Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Aslında hepimiz biraz şekilsiziz



Toplam oy: 46
Scott Stambach // Çev. Tuğçe Nida Sevin
Nemesis Kitap
Ivan Isaenko’nun Görünmez Yaşamı, acımasızca esprili dili ve her biri kendine has bir tuhaflığa sahip karakterleriyle, daha arka kapak yazısından merak uyandırmayı başarıyor.

Hasta ve geri döndürülemez biçimde sakatlanmış çocuklarla dolu bir hastanenin koridorlarında dolaşırken, Scott Stambach’in beni oraya nasıl sürüklediğini merak etmekten kendimi alamadım. Belki özel ihtiyaçları olan çocuklara öğretmenlik yapması, belki de Çernobil gibi bizi de çok yakından etkileyen bir konu seçmesi bu etkiyi yaratıyordu. Yine de ben oyumu Ivan’ın kendisinden yana kullanıyorum, çünkü bu kitapta ondan ve onun gördüklerinden daha önemli bir şey yok.

 

Ivan Isaenko’nun Görünmez Yaşamı, acımasızca esprili dili ve her biri kendine has bir tuhaflığa sahip karakterleriyle, daha arka kapak yazısından merak uyandırmayı başarıyor. Ivan’ın meydan okumasına karşı sessiz kalmak mümkün değil.


1986’daki nükleer faciadan bir buçuk sene sonra sadece tek bir kolla ve o kolun ucunda biri başparmak olmak üzere üç parmakla doğmuş, fazlasıyla zeki bir çocuk Ivan Isaenko. “Sağlıklı ve normal” insanlardan çok daha fazlasını yapabilmek için, dezavantajlarını avantaja çevirmeyi zor yollardan öğrenmiş. Çünkü herkesin halının altına süpürdüğü bir artıktan fazlası olmayan Ivan’ın başka bir çaresi yok. Hayali bir annenin varlığına tutunmuş ve ömründe sadece iki kez ağlamış olan bu genç adamın hayattan intikam almak için daha yaratıcı yollar bulması gerekiyor.

 

 


Ama ne yazık ki, her açıdan biçimsiz ve tam bir pislik olmanız, aşık olamayacağınız anlamına gelmez. Mazry Ağır Hasta Çocuklar Hastanesi’nde, birinin başına gelebilecek belki de en kötü şey bu. Biraz olsun umut etmek. Löseminin son evresindeki Polina ve nasırlaşmış yüreğinin altında biraz kıpırtı hisseden Ivan arasında kurulan dostluk/suç ortaklığı/aşkla birlikte hastanenin olağan düzeninde dalgalanmalar da başlıyor.


Sadist, alkolik ve ahlaksız hemşireler, ortalarda olmayan aileler, yozlaşmanın bile ötesine geçmiş bir müdür aslında Çernobil’e de zemin hazırlayan çürümüşlüğün gösteriminden başka bir şey değil. Kitabın 1940’larda geçtiğine yemin edebilirsiniz, ta ki Hemşire Natalya “2005 yılındayız, artık her evde televizyon var,” diyene kadar. Sonra yüzleşme başlıyor. İnsan ister istemez,  bu insanların nerede olduklarını, o hastanenin Ukrayna’nın derinliklerinde bir yerde olup olmadığını ve daha kaç Ivan Isaenko’nun sesini dahi duyuramadan yok olup gittiğini merak ediyor. Sonra da kendi sıradan ve mutlu hayatına geri dönüyor çünkü kendi şekilsiz yaşamının farkına varmaması lazım. Çünkü hiçbirimiz için bu dünyadan çıkış yok.


Dünya Ağır Hasta İnsanlar Tımarhanesi’ne hoş geldiniz. Burada umut yok. Mutlu son yok. Mucizelere yer yok.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

John Le Carré –Türkçeye ilk kez çevrilen– Cinayetin Parıltısı romanını şu sözlerle tanımlıyor: "Acımasız ve aynı zamanda gülünç bir sosyal yaklaşımın gölgesinde kalmış, kusurlu bir polisiye roman." Bu açıklama, ilk basım yılı 1962 olan romanın arka sayfalarına 1989’da eklenen sonsözden. Bir romanın bitiminde bir “sonsöz”e rastlamak şaşırtıcı.

Eleştirmenlerce Borges, Bioy Casares ve Cortazar’ın öncülük ettiği edebi geleneği sürdürdüğü kabul edilen Arjantinli yazar Mariana Enriquez’in on iki öyküden oluşan kitabı Yangında Kaybettiklerimiz, geçtiğimiz günlerde Türkçede de yayımlandı.

Akıl hastanesi, hapishane, “kamp”, bakımevi, huzurevi, düşkünlerevi, belki bazen insanın kendi evi… İnsanın toplu olarak koğuşlara, yatakhanelere ya da tek başına, tamamen tecrit edilerek hücreye kapatılmasının türlü nedenleri ve kapatıldığı bu yerlerin farklı isim ve işlevleri olabiliyor.

Yazar ve Cenneti kitabında bahsedilen 30 kütüphaneci yazarın hikayesi, bir cennet tasviri gibi gerçekten. Zaman zaman bir hapishane duygusu verse de, yazarların çoğu için bir özgürlük sığınağına dönüşüyor kütüphaneler.

Mustafa Çevikdoğan'ın ismini, yayına hazırladığı ve editörlüğünü yaptığı onlarca kitabın künyesinde görmeye alışık olsak da, müelliflerin adının yazıldığı ön kapakta görme saadetine de eriştik. Temiz Kâğıdı ismini verdiği kitabındaki on üç öykü, güncel Türkçe edebiyat rafımızdaki yerini aldı.

Söyleşi

Jean-Paul Didierlaurent ile söyleşi:


“Okunmayan kitap, ölü kitaptır. Bu yüzden ortadan kalkması mı gerekir?”

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.