Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Buyurun yazın sofrasına



Toplam oy: 59
Mark Crick
Can Yayınları

Edebiyatı veya edebiyat tarihinde yer etmiş ürünleri yemekle; yazarlarını da aşçılıkla eşleştirmek, nereden bakarsanız bakın ilginç bir yaklaşım. Mark Crick'in Kafka'nın Çorbası adlı çalışması, yemek tarifleri üzerinden (yemeği yer yer metafor olarak kullanarak) farklı bir yola sapıyor.

Edebiyatı yemekle yan yana getirmenin bazılarına çekici gelen bir yanı bulunabilir. Kimileri de hemen “tüketim kültürü”ne dayandırabilir işi. Ama olaya şöyle bakalım: İlginç tarif, uygun pişirme ve doğru yazar (ya da aşçı mı desek) buluştuğunda ortaya tadından yenmez şeyler çıkmaz mı? Kafka'nın Çorbası, konuya işte buradan yaklaşıyor.

Dünya edebiyatının kalbur üstü isimlerini mutfağa sokma fikri pek denenmiş bir şey değil gerçekten. Mark Crick ayrıksı bir yola girmeyi aklına koymuş ve bunu başarmış da. Ünlü yazarların biçemlerini ve bazen de sözleri ile yöntemlerini aslına yakın biçimde gözümüze sokuyor Crick. Mutfaktan gelen kokular her ne kadar kopya olsa da, gerçekte bu yazarlar ocağın başına geçse ne pişireceğini zihninde canlandırarak (onlara en uygun tarifleri bularak) kâğıda dökmüş. Bazen tatlı, bazen acı ve kimi zaman da buruk bir tat duyumsuyoruz.

Kafka “Miso Çorbası”nı pişirirken, Irwine Welsh “Çikolatalı Keki” fırına veriyor. Kek pişerken, Crick, Welsh'i konuşturuyor: “Evrenin merkezinde olduğumuzu sanıyoruz ama değiliz. Hem zaten evren dediğin nedir ki? Yalnızca bitip tükenmeden dolanıp durduğumuz sonsuz bir kavşak ve yapabileceğimiz hiçbir şey de yok. Ölmek için yaşıyoruz. İşte bu kadar.”

Satırlar arasında yol aldıkça mide krampları yaşamak olası. Çünkü her başlangıç yepyeni ve birbirinden hayli farklı tatları barındırıyor. Crick'in işi de kolay değil. Ne de olsa pek çok yazarın zihni ve kimliğine girip çıkıyor. Dolayısıyla yemekler de marşandiz gibi açık büfede sıralanıyor.

Tabii bunlar içinde belki de en manidar olanı Sade'ın pişirdiği “İçi Doldurulmuş Kemiksiz Piliç.” Virginia Woolf'un vişnelerle uğraşması da, en az Sade'ın piliçleri ateşe vermesi kadar manidar.

Yazı masasından mutfağa, oradan da yemek masasına yollanan edebiyatçıların aşçılıkları yazarlıkları kadar başarılı mıydı orası bilinmez ama Crick'in kurgusuna göre mutfakta da bir hayli iyi görünüyor bu isimler.

Jorge Luis Borges'in “Dieppe Dilbalığı”, Graham Greene'in “Vietnam Tavuğu” tarifi ve bunlara eklenen hikâyeler, hem Crick'in kurgusunun hem de bu kurgu içinde yazarların aşçılığının başarısını gösteriyor.

Kim ne tarif ederse etsin, ardından ne pişirirse pişirsin, bu sonsuz sofrada yine en özgün ve en lezzetli yemekler kalacak. Crick'in seçimleri de bunun kanıtı gibi.

Mark Crick, Kafka'nın Çorbası'nda kendisi için önem taşıyan edebiyatçıları seçmiş, bu belli. Sonunda okur da aynısını yapabilir ve kendine şunu sorabilir: Benim yazarların kim ve acaba onlar mutfağa girse ne pişirir?

Nasılsa edebiyat da mutfağı da geniş; düşün düşün, pişir pişir bitmez...

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

George Ritzer’ın üniversite öğrencilerine hazırlanmış ders kitabı niteliğindeki çalışması ‘Küresel Dünya’, dipnot ve alıntıların içinde kaybolmadan, ‘küreselleşmenin temel niteliklerini’ gözden kaçırmadan, güncel veri ve gözlemleri es geçmeden ‘toptan’ bir inceleme sunuyor. 

On dört yaşındaydım ve hayat, bir deniz yatağında uyumamı emrediyordu. Oysa deniz yatağı, altında deniz olmadan bir çakıl çuvalına benzer. Uyutmaz. Uyutsa da gördüğün rüyayı hatırlatmaz. Latin alfabesini doğduktan ancak dokuz yıl sonra öğrenebilmiş bir çocuğa, eline tesadüfen geçmiş bir romanı okutmaktan başka bir halta yaramaz.

 

Meksikalı Juan Rulfo, yaşadığı kadar yazan biri değil ne yazık ki. Fakat onun, kaleme aldığı az sayıdaki yapıtıyla pek çok ismi etkilediğini söylemek lazım. Ülkesi Meksika ve Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden olan Rulfo'nun tek romanı Pedro Paramo.

 

Heinrich Böll’ün Can Yayınları’ndan çıkan öykü kitabı, duyguları alt üst eden, insan elinden çıkma vahşetin sahici korkunçluğuyla bir kere daha yüzleştiren, can yakan bir kefaret öyküleri seçkisi.

 "Biz kendimizi, kendi köyümüz dışındaki her yerde rahat sayan huzursuz insanlarız.” Cesare Pavese.

   

Hem ruhsal hem de edebi olarak yüzyıllara yayılan o kadar güçlü bir hikâye ki onunki, aslında yazarına da fazlaca söz bırakmıyor.

Yunus Emre kimdir? Ya da şöyle sorayım, bizim Yunus’u bilmeyen var mıdır? Hepimiz biliriz onu, en mühimi de severiz, hem de çok severiz... Niyesi belli, çünkü Yunus’uzdur hepimiz. Kendini Anadolu’da yeniden yaratmış Türk insanının bizzat özüdür o. 13. yüzyıl Anadolusu’nda yaşamış bu derviş, bu şair, bulduklarıyla değil aradıklarıyla, büyük arayışıyla ve çilesiyle temsil eder bizi.

Söyleşi

RIZA KIRAÇ'LA SÖYLEŞİ: "Türkiye'de dair paranoyak bir hikâye anlatmaktı amacım..."

 

AYCAN AŞKIM SAROĞLU

 


ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Çok yerinde bir açıklama. Dünyanın nereye gittiğini herkesin görmesi lazım!
57% (41 oy)
Beni ilgilendirmiyor. Bir edebi yapıtın bana ulaşma yoluyla ilgilenmem, ben okuduğuma bakarım.
22% (16 oy)
Bence çok yanlış. Usulsüzlüğü, yasadışılığı övmesi savunulamaz!
22% (16 oy)
Oy veren sayısı: 72

Eski anketler



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun