Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Dikkat, spoiler!



Toplam oy: 88
Christopher Golden // Çev. Cihan Karamancı
İthaki Yayınları
Yazılarda eğer illa bir özet sunmak gerekiyorsa, sonu üç nokta ile biten merak uyandırıcı bir cümleyle bitirilir paragraflar. Peki ama böyle bir durumda, söz konusu romanın hangi noktasına kadar hikayesini anlatmaya iznimiz vardır?

Televizyon dizileri, hayatımıza böylesine etkili bir şekilde girdiğinden beri, sıklıkla rastladığımız bir uyarıyı burada da yapmak gerekiyor: Dikkat, bu yazı spoiler içerir! Ama yine de bir çeşit “izin alınmış” bir spoiler bu; “ağır” bir spoiler diyemeyiz!

Ağrı Dağı’nı etkileyen şiddetli bir deprem, dağın güneydoğu yamacında daha önce orada olmayan büyük bir mağaranın ortaya çıkmasına sebep oluyor. Daha doğrusu, 4 bin metre yukarıda bir gemi enkazının... (Evet, bunun Nuh’un Gemisi olduğuna dair iddialar da peşi sıra geliyor tabii ki.) Ve bu gelişme, daha önceki bir tırmanışta dost oldukları yerel rehber Feyiz aracılığıyla maceracı çiftimiz Meryem ve Adam’ın (isimlerin altını özellikle çizelim!) kulağına gidiyor. Bir çift olarak atıldıkları maceraları, çoğu kimsenin eşiyle yapmak bir yana tek başına bile cesaret edemeyeceği işlere birlikte kalkışmalarını konu alan kitap serisinin yazarları olarak elbette bu “olay” onların ağzını sulandırır ve evlilik dahil bütün planlarını erteleyip Londra’dan Türkiye’ye doğru yola çıkarlar.

 

Bir ekip oluşturulur. Adam ile Meryem önderliğinde arkeologlar, akademisyenler, dağ rehberleri ve hükümet görevlileri bu gizemli gemiye doğru Ağrı Dağı’na tırmanmaya başlarlar. Orada buldukları ise tüm ekibi dehşete düşürecektir: bir tabut ve içinde, boynuzlara sahip korku verici bir ceset! Tuhaf olaylar, esrarı çözmeye çalışırken tipi nedeniyle mağarada mahsur kalan ekibin peşini bırakmaz. İlk cinayet işlendiğinde ve yalnız olmadıklarını anladıklarında ise artık çok geçtir: Karşılaştıkları kötülük, yalnızca onları değil, tüm insanlığı tehdit etmektedir...

Yazılarda eğer illa bir özet sunmak gerekiyorsa, sonu üç nokta ile biten merak uyandırıcı bir cümleyle bitirilir paragraflar. Peki ama böyle bir durumda, söz konusu romanın hangi noktasına kadar hikayesini anlatmaya iznimiz vardır? Örneğin yukarıdaki özet, yaklaşık 300 sayfalık Ağrı Dağı romanının yarısına kadar geliyor neredeyse! Ama bu aynı zamanda kitabın arka kapağıyla paralel ilerleyen bir özet; diğer bir deyişle, “izin alınmış” bir spoiler aslında... “Konuyu bilmek önemli değil, önemli olan nasıl anlatıldığı.” Bu cümle de maalesef geçerli değil Christopher Golden’ın romanı için; dolayısıyla, biraz ileri “sarıp” başlamakta pek bir sakınca yok gibi görünüyor. Sonraki sayfalarda, temponun giderek arttığı hikaye ise türün meraklılarının ilgisini çekecektir. (Hakkında yazılanlara bakılırsa; hikayesini öykü formatına uygun görenler de olmuş, bir sinema filmi olarak görmek isteyenler de...) Ne de olsa karşımızda, yakın bir zaman önce açıklandığı gibi, Dracula’nın yazarı Bram Stoker anısına korku türündeki en iyi eserlere verilen ödüllerde “en iyi roman ödülü”nü kazanmış olarak duruyor Ağrı Dağı.

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çeyizime Bir Kefen, 1990’lı yıllardan beri Türk şiirine katkı veren şair Ali Emre’nin altıncı şiir kitabı. Şaire ait altı kitap arasında tematik bakımdan merkezî bir öneme sahip Meryem’in Yokluğunda adlı toplam sonrasında yayınlanan Çeyizime Bir Kefen, “biz ve onlar” arasındaki bitimsiz kavganın şairin diline yansıyan yeni ve şimdilik son uğrağı.

Kitaplar da insanlara benzemez mi? Adlarıyla, biçimleriyle, anlattıklarıyla... Sanırım ben en çok azınlığın keşfine, ellerine ve kütüphanesine vardığı Halil Cibran, Oruç Aruoba, Emil Cioran gibi insanları seviyorum. Onlar benzersiz ve ikâmesiz bir kendiliği metnine getirmeyi başaranlar.

Keiji Nakazawa, Amerika Birleşik Devletleri’nin, İkinci Dünya Savaşı’nın bitişini ilan eden atom bombası dehşetinin ilkini Hiroşima’da, 6 Ağustos 1945’te ailesiyle birlikte yaşadı.

Amerikalı çok sayıda müzisyen, şarkıcı ve söz yazarının edebiyat dünyasına giriş yaptığını ve bu dünyada tutunarak üretmeye devam ettiğini görüyoruz. Örneğin punk rock kraliçesi olarak kabul edilen Patti Smith, yeni yayımlanan beşinci kitabı Year of The Monkey ile edebi alanda daha anlatacak çok hikâyesi olduğunu kanıtlayanlardan.

“Ey tutkun gönül, derdini kendine sakla” Meksika Halk Şarkısı

 

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.