Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Dikkat, spoiler!



Toplam oy: 111
Christopher Golden // Çev. Cihan Karamancı
İthaki Yayınları
Yazılarda eğer illa bir özet sunmak gerekiyorsa, sonu üç nokta ile biten merak uyandırıcı bir cümleyle bitirilir paragraflar. Peki ama böyle bir durumda, söz konusu romanın hangi noktasına kadar hikayesini anlatmaya iznimiz vardır?

Televizyon dizileri, hayatımıza böylesine etkili bir şekilde girdiğinden beri, sıklıkla rastladığımız bir uyarıyı burada da yapmak gerekiyor: Dikkat, bu yazı spoiler içerir! Ama yine de bir çeşit “izin alınmış” bir spoiler bu; “ağır” bir spoiler diyemeyiz!

Ağrı Dağı’nı etkileyen şiddetli bir deprem, dağın güneydoğu yamacında daha önce orada olmayan büyük bir mağaranın ortaya çıkmasına sebep oluyor. Daha doğrusu, 4 bin metre yukarıda bir gemi enkazının... (Evet, bunun Nuh’un Gemisi olduğuna dair iddialar da peşi sıra geliyor tabii ki.) Ve bu gelişme, daha önceki bir tırmanışta dost oldukları yerel rehber Feyiz aracılığıyla maceracı çiftimiz Meryem ve Adam’ın (isimlerin altını özellikle çizelim!) kulağına gidiyor. Bir çift olarak atıldıkları maceraları, çoğu kimsenin eşiyle yapmak bir yana tek başına bile cesaret edemeyeceği işlere birlikte kalkışmalarını konu alan kitap serisinin yazarları olarak elbette bu “olay” onların ağzını sulandırır ve evlilik dahil bütün planlarını erteleyip Londra’dan Türkiye’ye doğru yola çıkarlar.

 

Bir ekip oluşturulur. Adam ile Meryem önderliğinde arkeologlar, akademisyenler, dağ rehberleri ve hükümet görevlileri bu gizemli gemiye doğru Ağrı Dağı’na tırmanmaya başlarlar. Orada buldukları ise tüm ekibi dehşete düşürecektir: bir tabut ve içinde, boynuzlara sahip korku verici bir ceset! Tuhaf olaylar, esrarı çözmeye çalışırken tipi nedeniyle mağarada mahsur kalan ekibin peşini bırakmaz. İlk cinayet işlendiğinde ve yalnız olmadıklarını anladıklarında ise artık çok geçtir: Karşılaştıkları kötülük, yalnızca onları değil, tüm insanlığı tehdit etmektedir...

Yazılarda eğer illa bir özet sunmak gerekiyorsa, sonu üç nokta ile biten merak uyandırıcı bir cümleyle bitirilir paragraflar. Peki ama böyle bir durumda, söz konusu romanın hangi noktasına kadar hikayesini anlatmaya iznimiz vardır? Örneğin yukarıdaki özet, yaklaşık 300 sayfalık Ağrı Dağı romanının yarısına kadar geliyor neredeyse! Ama bu aynı zamanda kitabın arka kapağıyla paralel ilerleyen bir özet; diğer bir deyişle, “izin alınmış” bir spoiler aslında... “Konuyu bilmek önemli değil, önemli olan nasıl anlatıldığı.” Bu cümle de maalesef geçerli değil Christopher Golden’ın romanı için; dolayısıyla, biraz ileri “sarıp” başlamakta pek bir sakınca yok gibi görünüyor. Sonraki sayfalarda, temponun giderek arttığı hikaye ise türün meraklılarının ilgisini çekecektir. (Hakkında yazılanlara bakılırsa; hikayesini öykü formatına uygun görenler de olmuş, bir sinema filmi olarak görmek isteyenler de...) Ne de olsa karşımızda, yakın bir zaman önce açıklandığı gibi, Dracula’nın yazarı Bram Stoker anısına korku türündeki en iyi eserlere verilen ödüllerde “en iyi roman ödülü”nü kazanmış olarak duruyor Ağrı Dağı.

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çocukluk yıllarımın büyük bir bölümünü ailemizin yaylak ve kışlak hayatı yaşaması nedeniyle dağlarda geçirdim. Ailemizin yaşadığı hatırı sayılır bir geçmişi olan bir köyümüz vardı, ancak hayvancılıkla uğraşanlar ilkbahardan sonbahara kadar dağlara kurdukları sayalarda vakitlerini geçirirlerdi.

Ev dediğimiz şey, içinde yaşadığımız, yediğimiz, içtiğimiz, kararlar aldığımız, güldüğümüz, ağladığımız, öfkelendiğimiz, âşık olduğumuz, seviştiğimiz, acı çektiğimiz, uyuduğumuz, hayal kurduğumuz, rüya gördüğümüz, yas tuttuğumuz, zaman zaman mağaraya kapanır gibi içine kapanıp yaralarımızı iyileştirdiğimiz yer. Sığınağımız aslında.

Takvimler 1990’lı yılları gösterirken “bilimkurgu mu yoksa kurgubilim mi” diye özetleyebileceğimiz bir tartışma vardı. İngilizce “Science fiction” kavramına dilimizde bir karşılık arayışı devam ediyordu o yıllarda. Hâlâ da mesele tam olarak çözülmüş değil. Zira Türk Dil Kurumu’nun tercihi “bilim kurgu” olsa da hâlâ bilimkurgu şeklinde yazmayı tercih edenler azımsanmayacak kadar çok.

Uzun ve ‘yeni bir dünya’ düzenine alışmaya çabaladığımız bir yılı geride bırakmak üzereyiz. Eskiden, çok da eski değil, geçen yıl aralık ayında yeni yıla umutla girmiştik oysaki… Tüm hayatımız değişti. Pandemi nedeniyle yeni alışkanlıklar edindik hepimiz. Evden çıkarken cüzdan, anahtar ve telefon kontrolü yaparken ilk sıraya maskeyi ekledik bu yıl.

Edebiyatın hemen her dalında eser vermek, sanırım 19’uncu de Lorme “Aşk Çelengi” demekmiş. yüzyıl şairlerinin bir özelliğidir. Onlar şiir yazar, hikâyeye bulaşır, romanla uğraşır, deneme ve piyesleriyle de anılırlar. Mesela Türk edebiyatında Namık Kemal de öyledir. Abdülhak Hamit Tarhan, Ahmed Midhat Efendi… Örnekler çoğaltılabilir. Victor Hugo da aynı kuşaktandır.

Kulis

Mİm Kemâl Öke: ''Engelin Hakikati ‘İçimiz’dekidir. Nefsimiz!''

ŞahaneBirKitap

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Editörden

“Ev ki ayrıntıdır. Susmalar, küçük sevinçler, küçük acılar, küçük konuşmalar, küçük yalnızlıklar...Hepsi hepsi.” Tüm dünyayı eve sığdırmaya çalıştığımız şu günlerde İlhan Berk’in evle ilgili metnine bile küçük şeyleri konu etmesi o kadar güzel ki. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem ama bana göre de evle ilgili olan her şey “küçük”tür.