Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Aslında hepimiz biraz şekilsiziz



Toplam oy: 290
Scott Stambach // Çev. Tuğçe Nida Sevin
Nemesis Kitap
Ivan Isaenko’nun Görünmez Yaşamı, acımasızca esprili dili ve her biri kendine has bir tuhaflığa sahip karakterleriyle, daha arka kapak yazısından merak uyandırmayı başarıyor.

Hasta ve geri döndürülemez biçimde sakatlanmış çocuklarla dolu bir hastanenin koridorlarında dolaşırken, Scott Stambach’in beni oraya nasıl sürüklediğini merak etmekten kendimi alamadım. Belki özel ihtiyaçları olan çocuklara öğretmenlik yapması, belki de Çernobil gibi bizi de çok yakından etkileyen bir konu seçmesi bu etkiyi yaratıyordu. Yine de ben oyumu Ivan’ın kendisinden yana kullanıyorum, çünkü bu kitapta ondan ve onun gördüklerinden daha önemli bir şey yok.

 

Ivan Isaenko’nun Görünmez Yaşamı, acımasızca esprili dili ve her biri kendine has bir tuhaflığa sahip karakterleriyle, daha arka kapak yazısından merak uyandırmayı başarıyor. Ivan’ın meydan okumasına karşı sessiz kalmak mümkün değil.


1986’daki nükleer faciadan bir buçuk sene sonra sadece tek bir kolla ve o kolun ucunda biri başparmak olmak üzere üç parmakla doğmuş, fazlasıyla zeki bir çocuk Ivan Isaenko. “Sağlıklı ve normal” insanlardan çok daha fazlasını yapabilmek için, dezavantajlarını avantaja çevirmeyi zor yollardan öğrenmiş. Çünkü herkesin halının altına süpürdüğü bir artıktan fazlası olmayan Ivan’ın başka bir çaresi yok. Hayali bir annenin varlığına tutunmuş ve ömründe sadece iki kez ağlamış olan bu genç adamın hayattan intikam almak için daha yaratıcı yollar bulması gerekiyor.

 

 


Ama ne yazık ki, her açıdan biçimsiz ve tam bir pislik olmanız, aşık olamayacağınız anlamına gelmez. Mazry Ağır Hasta Çocuklar Hastanesi’nde, birinin başına gelebilecek belki de en kötü şey bu. Biraz olsun umut etmek. Löseminin son evresindeki Polina ve nasırlaşmış yüreğinin altında biraz kıpırtı hisseden Ivan arasında kurulan dostluk/suç ortaklığı/aşkla birlikte hastanenin olağan düzeninde dalgalanmalar da başlıyor.


Sadist, alkolik ve ahlaksız hemşireler, ortalarda olmayan aileler, yozlaşmanın bile ötesine geçmiş bir müdür aslında Çernobil’e de zemin hazırlayan çürümüşlüğün gösteriminden başka bir şey değil. Kitabın 1940’larda geçtiğine yemin edebilirsiniz, ta ki Hemşire Natalya “2005 yılındayız, artık her evde televizyon var,” diyene kadar. Sonra yüzleşme başlıyor. İnsan ister istemez,  bu insanların nerede olduklarını, o hastanenin Ukrayna’nın derinliklerinde bir yerde olup olmadığını ve daha kaç Ivan Isaenko’nun sesini dahi duyuramadan yok olup gittiğini merak ediyor. Sonra da kendi sıradan ve mutlu hayatına geri dönüyor çünkü kendi şekilsiz yaşamının farkına varmaması lazım. Çünkü hiçbirimiz için bu dünyadan çıkış yok.


Dünya Ağır Hasta İnsanlar Tımarhanesi’ne hoş geldiniz. Burada umut yok. Mutlu son yok. Mucizelere yer yok.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Söyleşi

UNESCO Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi'ne alınan Dede Korkut Hikâyeleri hem Türkler hem dünya kültür tarihi için niçin bu kadar önemli?

 

ŞahaneBirKitap

Svetlana Aleksiyeviç, "yepyeni bir edebi tür" olarak tanımlanan, uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla 2015 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştü.

Editörden

Masalların hayallerden beslenen, gerçeklerin dünyasından ayrılan garip bir zemini var. Gerçeklerin dünyasından ayrılsa da, her masal kendi gerçekliğini, daha önce duymayıp, görmediğimiz bir hakikati bize fısıldar. Hakikatin bambaşka yollardan geçebileceğine inandırır; zengin hayaller peşinde, sınırsız âlemlere yolculuk etmenin anahtarlarını sunar bize.