Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Distopik maskeli balo



Toplam oy: 43
Gallagher Lawson // Cansu Işık
Alakarga
Lawson’ın anlattığı distopik ve yer yer fantastik öğelerle yüklü hikaye; kağıtların, duyguların, duygusuzluğun ve zaman-dışılığın hâkim olduğu bir oyuna benziyor.

Avrupa’nın en iyi felsefe bölümlerinden birine sahip olan Budapeşte Üniversitesi’nin girişindeki duvarda, “Ütopya hayalse, distopya onu düşlememize neden olan hayattır,” yazıyordu. Viktor Orbán yanlısı bir güruh, geçenlerde bu yazıyı silmiş. Cümlede, distopya-hayat bağlantısına yapılan vurgu, yıkıcı güçler eliyle bir kez daha kanıtlanmış böylece!

Zamana karşı mücadele, insanı zaman-dışı “çözümler” bulmaya itiyor: Bir felaket, aniden bozulan bir plan ya da dünyayı kavrayamama, kişiyi ya da kişileri yeni yollar aramak için güdülüyor. Gallerger Lawson’ın kaleme aldığı Kâğıt Adam’daki hikaye de böyle bir distopyaya karşılık geliyor: Korkunç bir kaza sonrası babası tarafından yeniden yaratılan -daha doğrusu çizilen- Michael’ın öyküsü bu. Zamanın dışına çıkan, mekansızlaşan ve en önemlisi, felaketler üzerinde yükselen yeni bir hayat...

Gallerger Lawson, Kâğıt Adam’da, yaşadığı yarımadayı hiç terk etmemiş Michael’ın yersiz-yurtsuzlaşma hikayesiyle buluşturuyor okuru. Kitapta; kasaba-şehir-anakara, otobüs ve yolculuk gibi genel ifadeler var ama Michael nereden nereye gidiyor, otobüste ona art arda soru soranlar kim belli değil. Onun gizlemek istediği görüntüsü, kaçamak yanıtları ve kırsaldan kente doğru gidişi var yalnızca.

Michael da bir çizer; bir çırpıda ifade edemediği duygularını çizgiyle aktaran, “gerçek hayatta yapamadıklarını sayfalarda gerçekleştiren” Michael’ın şehre seyahati sırasında karşılaştığı fantastik manzaralardan biri, yalnız bırakılan ve bir başka kazaya yol açan deniz kızı. Zaten kağıt adam olarak güç bir yaşam sürerken bu manzaranın da etkisiyle, zihninde, “Şehirde nasıl ayakta kalacağım?” sorusu dolanıyor.

 

 

Şehir dediğimiz de biraz karışık: Kuzey-Güney ayrımının yanı sıra, Güney’i ilhak etmek isteyen Kuzeyliler nedeniyle kentte tedirginlik hâkim. Yazar Gallerger Lawson, Michael’ın özel durumuyla birlikte bu havayı da distopik bir öğe olarak çıkarıyor karşımıza. Yalnızca bu da değil; şehirdeki insanlar maske takmadan sokakta yürüyemedikleri gibi, pek gülümseyen de yok. Varsa da maskeler nedeniyle görülmüyor zaten. Michael ise bu tuhaf ortamda üçüncü hayatına adım atmayı umuyor, hatta âşık olmayı...

Kuzey’in gıpta edilen eğitim sistemine, en iyi tedavi imkanlarına, şairlerine ve müzisyenlerine karşılık; Güney’in maskeleri ve aslında bir Kuzeyli olan Michael’ın çizimleri var. Tabii bir de tedirginliği: “Buraya taşınma sebebi şehre uyum sağlamaktı. Şimdiyse tek yapabildiği şehir hayatına gizlice sokulmaktı.”

Eskiden, şehirde herkes istediği kişi olabilirken artık pek fazla insanın yan yana gelememesi gibi bir durum söz konusu. Gezdiği her noktada iz bıraktığı kentte genel bir güvensizlik sorunu var ve Michael’ın sıkıntısı bu nedenle katlanıyor. Benliğindeki iz ise eski arkadaşı Mischa’dan bir hatıra bulmak isterken kendisini kağıt adama dönüştüren kaza. Şehirde Mischa’yla karşılaşınca bu anılar yeniden canlanıyor...


“Hepimiz, korkunç kazaların eseriyiz”

Michael’ın bir başka sorunu, uyumlu ve kendisine söylenenden fazlasını yapmadan yaşayan insanlarla dolu kentte istenmediğinin farkına varması. Kırsaldakine benzer bu hayal kırıklığı yüzünden, “Burası çürümeye terk edilmiş bir yer,” diyor. Sanatçı Doppelmann’ın, Michael’ı düzeltme (ya da onarma) çabası da arkadaşı Maiko’nun şehre dair uyarıları da kâr etmiyor. Yaşam, kenti Kuzey’den ayıran duvara çarpıyor.

Şehirde hava daha da ısındığında Michael’ın düşündükleri hayli manidar: “Caddenin ortasında ayaklar altında kalıp bir kâğıt hamuru hâline gelerek bir nesne olarak ölecekti. ‘Hepimiz, korkunç kazaların eseriyiz’ diye düşündü.” Kağıt adam olarak çizilen ve yeni bir hayat yaşamaya başlayan Michael, başından geçenleri, aşkını, geldiği kentteki karmaşayı, Kuzey-Güney ayrımını ve duygularını çizgiyle anlatıyor. Bir kağıt kırılganlığındaki yaşamı, aynı anda onun hem özgürlüğü hem de prangası.

Lawson’ın anlattığı distopik ve yer yer fantastik öğelerle yüklü hikaye; kağıtların, duyguların, duygusuzluğun ve zaman-dışılığın hâkim olduğu bir oyuna benziyor. Hayal kırıklıkları ve karanlığın yanı sıra isyan dolu ve trajikomik çıkışların da bulunduğu maskeli bir kitap Kâğıt Adam.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Muhammed Ali Üzen

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Tıpkı sizin gibi. Kitabı eline almış ve alacaklar gibi, zarif kitap kapağına hayran oluyorum. Kitap kapağının güzelliğinin sadece çizgilerden ibaret olmadığını hissetmiş olmalıyız öyle uzun uzun bakarken. Kuşlarla gelen bir genişlik, kanatlanma duygusu, sarı ile gelen anlam, uçabilecek olmanın tedirginliği ve başkaca pıt pıt açıverecek nice duyguları bekleyerek bakıyoruz resme.

Kendi anlatı evrenini kuran, hikâyelerini birbirine teyelleyip size aşina bir karakteri başka bir öykünün kıyısından geçiren yazarlara pek meftunum. Bunun nedeni kültürel kodlarımıza kazınan Binbir Gece tarzı anlatılar olabileceği gibi Borges’i pek sevmemize neden olan oyuncu tavır ya da postmodern estetiğin parçalanmış gerçeklik fikri de pekâlâ olabilir.

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.