Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Bizden bir santimetre uzakta



Toplam oy: 692
Geoff Dyer // Çev. Ayşe Ünal Ersönmez
Sel Yayıncılık
Geoff Dyer yanı başımızda bizimle film izliyor, sevdiği yazar için yazmaya çalıştığı incelemeyi her daim ileriye sallıyor, kadınlarla flört edip kafayı bulmaktan yapması gereken işi yapamıyor. Dyer, bizden bir santimetre uzakta.

Geoff Dyer, Londra’da bir kitapçıya gider ve kendi kitabını çoksatanlar bölümünde görür. Kitapçının sahibini ismen de olsa tanıdığından, yanına gidip bunun doğru olup olmadığını sormanın iyi bir fikir olduğunu düşünür. “Hayır,” der kitapçı, “tabii ki doğru değil. Sadece nereye koyacağımızı bir türlü bulamadık.” Mevzubahis kitap, yazarın But Beautiful: A Book About Jazz kitabıdır ve kitap bir müzik-caz kitabı değildir. Kitap için anı denemez, içindekiler öykü sayılamaz. 

 

Sayısız ödül sahibi, 1958 doğumlu İngiliz yazar Geoff Dyer’ın yazdıkları 24 dile çevrilmiş. Yazdıklarıyla İngiliz dilindeki en orijinal yazarlar arasında gösterilen Dyer, cazdan D. H. Lawrence’a, seksten seyahate türlü konular hakkında denemeler, romanlar, öyküler yazmış bir yazar. Mart ayında İngiltere’de çıkan Another Great Day at Sea adlı kitabında George H. W. Bush uçak gemisindeki bir haftasını anlatan Dyer, savaş gemileri hakkında da yazmış oldu.

 

İz sürücüye bir iz sürücü

 

 

Geoff Dyer’ı Türkçe okuru ilk olarak Everest Yayınları tarafından yayımlanan Zona (Bir Odaya Yapılan Bir Yolculuk Üzerine Bir Film Üzerine Bir Kitap) ile tanıdı. Kitapta Geoff Dyer, Tarkovski’nin Stalker filminin plan plan analizini yapıyor, bu başyapıtın büyülü dünyasında bizi bir maceraya çıkarıyordu. Stalker’in, Boris ve Arkadiy Strugatskiy adlı iki yazarın Uzayda Piknik adlı kitabından uyarlandığını düşünürsek, Geoff Dyer’ın Zona kitabı aslında bir kitaptan uyarlanan bir film üzerine yazılmış bir kitap olma özelliğini de taşıyor. 

 

Dyer’ı tanımayanların aklına gelecek ilk soru şu olsa gerek: Sevdiği bir filmi anlatan arkadaşlarımızı bile on saniye dinledikten sonra sıkılırken, halihazırda belki de birçok kez izlediğimiz bir filmin plan plan analizini bir de neden İngiliz bir yazardan okuyalım? Bunun cevabı, Dyer’ın caz kitabını koyacak bir yer bulamadığı için çoksatan rafına koyan kitapçıda saklı. Dyer’ın caz kitabı nasıl bir müzik kitabı değilse, bu kitap da, bir sinema analizi değil. Dyer, “Daha sonra İz Sürücü sahneye giriyor” tarzı bir anlatımdan ziyade, DVD oynatıcısının play tuşuna basıyor, eline klavyesini –belki de kalemini- alıyor ve başlıyor yazmaya. Kimi zaman karaktere takıyor kafayı ve filmi izlerken yanı başınızda konuşan geveze üniversite arkadaşınız oluyor, kimi zaman Heidegger’den, Zizek’ten, Nuri Bilge Ceylan’dan bahsediyor ve bir sinema eleştirmeni oluyor. Hatta kitabın orta yerinde, bölümü kesiyor ve sinemadaki gibi bir ara bile veriyor. Kitap filmle ilgili bir kitaptan, bir sinema analizinden çok, filmi ödüllü İngiliz bir yazarla izleme kitabı. Dyer, Bölge’ye gidenlere eşlik eden İz Sürücü gibi, bizlere film boyunca eşlik ediyor ve ortaya özgün bir okuma macerası çıkarıyor.

 

 Jeff Venedik'te, peki Varanasi'deki kim?

 

Geoff Dyer’ın Türkçeye çevirilen bir diğer kitabı, Venedik’te Aşk Varanasi’de Ölüm, Sel Yayıncılık tarafından yayımlandı. Kitap, Türkçedeki üç Geoff Dyer kitabı arasında, en azından roman rafına koyulabilecek, sınırları kısmen daha belirli olan kitap. İlk bölümü nehirlerin ortasındaki Venedik’te, ikinci bölümü Ganj Nehri kıyısındaki Varanasi’de geçen kitapta, Dyer bize iki farklı öykü anlatıyor. İlk bölümde üçüncü tekil şahıstan dinlediğimiz hikaye, ikinci bölümde birinci tekile geçiyor; ilk bölümdeki bıkkın ve umarsız gazeteci Jeff, birinci tekilde daha olgun ve görmüş-geçirmiş bir karaktere bırakıyor yerini. 

 

Kitabın ilk bölümü, 40’lı yaşlarında, bıkkın ve umarsız gazeteci Jeff Atman’ın Venedik’e bienal açılışı ve bir söyleşi için gönderilmesiyle başlar. Jeff kendisini hiç tahmin etmediği bir biçimde tutkulu bir aşkın içinde bulur. Laura çok hoş bir kadındır, Jeff de afallamaz; zihni müstehcenlikle dolup taşsa da, Laura’nın göğüslerine değil köprücük kemiklerine iltifat etmeyi başarır ve bir aşkın içinde bulur kendisini. (Bir not: Geoff Dyer’ın kadın-erkek ilişkilerini yansıtmadaki mahareti birçok kitapta görülüyor. Bu kitapları okurken, aniden tüm kitapların Rebecca adlı tek bir kadına ithaf edildiğini öğrenmek ise, beklenen mi yoksa şaşırtan bir sonuç mudur, bu cevap kişiden kişiye değişiyor işte.) 

 

Venedik kısmı, aynı zamanda bir bienalde de geçtiği için, bienal eleştirisi de barındırıyor içinde. Hırslı gözlükleriyle gülümseyen insanlar, hiçbir şeye erişimi olmayan halk takımı, en tepede yer alan sanatçılar, küratörler ve hemen ardından gelen koleksiyonerler, gazeteciler eleştirmenlerle bienal camiasının hiyerarşik yapısı ve saçma kast sistemi. Bu kast sistemi ikinci bölümde gerçek kast sistemine dönüşüyor: İçinde para bulunan gümüş kap sallayan şanslılar, kabı olmayan şanslılar; elsiz şanssızlar. Bellini içilip sohbet edilen bienalden, ikinci bölümde gerçekliğin ortasına düşüş, ilk bölümdeki üçüncü tekil ve ikinci bölümdeki birinci tekili de açıklıyor gibi. İlk bölümdeki karakter Jeff, ikinci bölümde hayatın ortasına düşüyor ve ete kemiğe bürünüyor: Geoff? 

 

Yaratıcısının iradesi kadar özgür biçimli

 

Alain de Botton’ın sözleriyle “Bir D.H. Lawrence müptelasının iç dünyasını son derece eğlenceli ve özgün bir şekilde anlatan” Bir Hışımla, şüphesiz Türkçedeki en ilgi çekici Geoff Dyer romanı. Everest Yayınları tarafından yayımlanan, otobiyografik roman, gezi, edebiyat incelemesi, itirafname, taşlama, anı, anlatı… olarak nitelendirilebilecek kitap, D.H. Lawrence üzerine bir saygı sunumu niteliğinde bir kitap yazmaya soyunan yazarın hikayesi. Fakat bir sorun var; bu yazarın dikkati epey dağınık:

 

“Lawrence hakkında yazacağım kitapla ilgili herhangi bir gelişme kaydedeceksem….”, “Lawrence incelememde bir ilerleme kaydedebilmem için…”, “Şayet Lawrence incelememle ilgili bir ilerleme kaydedeceksem…” şeklinde uzayıp giden, uzadıkça bir biçimden diğerine koşan Geoff Dyer’ı tanımak için belki de okunması en elzem kitaplardan. 

 

Dyer, Zona kitabında Stalker’deki Yazar’dan bahsederken, Yazar’ın, “Mutlak surette hiçlik,” üzerine yazması gerektiğini söyler ve Dyer buradan Flaubert’e bir yol çizer. Flaubert, 1852 yılında yazdığı bir mektubunda “Hiçlik hakkında, hiçbir şeye bağlı olmayan bir kitap yazma” tutkusunu beyan etmiştir. Sanatın geleceği ona göre bu istikamettedir: “Yaratıcısının iradesi kadar özgür biçimli” bir sanat. Zona’da Flaubert’ten alıntıladığı bu sanat, Dyer’ın Bir Hışımla’sının ta kendisi. Bir Hışımla hiçbir biçime sahip değil. Hiçbir rafa koyulamaz—ve aynı ölçüde her rafa konulabilir.

 

Dyer kendisiyle yapılan bir söyleşide, yazdıklarının hayattan bir santimetre uzaklıkta olduğunu söylüyor ve tüm hünerin o bir santimetrede gerçekleştiğini söylüyor. Yazarın iradesi, o bir santimetrede vuku buluyor. Dyer kitapları, kurgu ile bütünleşmek için bir anlatıya ya da öyküye ihtiyaç duymuyor; yine de hepsinin bir düzeni, yapısı, en önemlisi bir tonu var. Hiçbir konusu yok, ya da konusu mümkün olduğunca görülmüyor. Geleneğin yükünün getirdiği mekanik talepler yok, sadece yazarın üslubu var; Dyer yanı başımızda bizimle film izliyor, sevdiği yazar için yazmaya çalıştığı incelemeyi her daim ileriye sallıyor, kadınlarla flört edip kafayı bulmaktan yapması gereken işi yapamıyor. Dyer, bizden bir santimetre uzakta. 

 


 

* Görsel: Liana Finck

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Tıpkı sizin gibi. Kitabı eline almış ve alacaklar gibi, zarif kitap kapağına hayran oluyorum. Kitap kapağının güzelliğinin sadece çizgilerden ibaret olmadığını hissetmiş olmalıyız öyle uzun uzun bakarken. Kuşlarla gelen bir genişlik, kanatlanma duygusu, sarı ile gelen anlam, uçabilecek olmanın tedirginliği ve başkaca pıt pıt açıverecek nice duyguları bekleyerek bakıyoruz resme.

Kendi anlatı evrenini kuran, hikâyelerini birbirine teyelleyip size aşina bir karakteri başka bir öykünün kıyısından geçiren yazarlara pek meftunum. Bunun nedeni kültürel kodlarımıza kazınan Binbir Gece tarzı anlatılar olabileceği gibi Borges’i pek sevmemize neden olan oyuncu tavır ya da postmodern estetiğin parçalanmış gerçeklik fikri de pekâlâ olabilir.

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.