Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Bitmeyen Bir Süreç Olarak Küreselleşme



Toplam oy: 1107

Bazı kitaplar hakkında yazmak güçtür. İki açıdan. İlki yazarın birikimi ve uzmanlık alanının genişliği, ikincisi ise kitabın ilgi alanının genişliği. Elimizde her ikisini de kapsayan bir kitap varsa, varın siz düşünün. İşte Arif Dirlik’in İletişim Yayınları’ndan çıkan “Kriz, Kimlik ve Siyaset Küreselleşme Yazıları” kitabı böyle bir kitap.

Her şeyden önce Arif Dirlik, uluslararası akademik alanda başarı bir akademisyen. Mühendislik ile başlayan kariyerine tarihçi olarak devam eden Dirlik özellikle Çin uzmanı. Bu açıdan uluslararası alanda çalışma ve eserleri olan bir akademisyen, ki bu kitap da Türkçe’ye çevrilmiş bir çalışma. İlgi alanı bu kadar geniş bir akademisyenin her biri sosyal bilim alanında bir aura olan ‘Kriz’, ‘Kimlik’ ve ‘Siyaset’ alanlarında yayınlanmış makalelerinin derlenmesi kaçınılmaz olarak her makaleyi analiz etmekten çok yazarın makalelerde dert edindiği sorunsalın ve daha temelde yazarın zihin dünyasının analiz denemesi aslında.

Arif Dirlik kitabında ele aldığı makalelerinin temel sorunsalını şöyle tanımlıyor; 1989 yılını bir “dönüm noktası” olarak kabul ederek: “… ‘dönüm noktalarını’ oluşturan olay ve gelişmelerin tarihsel köklerinin izini sürmek, insan (f)aktörünün oynadığı rolü uzun dönemli ve kökleri derinde yapısal dinamiklerden ve bunların otaya çıkardığı sonuçları belirlemek, tarihsel araştırmanın büyük bölümünü oluşturur ve genellikle açık bir çözüme kavuşmadan süregelir. Tarihsel araştırmayı daha da zorlaştıran şey, şimdinin açıklanması için gerekli bir kaynak olan geçmişin kendisinin şimdi ortaya çıkan sorunlar ve anlayışlar ışığında gözden geçirmeleri gerektirmesidir.” Evet şimdinin krizini açıklamak için geçmişe yaptığımız referanslar aslında şimdinin krizleri ile yeniden inşa ediliyor. Aslında şimdiyi anlamak için her geçmiş analizi şimdinin yeniden okunmasından başka bir şey değil.

Kitapta yer alan Tarih, Kimlik, Kriz üzerine makaleleri bu sorunsal üzerinde ele alıyor Dirlik. “Küreselleşme ve Ulusal Kalkınma: Çin Devrimi Perstifi”, “Merkezsiz Tarih?: Avrupamerkezcilik Üzerine Düşünceler”, “Sömürgeciliği Yeniden Düşünmek: Küreselleşme, Postkolonyalizm ve Ulus”, Küresel Modernite mi?: Küresel Kapitalizm Çağında Modernite” kitaptaki makalelerden bazıları. Her makale kendi içinde bir bütünlük taşıdığı gibi kitabın kendisi de tek tek makalelerle daha geniş bir ana çerçeve sunuyor.

Dirlik’in bütün makalelere sinen temel bakış düşünsel olarak “sosyalist” bir pozisyonun yeniden nasıl inşa edilebileceği. Daha doğrusu her makalede sosyalizme ilişkin alternatif bir okuma, bir üretim söz konusu. Dirlik, bugün sosyalizmin yaşadığı sorunlar karşısında yeniden bir alternatif olabilmesini; “… 19. yüzyıl sosyalizminin kalkınmacı miraslarını yeniden gözden geçirmek ve geleceğin kapitalizminden veya 20. yüzyıl ‘gerçekte var olan sosyalizm’ininkinden radikal olarak farklı biçimlerde yeniden tasavvur edilmelidir”e bağlayıp bunu da; “ … çağdaş ABD siyasetindeki paranoyak yerelcilikte ve liberteryen anarşizmde olduğu gibi devlete herhangi bir rol vermeyi reddetmek anlamına gelmez, aksine daha önce sosyalizmde olduğundan daha güçlü bir yer bilincine sahip olma çağrısı” sağlanacağını söylemektedir.
 
Dirlik’in Çin konusunda bir uzman olduğu açık. Özellikle Çin Halk Cumhuriyeti’nin kendisinin ‘dönüm noktası’ olarak tanımladığı 1989’da Tiananmen krizinden sonra küresel kapitalizmle entegrasyonunu ele alarak, ulusal kalkınma perspektifini tartıştığı makale dikkate değerdir. Bu makalede son 30 yıldır Çin’de yaşananın süreci “… küresel ilişkilerin yeniden yapılandırılmasının ürünleri olan sorunlara somut çözümler de sunuyor” olarak tanımlıyor.
 
Şüphesiz küreselleşme sadece sermayenin değil, bilginin ve kültürün de küreselleşmesi. Daha temelde küreselleşmenin kendisinin de bizatihi merkezden çevreye küreselleşmesi. Bu anlamda küreselleşme aynı zamanda bir tür standartlaşma ve homojenizasyon. Daha küçük sermaye ve birikimlerin daha büyük birikimler karşısında da miktar olarak eşitlenmese de, imkân ve seyyaliyet açısından eşitlenmesi demek. Tekil bir batı kültürünün diğer kültürler üzerinde hegemonya kurması ama aynı zamanda daha küçük kimlik/kültür gruplanın kendi aidiyetlerinin peşine düşmesi demek, bu taleplerin siyasallaşması demek. Siyasetten daha yerel ve daha katılımcı karar mekanizmaları demek. Bu açıdan kürselleşme için yapılacak herhangi bir teşhis, yapılan yer ve durumla ilgili olabilir. Onun evrenselleştirilmesi söz konusu olamaz.
 
Küreselleşme dendiğinde sadece sermaye ve kapitalizm akla geliyor. Ancak Dirlik’in kitabı daha geniş çerçevede kimlik, siyaset ve bir bütün olarak krizi de analiz ediyor. Bu açıdan özelikle Çin’de ne yaşandığını bilmek, Çin’in küresel sisteme entegrasyonu üzerinde fikir edinmek, modernite üzerine alternatif bir okuma için mutlaka okunması ve kütüphanelerde bulunması gereken bir kitap.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çeyizime Bir Kefen, 1990’lı yıllardan beri Türk şiirine katkı veren şair Ali Emre’nin altıncı şiir kitabı. Şaire ait altı kitap arasında tematik bakımdan merkezî bir öneme sahip Meryem’in Yokluğunda adlı toplam sonrasında yayınlanan Çeyizime Bir Kefen, “biz ve onlar” arasındaki bitimsiz kavganın şairin diline yansıyan yeni ve şimdilik son uğrağı.

Kitaplar da insanlara benzemez mi? Adlarıyla, biçimleriyle, anlattıklarıyla... Sanırım ben en çok azınlığın keşfine, ellerine ve kütüphanesine vardığı Halil Cibran, Oruç Aruoba, Emil Cioran gibi insanları seviyorum. Onlar benzersiz ve ikâmesiz bir kendiliği metnine getirmeyi başaranlar.

Keiji Nakazawa, Amerika Birleşik Devletleri’nin, İkinci Dünya Savaşı’nın bitişini ilan eden atom bombası dehşetinin ilkini Hiroşima’da, 6 Ağustos 1945’te ailesiyle birlikte yaşadı.

Amerikalı çok sayıda müzisyen, şarkıcı ve söz yazarının edebiyat dünyasına giriş yaptığını ve bu dünyada tutunarak üretmeye devam ettiğini görüyoruz. Örneğin punk rock kraliçesi olarak kabul edilen Patti Smith, yeni yayımlanan beşinci kitabı Year of The Monkey ile edebi alanda daha anlatacak çok hikâyesi olduğunu kanıtlayanlardan.

“Ey tutkun gönül, derdini kendine sakla” Meksika Halk Şarkısı

 

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.