Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Derslere katılıyormuş gibi



Toplam oy: 1576
Vladimir Nabokov
İletişim Yayınevi
Kitabın başlığına kanıp içeriğin genel anlamda edebiyat ile ilgili olduğu sanılmasın. İncelenen romanları okumadıysanız, okumaya da niyetiniz yoksa kitabı pas geçebilirsiniz. Zira derslerin içeriği Nabokov'un sınıfta bölüm bölüm gerçekleştirdiği analizlerden oluşuyor. Bu kitaptan yararlanmanın yöntemi, hocanın derslerine katılıyormuş gibi yapmak ve bu romanları hocanın eşliğinde okumak olacaktır.

Bir romanı, sevdiğiniz bir başka romancının eşliğinde okumak paha biçilmez bir deneyimdir; bir dehanın bir başka dehayı okuması sürecidir çünkü bu. Eleştirmen değildir romancı, farklı bir noktada durmaktadır. O nokta hayatını edebiyata adamış, sürecin tüm sıkıntılarını, keyiflerini bizatihi deneyimlemiş; yalnız, aykırı, huysuz, hınzır, asabi, uyumsuz yaratıcının, kimileyin binlerce hayranının yerinde olmak istediği noktadır. Büyülü bir nokta. Duygusal, zihinsel kapasitelerimiz elverdiğince, o büyülü noktadan insanın, dünyanın nasıl göründüğünü romanları aracılığı ile anlamaya çalışırız. O noktadan, bir başka yazarın bizim de okuduğumuz bir romanının nasıl yorumlandığını okuyabilmek ise sadece yorumlananın değil, yorumlayanın eserinde de yeni katmanları keşfetmemize neden olabilir. Tıpkı Nabokov'un geçinebilmek için verdiği edebiyat derslerinin notlarından derlenen kitabı okuduğumuzda idrak edebileceğimiz gibi.

 

Bu metinler tamamıyla yeni değil Türkçede. 1988 tarihli Ada Yayınları baskısı Cervantes, Çehov, Tolstoy, Turgenyev, Flaubert, Kafka derslerinden oluşuyordu. Ancak İletişim Yayınları, ustanın Cornell Üniversitesi’nde verdiği "Avrupa Kurmaca Ustaları" dersine paralel bir sınıflama ile, daha önce yayımladığı Rus Edebiyatı Dersleri (2013) ve Nikolay Gogol (2012) ciltlerinin ardından Edebiyat Dersleri'ni yayımladı. Bu ciltte Jane Austen – Mansfield Parkı, Charles Dickens – Kasvetli Ev, Gustave Flaubert – Madame Bovary, Robert Louis Stevenson – Doktor Jekyll ve Bay Hyde, Marcel Proust – Swann'ların Tarafı, Franz Kafka – Değişim ve son olarak da James Joyce – Ulysses dersleri yer alıyor. Bu metinlerin kitaplaştırılması Nabokov'un ölümünden sonra gerçekleşmiş. Onun notlarından derlenmiş ve yoğun bir editoryal çalışmanın ürünü olduklarından sözcüğü sözcüğüne Nabokov metinleri olarak düşünmemek gerekiyor. (Yukarıda andığımız Gogol incelemesi ise, bizzat Nabokov'un kitap olarak son halini verdiği bir eser.)

 

Kitabın başlığına kanıp içeriğin genel anlamda edebiyat ile ilgili olduğu sanılmasın. İncelenen romanları okumadıysanız, okumaya da niyetiniz yoksa kitabı pas geçebilirsiniz. Zira derslerin içeriği Nabokov'un sınıfta bölüm bölüm gerçekleştirdiği analizlerden oluşuyor. Bu kitaptan yararlanmanın yöntemi, hocanın derslerine katılıyormuş gibi yapmak ve bu romanları hocanın eşliğinde okumak olacaktır. Daha önce okumuş olsanız bile bunu öneriyorum. Zira Nabokov'un Flaubert hayranlığı nedeni ile özellikle coştuğu ve zirveye çıktığı Bovary analizini okurken, daha önce iki kere okuduğum bu romanı hoca ile birlikte bir kez daha okumam gerektiğine kani oldum.

 

Kapalı okuma

 

Nabokov romancılık kadar –belki daha da fazla– ciddiye aldığı diğer uğraşı entomologluk (böcek bilimci) vesilesi ile peşinde koştuğu nadir kelebekler kadar nadir rastlanan niteliklerle mücehhez bir insandır. Bir söyleşisinde, "Rusya'da devrim olmasaydı, belki de edebiyata hiç bulaşmayıp ömrümün sonuna kadar Rusya dağlarında kelebek peşinde koşturan birisi olarak kalabilirdim," mealinde konuşur... St. Petersburglu aristokrat, zengin bir ailenin çocuğudur. Daha çocukluğunda üç dili öğrenir. Savaş ve Barış'ı okuduğunda 11 yaşındadır. Dickens uzmanı olduğunu belirttiği babası ile on-on beş yaşları arasında, hayatının başka herhangi bir beş yıllık döneminde okuduğundan daha fazla –İngilizce, Rusça ve Fransızca– kurmaca ve şiir okuduğunu söyler. Okulda uyumsuz ve ukala görülür. Devrimden sonra büyük zenginliklerini geride bırakarak Rusya'yı terk etmek zorunda kaldıklarında, eğitime devam için ilk adres Cambridge'dir. Nabokov sadece entelektüel becerileri ile ön plana çıkmaz; edebiyat, böcek bilim, satranç uzmanlıklarının yanı sıra atletik, güçlü kuvvetli bedeni ile boks dersleri verecek kadar da iyi bir boksördür. Ayrıca bu derslerin Lolita'dan önce, Nabokov'un yayımlanmış kitapları olmakla birlikte henüz bugünkü şöhretine ulaşmadığı bir zamanın ürünü olduğunu anımsatalım. Lolita'nın sansasyonel başarısından sonra kendisini tamamen edebiyata adamak amacıyla hocalığı bırakır.

 

Nabokov romanlarını nakış işler gibi işlemeyi sever, olay örgüsü karmaşıktır, zekice kelime oyunları yapar, aliterasyonu kullanır. Büyük fikirlerle, okuyucuya bilgiçlik taslayan tavırlarla roman olmaz; okuyucu da okuma sürecinde salt roman karakterleri ile özdeşleşmekle yetinmemeli, daha yüksek düzeyde bir estetik hazza ulaşmanın yollarını öğrenmelidir. Yazarın rakiplerinin eserlerini büyük bir dikkatle incelemesi gerektiğine inanır. Sadece verili dünyanın gözlemlediği parçalarını bir araya getirmekle kalmamalı, onu yeniden yaratmalıdır. Bu süreçte yaratıcılığa olduğa kadar bilgiye de vurgu vardır: Bilgisiz bir imgelem ilkel sanatın arka bahçesidir, der. Yeni Eleştiri akımının ortaya çıktığı dönemde edebi eseri ele alış tarzı da bu akımla büyük paralellik arz eder. Kapalı okuma diyebileceğimiz, eseri tarihsel koşullardan ve yazarın kişiliğinden bağımsız olarak okuyarak, kendi içinde parçaların nasıl bir araya geldiğini, yapının nasıl ortaya çıktığını incelemeye büyük önem verir. En ufak bir ayrıntı bile çok önemlidir. Öğrencilerine Madame Bovary'nin odasının duvar kağıdını sorar, Ulysses'in (Joyce'un da eleştirmenlerin ilgisiz yorumlarını gördükten sonra kaldırdığı) mitsel göndermeli bölüm başlıklarına yoğunlaşmak yerine Dublin sokaklarının detaylarını gözlerinde canlandırmaya çalışmalarını ister. Yeni Eleştiri'nin önemli isimlerinden T. S. Eliot gibi edebiyatın gerçekleri ya da olguları öğrenme aracı, belli bir zamandaki tarihsel olayları sunan bir tarihi kronoloji olmadığını ama aynı zamanda malzemesinin her türlü nesnel, psikolojik, teknik koşulları ile gündelik hayat olduğunu vurgular.

 

Nabokov, çevirilerden hep şikayetçi oldu. Karısı Vera ile birlikte bildiği dillerdeki çevirileri sözcük sözcük denetledi. Türkçe ve Japonca bilmediği için bu dillerdeki çevirilerin kim bilir ne halde olduğundan dem vurdu. Bu kitabın da çevirisi, en iyi niyetli değerlendirme ile, idare eder düzeyde. Bizzat kendi kaleminden çıkan “Edebiyat Sanatı ve Sağduyu” bölümü ise, en önemli şey üsluptur, diyen bu büyük üslup ustasının ruhunun en çok kaybolduğu bölüm olmuş.

 

 


 

 

* Görseller: Uğur Altun

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Modern sanat telakkisinin adeta “dinselleştiği” ve bunun da en önemli etkisini mimarlık alanında gösterdiği bir bağlamda yaşadı Turgut Cansever. Türkiye ekseninde bir yanda pozitivist bir dünya görüşünün diğer yanda da seküler mistik ve “yaratıcı insan” düşüncesinin egemen olduğu, “bilim”in dogmatikleştiği bir dönem.

Hayat parantezi 1916’da İstanbul’un Fatih semtinde, Atik Ali Paşa’da açıldı Behçet Necatigil’in. Sonra parantezin içerisine bir başka şehir girdi: Kastamonu. Zeki Ömer Defne’nin zilleri çalarken derslere bir bir girenler arasında o hassas ortaokul öğrencisi de vardı. Evlerden, kırlardan, denizlerden duyulan bu ses zil değil şiirin tınısıydı.

“Sanatçı, gözün göremediğini görendir.”

 

Çağdaş Amerikan edebiyatının en parlak yazarlarından Michael Chabon’un bir söyleşisini hatırlıyorum. Yaratıcı yazma atölyelerinin desteklenmesi gerektiğini söylüyordu: “Tamam, kimse kimseye dâhi olmayı öğretemez kuşkusuz ama yazarken hata yapmamak, yazmak denen şeye ‘okur’ gibi değil de ‘yazar’ gibi bakmak pekâlâ öğrenilebilir.

Nehir söyleşi, ara bir tür. Ne biyografi ne de otobiyografi. Otobiyografi değil çünkü hayatınızı nasıl anlatacağınızı söyleşiyi yapan kişinin soruları belirliyor. O çerçeveyi siz çizemiyorsunuz ve birkaç soruyla hiç istemediğiniz günlere veya olaylara geri dönmeniz mümkün.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.