Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Deneyimden Kurmacaya: Asimetri



Toplam oy: 79
Asimetri Türkiye’de yayımlanmadan çok önce, yurtdışında gördüğü ilgiyle merak uyandırmıştı. Bunun ardında, kitabın nasıl yazıldığından, kurgusundan ziyade, bir başka etken var: Philip Roth.

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Asimetri Türkiye’de yayımlanmadan çok önce, yurtdışında gördüğü ilgiyle merak uyandırmıştı. Bunun ardında, kitabın nasıl yazıldığından, kurgusundan ziyade, bir başka etken var: Philip Roth.

 

Kitabın ilk bölümü, genç bir editör ve ünlü bir yazar arasındaki aşkı konu alıyor. Ezra Blazer olarak tanıdığımız karakter Philip Roth’tan ilhamla yaratılmış. Yazar çoğu kısmının bir kurmaca olduğunu söylese de, Ezra Blazer’ın Philip Roth’la benzerliği, aldığı ödüller -National Book Awardya da alamadığı ödüllerle –Nobel-, bariz ve kışkırtıcı; ikili arasında süregelen ilişkinin nasıllığı, genç editörün kendi deneyiminden, hissettiklerinden çok az bahsetmesi ve böylelikle ilişkinin etik kısmının okur tarafından sürekli sorgulanır halde kalması da polemiğe açık ve hayli magazinsel.

 

Hal böyle olunca, kitabın ilk bölümü, son dönemde daha sık rastladığımız, şahsi deneyimleri edebi bir dille anlatan kurmacalara yakınlaşıyor: Lisa Halliday’in, yazarla ilişkisinin detaylarını gizleme ya da yazarın kim olup olmadığını saklama ihtiyacı duymadığı düşünüldüğünde, kitap, Knausgaard deneyiminin daha az bariz ve kurmacaya daha yakın bir türü; insanları kızdırmaya, insanlarda merak uyandırmaya yönelik bir noktada konumlanıyor. Haliyle, yazarın anlattığı detayların hangilerinin gerçek hangilerinin kurmaca olduğuna yönelik bir bulmaca çözerken buluyoruz kendimizi “Budalalık” adlı ilk bölümde. Bu bölümde, genç editör Alice’in yazar Ezra Blazer’la nasıl tanıştığı, ilişkilerinin nasıl geliştiği anlatılıyor. Kendinden yaşça büyük yazar, Alice’in öğrenci kredisi borcunu ödüyor, ona kendi yazdığı kitaptan pasajlar okuyor, Camus’nün nasıl okunduğu dahil genç bir editöre, yalnızlığına ortak olması karşılığında, bildiği birçok şeyi öğretiyor.

 

Kitabın ilk bölümü o voyeristik bakışı okşasa da, ikinci bölümde yazar bambaşka bir hikâyeyi anlatmaya başlıyor. İlk bölümdeki yazar-editör ilişkisi, yazarın şahsi deneyimlerinden yola çıkan ve aslında anlatılması daha kolay olan bölüm; Halliday, “Çılgınlık” adlı ikinci bölümde, kitabı medyatik kılan ilk bölüme göre daha zor bir yol seçiyor ve Iraklı birinin deneyimlerini aktarıyor. Okura bir cevap verir gibi yazar: “Tamam, polemik yaratacağından, ilgi çekeceğinden emin olduğum ilk bölümü yazdım ama bakın, Iraklı birinin deneyimlerini yazacak kadar da bu işi biliyorum ve ilk bölümde anlattığım gibi, bu ilişkiden birçok şey öğrendim.”

 

GÖÇMEN DENEYİMİ İYİ AKTARILIYOR

 

“Çılgınlık”, Iraklı-Amerikan birinin, 2008 yılında, –Alice ve Ezra’nın ilişkisinden altı yıl sonra– Londra’da havaalanında tutulmasıyla, alıkonulmasıyla ilgili. Göçmen bir ailenin yaşadıklarını, Irak’ta yaşamanın nasıl bir şey olduğunu anlatan, ilk bölümdeki Alice’in hikâyesiyle hiçbir ilgisi olmayan –asimetrik– bir hikâye. Kendimizi bir anda Irak’ta buluyoruz, yazar göçmen deneyiminin nasıl bir şey olduğunu –ve haliyle bunu anlatabilecek edebi algıya sahip olduğunu– aktarıyor bizlere. Evet, Lisa Halliday bunu da yazabiliyor. Tek sorun, çok iyi bir anlatıcı da olsanız, Philip Roth’un aşk hayatı olduğunu farz ettiğimiz bir anlatıdan göçmen hikâyesine geçişte birtakım pürüzler çıkabiliyor... Öncelikle, kendimizi nasıl bu hikâyede bulduğumuza dair hiçbir fikrimiz yok. Genç editör, ilk bölümde yaşlı yazara bir roman yazdığından bahsediyor, ikinci bölümün onun yazdıkları olduğuna dair içimizi kemiren bir şeyler de var, fakat bunları kitabın üçüncü bölümünde öğreneceğiz; yazar Ezra Blazer’la yapılan bir söyleşiden.

 

Ezra Blazer’ın Desert Island Discs programının dökümünden oluşan üçüncü bölümde, genç editörün, yaşlı yazardan yazınsal anlamda ne kadar etkilendiğini görebiliyoruz: “Bir de karakterlerimi birbirlerinin hayatlarına sığdırmaya çalışıyor, konuşabilsinler diye kafe köşelerinde bir araya getiriyordum. Birbirlerine bir şeyler açıklayabilsinler diye. Ama hepsi çok zorlamaydı. Zorlama ve yorucu gerçekten çünkü bazen karakterlerinizin ne isterlerse yapmalarına, bir arada var olmalarına izin vermeniz gerekir. Yolları kesişirse, birbirlerine bir şeyler öğretebilirlerse çok iyi. Öğretemezlerse... O da ilginçtir. İlginç değilse baştan başlamanız gerekiyordur belki de. Ama en azından gerçekliğe ihanet etmemişsinizdir.”

 

Lisa Halliday’in Alice karakteriyle Amar Jaafari karakterinin yolları kesişiyor denebilir, ama kesişmiyorsa da, Ezra Blazer’ın dediği gibi, bu şart değil. Romanda, karakterler arasında bir bağlantı kurmanın ne kadar şart olup olmadığı tartışmaya açık. Ezra Blazer’ın dediği gibi, konuşabilsinler diye bir kafe köşesine sığdırılması gerekmiyor karakterlerin; Amar ve Alice, bir kafe köşesinde buluşup birbirlerine bir şey anlatmıyor, Asimetri, her halükarda, ilhamını Ezra Blazer’den alıyor.

 

Asimetri, ilk kitaba göre fazla polemik içerdiğinden önyargılı okunabilir ama polemik içermesi ya da görünürlüğünün, bilinirliğinin belli oranda o polemiğe yaslanması, kitabın nasıl yazıldığına dair her zaman bir fikir vermeyebilir. Göçmen deneyimini iyi aktarıyor yazar; yine de, ilk bölümden sonra ikinci hikâyeye odaklanmanın zor olduğunu söylemeli. Halliday’in sorunu, tam da “iki ülke arasında sıkışmış göçmenleri de yazabilirim!” iddiası olabilir. Birleşik Devletler’in mevcut siyasi durumu göz önüne alındığında, göçmenlik, en az ünlü bir yazarla yaşanan aşk kadar popüler. Haliyle, magazinden göçmenlik hikâyesine geçiş bizi ikna etmiyor ve Halliday’e dair soru işaretleriyle kapatıyoruz kitabı. Yine de bu her zaman kötü olmak zorunda değil; Halliday ikinci kitabı yazmadan bunu bilemeyeceğiz.

 

 

ASİMETRİ
Lisa Halliday

ÇEV: Begüm Kovulmaz
DOMİNGO YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Bir deste gül ne işine yarar

Onun yerine, gel benim gülistanımdan bir yaprak al

Gül ancak beş altı gün yaşar

Bu gülistan daima ter-ü tâze durur

(Sâdi)

 

Gerek akademik, gerek edebi, gerek felsefi, hatta irfanî kaynaklara baktığımızda, delilik üzerine sayfalarca, kitaplarca, ciltlerce yazıldığını rahatlıkla görebiliriz. Şairler de bolca bahseder delilikten, Doğu kültüründen Batı kültürüne hemen hemen tüm düşünürler, filozoflar, velîler de.

Gündelik hayatta sık sık kullandığımız iki söz ediminin birbirlerine yakınlıkları da dikkat çeker: Söz vermek ile yemin etmek. Gerçi söz vermenin seküler, yemin etmenin ise kutsal olandan hareketle anlamlandırılabileceği ileri sürülebilir. Buna göre söz vermede kişi kendi itibarını pey sürmektedir. Sözünü tutamazsa itibarını yitirecektir.

Yaşar Nabi’nin yayımladığı ilk kitaptı Otuz Beş Yaş

 

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.