Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

BaşkaDünyalar // Fantastiğin tılsımı



Toplam oy: 19
Friedrich De La Motte Fouque // Çev. Zehra Kurttekin
Can Yayınları
Tılsımlı Yüzük, fantastik kurgunun belirleyici unsurlarının neredeyse tamamına sahip olmasının yanında, hem yazıldığı hem de konu ettiği dönemin baskın ruhunu tüm açıklarıyla resmediyor.

“Gelecek öykülerin yazarı şu anda telaşlı bir sevinç içinde çalışmasına başlıyor. Ormanlara, kırlara, pek yakında katılacağımız savaşlara, şenliklere, matemlere, düğünlere bütün kalbimle hoş geldin,” diyen ve “güzide okura” seslenen bir önsözle başlayan Tılsımlı Yüzük, fantastik içeriğiyle, romantik biçimiyle, genel okura seslenen naif diliyle, heyecanı yükselten gotik atmosferiyle, Ortaçağ romansı klişeleriyle dönemini gayet hakiki bir şekilde yansıtan bir macera romanı olarak karşımıza çıkıyor. Baron Friedrich de la Motte Fouqué’nin ilk olarak 1813’te yayımlanan bu eseri, Almancanın olduğu gibi tüm 19. yüzyıl fantastik edebiyatının da önemli eserlerinden biri. Tolkien de dahil olmak üzere önde gelen fantastik kurgu yazarlarına ilham veren Tılsımlı Yüzük, belki Türkçede daha önce okuduğumuz diğer Fouqué eseri Undine kadar yüksek bir romantizme sahip değil, ayrıca onunki kadar ciddi bir meselenin (ölüm/ölümsüzlük meselesinin) peşinden gitmiyor ama Undine’nin masalsılığını kat kat fazlasıyla bulabileceğimiz bir kahramanlık hikayesi anlatıyor.

 

Genç kahramanımız Otto von Trautwangen’in, Tuna Nehri kıyısında yer alan bir şatodaki sıradan yaşamından sıyrılıp sıra dışı maceralara atılarak bir kurtarıcı şövalye haline geleceği bu fantastik yolculuk öyküsünün başlangıcında, uzaklarda bir yerlerde muhteşem şeylerin beklediğini düşünen fakat yine de öte diyarlara adım atmaktan, evini ve çok sevdiği kuzini Bertha’yı terk etmekten sakınan bir şövalye adayı çıkıyor karşımıza. O sıralarda düzenlenen bir haçlı seferine katılan kafileyi, görkemli savaşlara girecek olan şövalyeleri gördüğünde etkileniyor Otto, ama işte o noktada kitaba ismini veren tılsımlı bir yüzük giriyor devreye. Soylu bir leydinin ve onun tuhaf güçlere sahip yüzüğünün ihtişamına kapılıyor ve bir şövalye olup yüzüğün ve leydisinin hizmetine girmeye karar veriyor. Bu girizgahın ardından bizi uzun sürecek bir yolculuk bekliyor. Otto’nun serüvenine katılan farklı şövalyeler, hem Doğu’dan hem de Batı’dan çıkıp gelen kahramanlar, çeşitli ülkelerde girişilen çarpışmalar, düellolar, efsunlu kadınlar, mitolojik atıflarla ortaya çıkan karakterler, âşıkların öykülerini anlatan şarkılar ve şiirler, yüzeye çıkan sırlar, yeni tanınan anneler, babalar ve kardeşlerin öyküleriyle birlikte dallanıp budaklanan ve elbette yine eve dönüşle sona erecek uzun bir yolculuk…

Tılsımlı Yüzük, fantastik kurgunun belirleyici unsurlarının neredeyse tamamına sahip olmasının yanında, hem yazıldığı hem de konu ettiği dönemin baskın ruhunu tüm açıklarıyla resmediyor. Öncelikle erkek dünyasının, erkek kahramanlığının hikayesini anlatıyor Fouqué. Kadın karakterler olay örgüsünde yer yer kilit roller oynasa da genellikle arka planda kaldıklarını ya da özellikle efsunla ilişkilendirildiklerini görmek mümkün. Arada sırada karşımıza çıkan romantik öykücüklerde bile asıl anlatılan kadın-erkek ilişkisi değil, erkekliğin veçheleri oluyor. Hıristiyanlık bazen satır arasında bazen de direkt bir biçimde romanın başından sonuna dek yüceltiliyor. Düellolar da fazlasıyla ön plana çıkıyor soyluların dünyasının anlatıldığı bölümlerde. Şeref, asalet gibi kavramlar ölüm kavramıyla birlikte baş tacı ediliyor. Alman romantizmiyle bağdaştırabileceğimiz yıllarda yazılan ve bundan yüzyıllar öncesini anlatmayı seçen bir romanın yazarı ayrıca birkaç kuşaklık bir asker olunca, milli vurgular ve anlatımı sayfalar boyunca sürüp giden askeri stratejiler, taktikler de eksik olmuyor. Kahramanımız Otto’nun ve diğer karakterlerin sahip olmaya çalıştığı tılsımlı yüzük ise efsunlu olduğuna inanılmasının yanında, kaçınılmaz olarak hem erkeğin birlikte olmak istediği kadının hem de yüzükle birlikte gelecek arazilerin ve aristokratik unvanın da üzerinde bir mülkiyet sağlıyor.

 

 

Kurtuluşa ve kurtarışa giden bir macera

 

Romanın dönüm noktalarından birinde karşımıza, Otto’dan sonra en önemli karakter olarak görebileceğimiz, Arinbiörn adlı Kuzeyli bir figür çıkıyor. Arinbiörn’ün öyküye katılışı önemli, çünkü romanın en başından beri vurgulanan o medeni ama ölümcül düello sahnelerinin kapladığı, kan akıtmanın nezaketle, asaletle iç içe anlatılır hale geldiği o aristokratik dünyanın şövalyelerine karşı, barbar bir kahraman doğuyor. Yine eserin yazıldığı ve anlattığı dönemi hatırlayarak düşünürsek, böyle bir romanda böyle bir kahramanın ortaya çıkması manidar gözüküyor, çünkü Fouqué, bize Avrupalı beyaz erkeğin kökenlerine, kısacası Avrupalılık kimliğine dair yaşanan bunalımı, o uygarlık ve barbarlık arasında gidip gelen huzursuz arayışı da yansıtmış oluyor. İskandinav kökenlerin Avrupa edebiyatında, özellikle de gotik unsurları sık sık kullanan böylesi bir kitapta bu şekilde karşımıza çıkması, adı “gotik” olan bir edebiyatın etimolojik, coğrafi ve tarihsel kökenleri düşünüldüğünde oldukça ilginç. Öykünün sonlarına doğru aristokrat, saygın, zengin, şövalye gibi sıfatlarla tanıdığımız başka bir kahramanın da aslında Kuzeyli bir barbar olduğunu öğreniyoruz. Fouqué bu oyunu bize roman ilerledikçe sık sık oynuyor.

 

Kuzeyli kahramanımızın öyküye katılmasından sonra maceranın rotası Kuzey’e kırılıyor ve hem Otto’nun karakteri hem de yolculuğun seyri değişiyor. Otto, romanın belli başlı noktalarında yenilen, yıkılan, yalnız kalan, kaybeden, terk edilen bir kahraman ama yine bu noktalarda bizi sürekli olarak bir kader değişimi, destansı bir tesadüf, aniden öğrenilen gizemli bir gerçek, ölü sanılan bir tanıdığın aniden belirmesi, kimliği öğrenildiğinde dehşete düşülecek yabancı karakterler gibi sürprizler bekliyor. Yazar, karakterlerinde her daim bir dönüşüm yaratmaya çalışıyor. Yine de sonuçta kurtuluşa ve kurtarışa giden bir macera diyebiliriz bunun için.

 

Büyülü ayna, efsunlu kule, tekinsiz ikiz, büyülü yüzük gibi fantastik kurgunun birçok klasik unsurunu görebildiğimiz bu romanın en önemli yanı, tarihsel kurguyu, şövalye romansını doğaüstü öğelerle harmanlarken söz konusu klişelerin nasıl ve neden klişe haline geldiğini açıkça gösterebilmesinde gizli. Fantastiğin tılsımı ise bazen yüzükte ya da kılıçta değil, hakikatte saklı. Ya da yazarın önsözündeki deyimiyle, “yalın gerçek”te.

 

 


 

 

 

Görsel: Akif Kaynar

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Tokyo denince zihnimizde ışıltılı ve kalabalık bir kent canlanıyor canlanmasına ama son dönemde Japonya’dan gelen haberlere bakılırsa, aynı zamanda ülkenin yalnızlar başkenti Tokyo. Evlerine çekilen güruhla birlikte Tokyo’nun karanlıkta kalan yüzü de ortaya çıkıyor.

Siyah şemsiye, mavi ağaç, sarı yağmurluklu bisikletli adamlar, alan derinliği yüksek plan sekanslar dendiğinde nasıl gözlerimizin önüne anında Angelopoulos filmleri geliyorsa, bira içen yalnız adamlar, kargalar, rüyalar, yabancılaşmış taşra sıkıntıları dendiğinde de aklımızdan o saniye Cemil Kavukçu öyküleri geçer.

Sessiz Kalma’nın açılışı hızlı ve çarpıcı: Genç insanlar, akşamın ilerleyen saatlerinde birlikte eğlenmek ve dans etmek için bir partide buluşuyor. Birbiriyle flört edenler, kendini müziğin ritmine bırakanlar, sohbet edenler, ‘Ben neden buradayım?’ diye soranlar; kısacası partide herkes var. Gecenin ilerleyen saatlerinde partide kavga çıkıyor ve silahlar konuşuyor.

Yakın bir zaman önce yayımlanan Dönüş kitabı, Avustralya’nın en önemli yazarlarından kabul edilen Tim Winton’ın on yedi öyküsünden mürekkep.

Yayımcı Meslek Birlikleri Federasyonu her yıl kaç bandrol temin ettiklerini açıklıyor; yani basılan kitap sayısını… Gazetecilerin oldukça hoşuna giden bu bilgi her defasında haberleştirildiğinden, mutlaka denk gelmişsinizdir. Örneğin ilgili basın bülteni 2016’da Türkiye’de 404 milyondan, 2015’te 383 milyondan fazla kitabın yayımlandığını duyurmuştu.

Söyleşi

Tarkan Kaynar ile söyleşi:


"Hayvanlar her zaman ilacım olmuştur."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.