Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Arka bahçelerden dolaşmadan



Toplam oy: 551
Ursula K. Le Guin // Çev. Kemal Baran Özbek
İthaki Yayınları
Anlatış, hiçbir zaman eskimeyecek meseleler üzerine, hiçbir zaman bir öğretmen edası takınmadan, anlatmak istediklerini tane tane aktarıyor okura.

İçine düştüğümüz küçük veya büyük bataklıkların farkına varabilmemiz için, "içeride" ama "dışarı"dan bakan gözlere ihtiyacımız var. Ursula K. Le Guin'in gözleri gibi. Duvar, sınır, tanıdık-yabancı, erkeklik-kadınlık, kapitalizm, meta fetişizmi, evlilik, cinsellik... O kadar çok bataklık var ki. Gözetim mekanizmaları, kapatılma, özgürlük, biz-onlar... Le Guin, fena halde tanıdık ve bir o kadar da yabancı ortamlarda, mekanlarda tüm bu bataklıkların ne menem olgular olduğunu müthiş bir netlikle gözler önüne getiriyor. Hem neredeyse tamamıyla buralar gibi hem de tuhaf ve yabancı evrenlerde anlıyoruz "aslında" nasıl hayatlar yaşadığımızı, hangi çamura ne kadar battığımızı.

 

Dikkatli bakıldığında, görmek istendiğinde bir bilgisayar oyununun (Age of Empires, Empire Earth gibi) özünde kamu maliyesi veya uluslararası ticaretin temel kurallarının yattığı fark edilebiliyorsa, neden iyi bir bilimkurgu romanı da en temel felsefe, ekonomi, sosyoloji kitaplarının işlevini edinemesin? Mülksüzler mesela; kurumlar, kuruluşlar, "yönetmek" hakkında o kadar iyi sorular sorduruyordu ki! Ayrıca üniversite, sınav sistemi, bilgi, neyin "gerçek" olup neyin "gerçek" olmadığı, kapitalizm hakkında da. İdealistlerden oluşan küçük bir komün ile plütokratik-oligarşik ve kapitalist bir düzeni çarpıştırıyordu Mülksüzler. Yer yer iyi bir kent/mekan sosyolojisi kitabına da dönüşüyordu: Le Guin'in Abbenay ve Nio Esseia kentlerini anlattığı kısımlar, değme kent sosyolojisi kitabına taş çıkarır!

 

Le Guin'in –Karanlığın Sol Eli ve Mülksüzler gibi eserlerinin de bir parçası olduğu “Hainli Döngüsü”nün (The Hainish Cycle) son halkası olan ve Mülksüzler’in geçtiği Ekumen’e tekrar döndüğü– Türkçede yeni romanı Anlatış'ta ise din sosyolojisi ön plana çıkıyor. Fizikçi Shevek yerine bu kez Sutty var: Yine başka bir evrenden adeta bir toplumbilim müfettişi. Değişmezler tarafından Ekumen’in Aka gezegenindeki dört temsilcisinden biri olarak seçilen Sutty. Yerküre’nin bir yerlisi olan bu kız, yine başka gezegenden gelmiş bir yabancı. Zıtlaşmaların bağrından kopup gelmiş Sutty, “taşraya doğru seyahate çıkma” ile görevlendirilince esas hikayemiz başlıyor. Teknoloji-din ikilemi, sürekli ilerlemeci pozitivist bilimsel anlayış ve büyük sosyal değişimler derken nehir boyunca yolculuğumuz sürüyor: Sutty’nin yolu, yolculuğu çok uzun; güzergahı çetrefilli.

 

Anlatış, Mülksüzler'den daha sürükleyici, daha macera dolu, daha sinematografik; ama Mülksüzler'in altyapısı daha fazla siyaset felsefesi barındırıyordu. Bu kez sanki Amerika'dan Nepal'e, Hindistan'a, Vietnam'a bir Uzakdoğu seyahati yapıyoruz. Le Guin, yine hem tanıdık hem de yabancı mekan ve olayların fazlasıyla hakkını veriyor. Bir yandan kitapta yaşananların çok daha ağırları, vahşileri, acımasızları her an her saniye dünyamızın bir köşesinde yaşanıyor, yaşanmakta. Sosyal medyada, ana haber bültenlerinde en fazla birkaç saniyelik, dakikalık şaşırmalara, ses tonu değişimlerine, “hashtag”lere (etiketler) dönüşmekte. Şaşıracak ne kaldı sahiden de? Ne olursa, yaşanırsa gerçekten şaşırabiliriz artık?

Huzur, mantık, barış ve akıl

 

Gözetim, modern dünyanın detaylı kontrol ve kapatma mekanizmaları fazlasıyla cirit atıyor Anlatış'ta da. Yine kısa zamanda efsaneye dönüşecek bol miktarda aforizma mevcut (“Fikir tepkiyi bitirir,” [s.66], “Nesnelere sarılma, onlar seni yavaşlatır,” [s.100] vb). Ursula K. Le Guin'in kent sosyolojisi püsküren detaycı gözü bu kez Okzat-Ozkat’ı kat ediyor. Satır satır, sokak sokak. Muhtelif yabancı diller peşimizi Anlatış'ta da bırakmıyor.


Toplumsal ve cinsi kastlar, kadınlara karşı sergilenen Tekçilik’e özgü önyargılar ve hoşgörüsüzlükler ve homofobi, coğrafya ve zamanlar değişse de tüm gücüyle sürüyor. Huzur, mantık, barış ve akıl Anlatış'ta karşıt olgularıyla mütemadiyen çatışadursun, Sutty sık sık “Yanlış!” “Yanlış!” diye diye kendi kendini uyarmaya çalışacak.

 

İlginç baharatlarıyla Hindistan yemekleri, yitik sözcüklerle el ele ilerlerken, Okzat-Ozkat'ın ara sokaklarında Sutty ile birlikte okur da kaybolacak: “Yasaklanmış öyle çok şey var ki!”

 

 

 

Kitaplardan izolasyon malzemesi yapmak

 

Mülksüzler'de Urras'a 170 yıldır Anarres Yerleşim Bölgesi'nden gelen ilk ziyaretçi olan Shevek'e emanet ediyordu okuru Le Guin. Sutty de başka gezegen, başka topraklardan. Göç, göçmenler, tarihin yükü ve taşıdığı önyargılar, "ahlak" sorgulamaları Anlatış'ta da bol bol karşımıza çıkıyor. Bir zamanlar zihnimiz pinpon topu gibi Urras ve Anarres arasında gidip gelirken, Le Guin yeni romanında da okuru bol bol yeni düalitelerin uçurumuna salıveriyor. Iziezi’nin nefis yemekleri, yitip giden kelimeler, diller derken Anlatış’ı okumaya başlayıp da yarıda bırakmak güç. Le Guin’in tespitleri ve sistem eleştirileri her zamanki gibi sert. Üstelik dili Anlatış’ta olabildiğince akıcı.

 

Bir düşünsenize, herhangi bir kitap veya yazılı metin bulsalar, hemen imha ediyorlar. Şiir ve Sanat Merkez Bakanlığı’nın esas bürolarından biri Kitap Konumlandırma Ofisi. Bu ofisin görevi, kitapların yerini tespit edip onlara el koymak ve inşaat malzemesine dönüştürülmesi amacıyla ezilip adeta püre haline getirilecekleri fabrikalara göndermek. Kitaplardan izolasyon malzemesi yapıyorlar. Tekçiler, Doğu Asya ve Avrupa’yı ele geçirmiş. Washington Kütüphanesi bombalanıyor. Kendi tarihini yok eden bir dünyada kayıtları silmek, bir sanata dönüşüyor!

 

Anlatış, din tanımayan teröristler ile tapınmadan duramayan teröristler üzerine de önemli sorular sorduruyor okurlarına. Kitabın orijinalinin 2000 yılında yayımlandığı hesaba katılınca, Le Guin’in ne kadar ileri görüşlü olduğunu itiraf etmemek imkansız. Özgürlük Günü’nde Soluk Diyarlar’ın kapılarını açtıkları gün mesela: İnançsızlar üzerindeki iletişim araçları, kitaplar, kadınların giyim tarzı, seyahat, ibadet etme ve etmeme kısıtları kaldırılıyor. Anlatış, hiçbir zaman eskimeyecek meseleler üzerine, hiçbir zaman bir öğretmen edası takınmadan, anlatmak istediklerini tane tane aktarıyor okura. Durumları, meseleleri eğip bükmüyor, arka bahçelerden dolaşmıyor; o kadar doğrudan sorunların özüne iniyor ki, Le Guin’in cümlelerini uzatıp çekiştirip başka çerçevelere katmak mümkün değil.

 

Gezegenin hükümeti teknolojik bakımdan güç edinmek ve fikirsel özgürlük kazanabilmek için geçmişle ilgili ne varsa yasa dışı ilan eder. Kimi ebeveynler, rahipler, genç beyinlere batıl olgular aşılamaya çalışan öğretmenler ile gericilik çığırtkanları mı başarılı olacak? Yoksa tüm bu kıskaçlardan kurtulup özgür kalabilen cesur genç adamlar ile kadınlar mı? Nehir boyunca ilerleyen bir tekneyle bir çöl aşılarak devam eden yolculuk onuncu gün Okzat-Ozkat’ta tamamlanacak gibi görünüyor. Ama hayır, esas Anlatış bu noktada başlıyor!

 

 

 


 

 

 

Görsel: Seda Mit

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım.

Suçlar ne denli çeşitliyse, suç edebiyatındaki polis imgesi de o denli çeşitlidir. Yakışıklı, karizmatik, zeki, iyi, kötü, babacan, sert… Alman yazar Volker Kutscher, kitabı Islak Balık’ta adeta ihtimaller dahilindeki polis tiplerini harmanlayarak oluşturduğu son derece ortalama bir karakterin, gayet sürükleyici hikayesini anlatıyor okuyucuya; dedektif Gereon Rath.

 

Kelimeler içinde deneyimlerin, fikirlerin ve düşlerin aktığı bir nehir yatağı benim için. Dünyayla bağımı bu nehrin uzayıp dört bir yana yayılan kolları aracılığıyla kuruyorum. Kelimelerin harflerden değil de anılardan oluştuğunu düşünürüm sık sık. Bellek sayısı kadar mana içeriyorlar bana kalırsa. Bu manaları keşfetmenin yolu da daha çok hikâye dinlemekten, okumaktan geçiyor.

Şiirde, mimaride, edebiyatta, hatta musikide sanatın en yüksek örnekleriyle bütünleşen dini tecrübe, sanki sinema sanatı söz konusu olduğunda o cömert ilhamlarını esirgemiş gibidir.

Bir şiirin içinde tarihler geçiyorsa, şiirle tarih arasında kurulması elzem bağları hatırlarım ilk elde. Tarihsiz şiir de, şiirsiz tarih de muhaldir. Bilincimizin dehlizlerinde iki fiyakalı dedektif gibi dolaşır her ikisi de. Birini diğerinden ayırmak ne derece mümkün? Türkçenin tarihi şiirimizin de tarihi değil midir bir bakıma? Bu bağı nerede aramalı?

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.