandırma Promosyonu 

Netflix gibi stream servislerinin izleme alışkanlıklarımızı doğrudan etkilediği bir gerçek. Deyim yerindeyse üzerimize sezon sezon boca ettiği yapımlarla, sezonlar arası olmasa da bölümler arası bekleme derdini ortadan kaldıran Netflix yavaş yavaş hepimizin evlerine sızıyor.

Söyleşi

Selim İleri ile edebiyat ve hayat hakkında

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.