Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Distopik maskeli balo



Toplam oy: 24
Gallagher Lawson // Cansu Işık
Alakarga
Lawson’ın anlattığı distopik ve yer yer fantastik öğelerle yüklü hikaye; kağıtların, duyguların, duygusuzluğun ve zaman-dışılığın hâkim olduğu bir oyuna benziyor.

Avrupa’nın en iyi felsefe bölümlerinden birine sahip olan Budapeşte Üniversitesi’nin girişindeki duvarda, “Ütopya hayalse, distopya onu düşlememize neden olan hayattır,” yazıyordu. Viktor Orbán yanlısı bir güruh, geçenlerde bu yazıyı silmiş. Cümlede, distopya-hayat bağlantısına yapılan vurgu, yıkıcı güçler eliyle bir kez daha kanıtlanmış böylece!

Zamana karşı mücadele, insanı zaman-dışı “çözümler” bulmaya itiyor: Bir felaket, aniden bozulan bir plan ya da dünyayı kavrayamama, kişiyi ya da kişileri yeni yollar aramak için güdülüyor. Gallerger Lawson’ın kaleme aldığı Kâğıt Adam’daki hikaye de böyle bir distopyaya karşılık geliyor: Korkunç bir kaza sonrası babası tarafından yeniden yaratılan -daha doğrusu çizilen- Michael’ın öyküsü bu. Zamanın dışına çıkan, mekansızlaşan ve en önemlisi, felaketler üzerinde yükselen yeni bir hayat...

Gallerger Lawson, Kâğıt Adam’da, yaşadığı yarımadayı hiç terk etmemiş Michael’ın yersiz-yurtsuzlaşma hikayesiyle buluşturuyor okuru. Kitapta; kasaba-şehir-anakara, otobüs ve yolculuk gibi genel ifadeler var ama Michael nereden nereye gidiyor, otobüste ona art arda soru soranlar kim belli değil. Onun gizlemek istediği görüntüsü, kaçamak yanıtları ve kırsaldan kente doğru gidişi var yalnızca.

Michael da bir çizer; bir çırpıda ifade edemediği duygularını çizgiyle aktaran, “gerçek hayatta yapamadıklarını sayfalarda gerçekleştiren” Michael’ın şehre seyahati sırasında karşılaştığı fantastik manzaralardan biri, yalnız bırakılan ve bir başka kazaya yol açan deniz kızı. Zaten kağıt adam olarak güç bir yaşam sürerken bu manzaranın da etkisiyle, zihninde, “Şehirde nasıl ayakta kalacağım?” sorusu dolanıyor.

 

 

Şehir dediğimiz de biraz karışık: Kuzey-Güney ayrımının yanı sıra, Güney’i ilhak etmek isteyen Kuzeyliler nedeniyle kentte tedirginlik hâkim. Yazar Gallerger Lawson, Michael’ın özel durumuyla birlikte bu havayı da distopik bir öğe olarak çıkarıyor karşımıza. Yalnızca bu da değil; şehirdeki insanlar maske takmadan sokakta yürüyemedikleri gibi, pek gülümseyen de yok. Varsa da maskeler nedeniyle görülmüyor zaten. Michael ise bu tuhaf ortamda üçüncü hayatına adım atmayı umuyor, hatta âşık olmayı...

Kuzey’in gıpta edilen eğitim sistemine, en iyi tedavi imkanlarına, şairlerine ve müzisyenlerine karşılık; Güney’in maskeleri ve aslında bir Kuzeyli olan Michael’ın çizimleri var. Tabii bir de tedirginliği: “Buraya taşınma sebebi şehre uyum sağlamaktı. Şimdiyse tek yapabildiği şehir hayatına gizlice sokulmaktı.”

Eskiden, şehirde herkes istediği kişi olabilirken artık pek fazla insanın yan yana gelememesi gibi bir durum söz konusu. Gezdiği her noktada iz bıraktığı kentte genel bir güvensizlik sorunu var ve Michael’ın sıkıntısı bu nedenle katlanıyor. Benliğindeki iz ise eski arkadaşı Mischa’dan bir hatıra bulmak isterken kendisini kağıt adama dönüştüren kaza. Şehirde Mischa’yla karşılaşınca bu anılar yeniden canlanıyor...


“Hepimiz, korkunç kazaların eseriyiz”

Michael’ın bir başka sorunu, uyumlu ve kendisine söylenenden fazlasını yapmadan yaşayan insanlarla dolu kentte istenmediğinin farkına varması. Kırsaldakine benzer bu hayal kırıklığı yüzünden, “Burası çürümeye terk edilmiş bir yer,” diyor. Sanatçı Doppelmann’ın, Michael’ı düzeltme (ya da onarma) çabası da arkadaşı Maiko’nun şehre dair uyarıları da kâr etmiyor. Yaşam, kenti Kuzey’den ayıran duvara çarpıyor.

Şehirde hava daha da ısındığında Michael’ın düşündükleri hayli manidar: “Caddenin ortasında ayaklar altında kalıp bir kâğıt hamuru hâline gelerek bir nesne olarak ölecekti. ‘Hepimiz, korkunç kazaların eseriyiz’ diye düşündü.” Kağıt adam olarak çizilen ve yeni bir hayat yaşamaya başlayan Michael, başından geçenleri, aşkını, geldiği kentteki karmaşayı, Kuzey-Güney ayrımını ve duygularını çizgiyle anlatıyor. Bir kağıt kırılganlığındaki yaşamı, aynı anda onun hem özgürlüğü hem de prangası.

Lawson’ın anlattığı distopik ve yer yer fantastik öğelerle yüklü hikaye; kağıtların, duyguların, duygusuzluğun ve zaman-dışılığın hâkim olduğu bir oyuna benziyor. Hayal kırıklıkları ve karanlığın yanı sıra isyan dolu ve trajikomik çıkışların da bulunduğu maskeli bir kitap Kâğıt Adam.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Muhammed Ali Üzen

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Edebiyat ödülleri, ister ulusal olsun ister uluslararası, daima tartışmalarla örülü bir ağın içindedir. Çünkü roman, öykü, şiir, kurmaca hatta edebiyatın ta kendisi dahi yüzde yüz objektif bir bakış açısıyla değerlendirilecek, teraziye konulup tartılacak, laboratuvara sokulup incelenecek şeyler değil.

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.