Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

CÖMERT BİR KİTAP



Toplam oy: 1336
Murathan Mungan
Metis Yayınları

Murathan Mungan,  öyküleri, şiirleri, oyunlarının yanı sıra denemeleriyle de rüştünü ispat etmiş bir yazar. Sinema yazılarını bir araya topladığı 'Kullanılmış Biletler' adlı güzel kitabını bir solukta okumuştum. İzlemediğim birkaç filmin adını hemen kaydetmiş; izlediklerimi de geri dönme ihtiyacını hissetmiştim (Amorcord filmi üzerine yazdıkları ile derin bir okuma fırsatı sunuyordu.)

Bazı edebiyat dergilerinde yayınlanan fragmanlarını yakın zamanda '227 Sayfa' adıyla kitaplaştırdı. Fragmanlar Adorno, Benjamin gibi yazarların eserlerinde  hem ufuk açıcı hem de müthiş bir edebi zevk veren bir yazım biçimiydi. Mungan da bu kitabında aynı yolda aynı hassasiyetle ilerliyor. Bütün yazılarında okumaya yaşamaya ve neticede anlatmaya tutkulu bir yüreğin cömert sesi işitiliyor. Üstelik genç yazarlar için rehber olabilecek notlar da mevcut.

Kitapta en çok ilgimi çeken yazarın ısrarla günümüzde dile karşı takınılan vurdumduymazlığı,  sözü taşıma ehliyeti ve sözü omuzlama sorumluluğu kavramların ışığında sorgulamasıydı. Sevdiği kelimler sözlüğünü yapmayı düşünen bu hassas tavrın yer yer estetik yer yer de etik bir bakışla kültür dünyasında verdiği örnekler de oldukça güzel.

Hızın, tüketimin hâkim olduğu dünyada kaybolup gidecek küçük şeylere mütevazı bir sahip çıkma çabasının ürünü paylaşımlar.  Yaşam pratiğimizde hiçbir karşılığı olmadığı,  büyük yazarlardan dev alıntılar yaparak süslediğimiz ezber yazılarımızda önce, söylediğimizin bizi ne derece kuşattığını ısrarla soran paragraflar.

Mungan,  geniş merakı, entelektüel donanımı, birçok alanda söz söyleme ehliyeti ile müzik, sinema, siyaset gibi geniş bir yelpazede okurunu evine, kütüphanesine davet ediyor ve eserlerinin arka bahçelerinde usul bir seyahate çıkarıyor. Ben kendi adıma birçok yazarın beslendiği kaynakları hep merak etmişim. Bazı yazarların meçhul nedenlerle bunları saklayıp eserlerinde başka isimlere yer vermemesine karşılık Mungan’ın bu konudaki cömertliği de takdire değer.
   
Hepimizin okuması gerektiğini düşündüğü kitaplardan bazılarını adını anarken şu önemli isimleri tekrar buraya  alma ihtiyacı hissetim: NietzscheE.CanettiBaudrillardE.M. CioranSusan SontagGilles DeleuzeFelix GuattariWalter Benjamin, Adorno, N.ChomskyEdward W.SaidAlberto ManguelRoland BarthesMircea EliadeUmberto EcoGeorges BatailleRichard SennettJudith ButlerHannah ArendtTerry Eagleton, Max HorkheimerSlavoj ZizekMichel Foucault, John Berger...

Birbirinden güzel ve has  yazarların iyi bir takipçisi olduğu anlaşılan Mungan’ın birçok alanda mahir bir kalem olmasına şaşmamak lazım. Bugün bu yazarlardan sayısızca alıntı yapılıp birçok kişin ağzında isimleri dolaşmaktadır;  ama ilginç bir şekilde Türkçedeki çevrilmiş kitaplarının satış grafiğine baktığımızda aslında bu şahsiyetlerden bahseden birçok insanın bunları hiç okumadığı ortaya çıkacaktır. Doğrusu böyle bir incelemeye de  gerek kalmadan Adorno veya  Benjamin’den tutun  bir diğerine kadar adı anılan bu  şahsiyetlerden icazet alarak konuşanların  sığ düşünceleri, inanılmaz sakat  yorumlarını görünce okumanın tek başına yetmediğini ve yaşamdan süzülmeyen bilginin  ne derece ham, tehlikeli ve yapay  olduğunu da fark edebiliriz.

Kitaptan:
Bazı kitaplar, kitaplığımızda vazgeçilmez güçlerini içeriklerine değil, yaşamımızdaki anı değerlerine borçlanırlar.  Kapakları, eprimiş sararmış  sayfaları, bir aile fotoğrafı, bir gençlik fotoğrafı gibi zamanla değer ve anlam kazanmıştır. Sonradan daha iyi bir kâğıda ya da daha iyi bir çeviriyle daha düzgün baskısı yapılmışsa bile bu kitabın, siz ilk göz olan sadakatinizi sürdürürsünüz.  Sizin için bu kitap o kitaptır. (Anı Gücü, sy, 11)

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Modern sanat telakkisinin adeta “dinselleştiği” ve bunun da en önemli etkisini mimarlık alanında gösterdiği bir bağlamda yaşadı Turgut Cansever. Türkiye ekseninde bir yanda pozitivist bir dünya görüşünün diğer yanda da seküler mistik ve “yaratıcı insan” düşüncesinin egemen olduğu, “bilim”in dogmatikleştiği bir dönem.

Hayat parantezi 1916’da İstanbul’un Fatih semtinde, Atik Ali Paşa’da açıldı Behçet Necatigil’in. Sonra parantezin içerisine bir başka şehir girdi: Kastamonu. Zeki Ömer Defne’nin zilleri çalarken derslere bir bir girenler arasında o hassas ortaokul öğrencisi de vardı. Evlerden, kırlardan, denizlerden duyulan bu ses zil değil şiirin tınısıydı.

“Sanatçı, gözün göremediğini görendir.”

 

Çağdaş Amerikan edebiyatının en parlak yazarlarından Michael Chabon’un bir söyleşisini hatırlıyorum. Yaratıcı yazma atölyelerinin desteklenmesi gerektiğini söylüyordu: “Tamam, kimse kimseye dâhi olmayı öğretemez kuşkusuz ama yazarken hata yapmamak, yazmak denen şeye ‘okur’ gibi değil de ‘yazar’ gibi bakmak pekâlâ öğrenilebilir.

Nehir söyleşi, ara bir tür. Ne biyografi ne de otobiyografi. Otobiyografi değil çünkü hayatınızı nasıl anlatacağınızı söyleşiyi yapan kişinin soruları belirliyor. O çerçeveyi siz çizemiyorsunuz ve birkaç soruyla hiç istemediğiniz günlere veya olaylara geri dönmeniz mümkün.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.