Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Büyülü devrim



Toplam oy: 355
Alejo Carpentier
h2o Kitap
Bu Dünyanın Krallığı, tarihsel arka planı göz ardı edilerek okunduğunda anlamsız gibi görünebilir. Ancak Haiti’nin geçmişini ve tüm Latin Amerika’nın hikayesini dikkate aldığımızda her şey rayına oturuyor.

Alejo Carpentier, başka pek çok Latin Amerikalı yazardan daha az bilinen bir isim. Kaleme aldığı ve dünya çapında adından söz ettiren Bu Dünyanın Krallığı romanıyla aslında “büyülü gerçekçiliğe” dair tartışmanın fitilini ateşleyen edebiyatçı.

Carpentier, Haiti’deki devrimi hem bir düş hem de o düşün gerçekleşmesi olarak ele alıyor. Zaman zaman büyü ve metafizik, zaman zaman da bir devrimi oluşturan bütün koşullar Bu Dünyanın Krallığı romanında bir arada. Bir rüya gibi algılanan kölelikten bağımsızlığa geçiş sürecini, Amerika’ya kıta dışından ilk ayak basanların gördüğü gibi sanatsal ve şaşırtıcı bir biçimde anlatıyor Carpentier. Daha doğrusu bu eylemin, bilinen devrim anlayışının dışında ve pek de tahmin edilemez biçimde hayat bulabileceğini gözler önüne sererken, mevcut gelişmeyi tetikleyenin “büyülü gerçeklik” olduğunu savunuyor.

Haiti’den yola çıkıp Amerika, Asya ve Avrupa arasındaki bağları anlatmaya çalışan Carpentier, bunu bir devrim temasına oturtarak, adeta giriş-gelişme-sonuç çizgisine dayandırıp okura aktardığı devrimi destansı bir metne dönüştürüyor. Kurmacanın ve gerçekliğin kol kola girdiği kitapta, bağımsızlık mücadelesi ile Haiti hanedanlığının ilk dönemleri de ele alınıyor. Aynı şekilde bir tarafta gerçeklik dururken öte yanda mitler, büyüler ve hayali olan yer alıyor. Zamanın çoğunlukla belirsiz olduğunu ama yazarın kaleminin gücüyle bundan doğan boşluğun sanatsallıkla kapandığını görüyoruz. Adı geçen sanatsallık ile Carpentier’in anlattığı Haiti’yi yaratan şey aynı: Karışım. Ülke, ne tam anlamıyla Amerikanlaşmış ne de Afrikalılığından, Asyalılığından ve Avrupalılığından vazgeçmiş, okyanusun ortasında bir kara parçası; başka bir deyişle, hepsinden ayrı ayrı beslenen ve topraklarında yenileşme hareketi filizlenen bir ada. Tıpkı Carpentier’in kurduğu dil gibi. İşte yazarın “büyülü” dediği ve kültürel geçmişini ya da mirasını reddetmeyen, aksine oradan hareketle kendini diri tutan geleneğin anlatımı.

Bu Dünyanın Krallığı, tarihsel arka planı göz ardı edilerek okunduğunda anlamsız gibi görünebiliyor. Ancak Haiti’nin geçmişini ve tüm Latin Amerika’nın hikayesini dikkate aldığımızda her şey rayına oturuyor. Bu da bellektekilerin, yani özel anlamıyla romana konu olan Haiti ve Latin Amerika kültürünün zeminiyle ilgili. Carpentier’in Haiti özelinde anlatmaya çalıştığı ve atıf yaptığı şey de bu; bazen gizli kalan bazen de kendini açığa vuran belleğin kodları. Söz konusu kodlar, romanda sıradan hayatın sıra dışılığıyla kendini ele veriyor. Bağımsızlık ve özgürlük için inançlarını da sırtlanan halkın mücadeleye veya kolektivizme gönül verip devrim dansına girişmesi buna güzel bir örnek olabilir.

 

 

 

Kesişen sınırlar

 

Bu Dünyanın Krallığı, Carpentier’in köle-efendi diyalektiği etrafında şekillendirdiği bir çatışmayı, başkaldırıyı ve büyülerden yararlanan halkın, efendilerini alaşağı etme çabasını anlatarak devrim şablonunu yırtıp atıyor. Yazar, aslan payını olağanüstülüğe verirken yerelliğe ait ne varsa kullanıyor. “Kullanmak” lafı asla pragmatik bir yaklaşım olarak algılanmamalı; zira Carpentier, olağanın olağanüstü hale gelişini veya zaten bu nüveyi içinde taşıyışını, Latin Amerika’nın bir özelliği biçiminde okura sunuyor: Olağanüstü, yeryüzüne iniyor; ayağını toprağa basıyor ve böylece yazarın büyülü gerçeklik dediği kanala giriyor. Sonuçta olağanınkiyle olağanüstünün sınırları kesişiyor.

 

Bütün bunlardan sonra Mario Vargas Llosa gibi sormalıyız: Carpentier, Bu Dünyanın Krallığı’yla akışını bozduğu gerçekliği kurmacayla yeniden mi yaratıyor, yoksa sadece kişi ve yerlerin isimlerini değiştirip edebiyat yoluyla bir gerçekliğin aktarımına mı girişiyor? Kitabı okuyanlar buna mutlaka yanıt bulacaktır. Ancak ortada olan bir şey var: Carpentier’in anlattığı edim, bir şekilde güncel ve bunu güçlü kılansa kitap boyunca farklı yüzlerine rastladığımız kültürel miras. Yani yazarın deyişiyle, olağanlığın temelindeki olağan dışılık; bir başka deyişle “büyülü gerçeklik.” Bu kültürel kod, hem kitaptaki hem de kitabın dışındaki günlük yaşama ve tarihi eylemlere yön veriyor yazara göre.  

 

 


 

 

Görsel: Servet Kesmen

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Söyleşi

Sanat eleştirmeni Samed Karagöz, gazete ve dergilerde çağdaş sanat hakkında kaleme aldığı yazılarını Kamçatka (Profil Yayınları) adlı kitabında bir araya topladı. Karagöz, sanat üzerine yazarken, eleştirirken sanata karşı gösterdiği tutkulu bağlılığı ve sevgiyi hiç kaybetmeden, okuru için özel bir yol haritası da çiziyor.

ŞahaneBirKitap

Edebiyat eleştirmeni Adam Kirsch, Küresel Roman - 21. Yüzyılda Dünyayı Yazmak kitabında bir romanı küreselleştiren şey nedir sorusunun yanıtını arıyor.

Editörden

Kitaplarla ilgili internet sitelerini, dergileri karıştırdığınızda karşınıza çıkan en ilgi çekici içerik, “Hangi kitabı okumalıyım?” sorusuna verilen cevaplardır. Bu cevaplar genelde ortalama bir anlayışın yansımasıdır. Kitap okumak seçkin bir eylemdir ve kitap okuyacak kişi de, bu özel eylemi gerçekleştirmek için en “seçkin” kitabı bulmalıdır.