Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Baştan sona doğru okumak mı; çok sıkıcı!



Toplam oy: 126
“Sayfaların arasında dilediğince gezin. Unutma! Bu kitabın başkahramanı sensin.”

Zamanla pek bir korkutuculuğu kalmıyor, hatta sıkıcı hale bile gelebiliyorlar ama, benim lunaparklarda en sevdiğim kısım, korku tünelleri. Bir arkadaşımızla birlikte yan yana bir “araba”ya biner (yalnızken o kadar eğlenceli olmuyor), yol boyu çığlık efektleri ve çoğunlukla kırmızı-yeşil yanıp sönen loş ışıklar eşliğinde korkutucu kuklaların, plastik iskeletlerin üzerimize doğru ani hamlelerine maruz kalırız... Ancak bir keresinde, bir arabayla değil de, yürüyerek dolaşılan bir korku tüneline girdiğimi hatırlıyorum. Diğerleri gibi bu korku tüneli de karanlıktı elbette, dolayısıyla el yordamıyla ilerliyorduk. Bir süre sonra karanlıkta önüme çıkan yollardan hangisini seçeceğime karar verememiş, duvarlarda birtakım ne olduğunu bilmediğim "şeyleri" ellemiş ve gerçekten de kaybolmuştum. Altımda rotası belli bir araba yoktu ne de olsa, her şey bana bağlıydı... İşte o korku tünelinde hem gerçekten korktuğumu hem de gerçekten eğlendiğimi hatırlıyorum.

 

 

“Macera Tüneli” serisindeki kitaplar da, tam olarak işte o yürüyerek dolaşılan korku tünelleri gibi. Uzayın derinliklerinden okuyanusların derinliklerine, Antik uygarlıkların gizeminden perili köşklerin esrarına türlü macera (aventür, demeliyiz belki de) vaat eden “Macera Tüneli” serisindeki kitapların kuşkusuz en ayırt edici özelliği başkahramanın -gerçek anlamda- okurlar olması. Şu cümlelerle başlıyor her bir kitap: “Macerasever dostum! Bu kitabı okurken değişik bir macera yaşayacaksın. Onu alışık olduğun diğer kitaplar gibi baştan sona okuma. Sayfaların arasında dilediğince gezin. Unutma! Bu kitabın başkahramanı sensin.” Örneğin Zaman Tüneli kitabının bir yerinde önümüze şöyle iki seçenek çıkıyor ve seçim bize bırakılıyor: “Soğuktan ve rüzgârdan korunmak üzere kendinize bir barınak arayacaksanız sayfa 6'dan devam edin” ya da “Eğer dondurucu rüzgâra meydan okuyup çevrenizde olan bitenleri görmeye niyetliyseniz sayfa 16'ya ilerleyin” gibi... Üstelik her bir kitapta 20'ye yakın “son” bekliyor bizi. Kimi zaman her şeyin bir rüya olduğunu öğrenerek bitiriyoruz hikayeyi, kimi zaman da maceranın devam edeceğini düşünerek girdiğimiz bir mağarada korkunç irilikte bir kaplana yem olabiliyoruz. Kimi zaman bir dedektif, kimi zaman bir kaşif, kimi zaman geçmişle gelecek çağlar arasında dolaşan bir zaman gezgini gibi davranmamız gerekiyor bu maceralarda. “Macera Tüneli” kitaplarının sayfaları arasında dolaşırken atıldığımız serüvenlerin haddi hesabı yok!

 

 

Türkçede 80'li yılların sonunda yayımlanmaya başlayan seriye, nedense yirminci kitaptan (bazı kaynaklara göre otuz) sonra devam edilmemiş. Oysaki yurt dışında orijinal seriden, “Choose Your Own Adventure” (Maceranı Kendin Seç) üst başlığıyla 1979 yılından başlayarak 90'lı yılların sonuna kadar tam 185 kitap yayımlanmış; Edward Packard ile R. A. Montgomery imzasıyla. Türkçede orijinal serideki sıra izlenmemiş, o dönemde yayımlanan kitaplar şunlar: Tibet'in Gizli Hazinesi, Uzay Şeytanı, Ufo'nun Tutsakları, Uzay Dışında Yolculuk, Bay Thrombey'i Kim Öldürdü?, Dikili Taşların Esrarı, Öldüren Gölge, Lanetli Şato, Yeraltı Krallığı, Tehlikeler Evi, Zaman Tüneli, Zaman Tüneline Dönüş, Deniz Altında Macera, Kara Şatonun Esrarı, Dünya Tehlikede, Süper Bilgisayar, İpek Kralı Kayboldu, Uzay Kartalı, Denizde Tehlike, Piramitteki Sır. “Macera Tüneli” serisine Türkçede devam edilmediği gibi, ilk çıkan kitapların yeni baskıları da yapılmıyordu; sahaflarda bulmak bile pek kolay değildi artık. (Doğan Egmont etiketiyle zaman zaman bazı maceralar yayımlandı ama bir seri mantığı yoktu.) Ancak bu cümleyi artık şöyle bitirebiliriz: “şimdiye kadar”... April Yayıncılık, 2013 yılında yayımlamaya başlayıp devamını getirmediği bazı “Macera Tüneli” kitaplarını yeni bir tasarımla yeniden basmakla kalmamış, seriye yeni kitaplar da eklenmiş. Böylelikle R. A. Montgomery imzalı altı Macera Tüneli kitabına kolaylıkla ulaşmak mümkün artık: Atlantis: Denizler Altında, Himalayalar: Yeti’nin Peşinde, Uzayın Derinliklerinde, Robotum ve Ben, Mayaların Gizemi, Kaçinaların İzinde.

Eğlence konusunda benzersiz bir deneyim sunan bu kitaplar, her ne kadar içimizdeki çocuğu henüz kaybetmemişsek de, bir süre sonra “yeterli” gelmeyebilir elbette. Bu noktada da imdadımıza, Türkçede yine April Yayıncılık’ın yayımladığı, “Şahane Hatalar” serisi yetişebilir. “Gerçek hayatta geçmişinizi değiştiremezsiniz ama Şahane Hatalar'da imkansız diye bir şey yok!” Hatta, henüz Türkçede değil belki ama bu eğlenceye biraz daha “edebi” olarak katılmak isteyenler için de alternatifler mevcut. Örneğin Ryan North imzalı To Be or Not to Be’de kendinizi Hamlet’in seçimlerini kontrol ederken bulabilirsiniz ya da seçiminiz Emma Campbell Webster imzalı Lost in Austen da olabilir... Hangi kitaptan başlayacağınızın kararı tamamen size ait ya da bu dergiyi okumaya devam etmek istiyorsanız, 60. sayfaya geçebilirsiniz!

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Tıpkı sizin gibi. Kitabı eline almış ve alacaklar gibi, zarif kitap kapağına hayran oluyorum. Kitap kapağının güzelliğinin sadece çizgilerden ibaret olmadığını hissetmiş olmalıyız öyle uzun uzun bakarken. Kuşlarla gelen bir genişlik, kanatlanma duygusu, sarı ile gelen anlam, uçabilecek olmanın tedirginliği ve başkaca pıt pıt açıverecek nice duyguları bekleyerek bakıyoruz resme.

Kendi anlatı evrenini kuran, hikâyelerini birbirine teyelleyip size aşina bir karakteri başka bir öykünün kıyısından geçiren yazarlara pek meftunum. Bunun nedeni kültürel kodlarımıza kazınan Binbir Gece tarzı anlatılar olabileceği gibi Borges’i pek sevmemize neden olan oyuncu tavır ya da postmodern estetiğin parçalanmış gerçeklik fikri de pekâlâ olabilir.

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.