Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Dört taraftan kuşatılmış bir çaresizlik



Toplam oy: 12
Leïla Slimani // Çev. Aylin Yengin
Kırmızı Kedi
Bir yanıyla dehşet veren, diğer yanıyla yürek burkan bir hikaye...

İnsan, hayatın ördüğü bir duvardır. Ve bu duvar her daim kendi üzerine çöker. Hayat, insanı inşa ederken zaman da bu duvardan tuğlalar çeker. Çoğu zaman kendi üstüne çöken duvar, bazen de başkalarının üzerine çöker. Faslı yazar Leïla Slimani, Goncourt Ödüllü romanı Hoş Nağme’de, kendi içine çöküp başkalarının üzerine devrilen bir kadının hayatını konu ediyor. Bir yanıyla dehşet veren, diğer yanıyla yürek burkan bir hikaye...

Louise, bakıcılığını yaptığı iki çocuğu öldürmüştür. İşte kitap tam da bu andan itibaren başlıyor. Katilin de maktullerin de ilk sayfalarda belli olduğu roman, sayfalar ilerledikçe okuru ağır bir trajediyle baş başa bırakıyor. Louise’i çok sevdiği bu iki çocuğu öldürmeye iten sebep ne olabilir? Hangi sebep iki masum çocuğu bir insana öldürtebilir?

Hayatı boyunca dadılık yapan ve firari kızından başka hiç kimsesi olmayan Louise, son olarak Paul ile Myriam çiftinin çocukları Adam ve Mila’ya dadılık yapmaya başlar. İş bilirliği, çalışkanlığı ve çocukları sevmesiyle zamanla aileden biri oluverir Louise. Zaten tüm bu çabası, aileden biri olmak içindir. Dadı olarak işe başlamasına rağmen yemek de pişirir, bulaşıklarla da ilgilenir, evi de temizler, çöpleri atar; kısacası, Paul ve Myriam’in yapması gereken her şeyi onlar adına takip eder ve yapar. Paul ve Myriam, Louise’nin bu çalışkanlığından çok memnunlar ve dostlarına bile anlatırlar. Durum böyle olunca, Paul ve Myriam’ın ev ve çocuklarla ilgilenmelerine hiç gerek kalmaz ve tüm zamanlarını işlerine ayırırlar. Ama bir süre sonra Louise, kendisine çizilen sınırları ihlal etmeye başlar. Hayatlarına o kadar işler ki bu küçük kadın, onu oradan çıkarmak imkansızmış gibi görünür. Bu durumdan hem Paul hem de Myriam rahatsızdır. “O kadar mükemmel, o kadar ince ki bazen midemi bulandırıyor,” der Myriam, Louise için.

 

Bir süre sonra Louise, artık her şeye müdahale etmeye başlar; Myriam’ın attığı çöpleri bile kontrol eder. Yazılı ve sözlü olmayan ama herkesin bildiği ve yasa gibi geçerli olan sınırlar çoktan ihlal edilmiştir. İlişkilerini ayakta tutan mesafe yırtılmış, Paul ve Myriam’ın alanı Louise tarafından işgal edilmiştir. Oysa Louise’nin tüm çabası bu sınırları kaldırıp bu aileye dahil olmaktır. “Tek bir arzusu var: Onlarla bir dünya kurmak, yerini bulmak, yerleşmek, kendine bir oyuk, bir yuva, sıcak bir köşe kazmak. Bazen, sahip olması gereken o toprak parçası üzerinde hak iddia etmeye hazır hissediyor kendini, sonra hızını kaybediyor, kedere boğuluyor ve böyle bir şeye inanmış olmaktan utanıyor.”

Paul ve Myriam’ın tavırlarından, onlarla hiçbir zaman aile olamayacağını yavaş yavaş anlamaya başlayan Louise, bunu bir türlü kabullenmez. Hayatı boyunca hor görülmüş, yokluk çekmiş ve yalnız kalmış bir insanın yaşadığı derin bir hayal kırıklığı; çocuklar büyüdükten sonra işine son verilecek bir kadının endişesi; yaşarken bile bir işe yaramayan, öldükten sonra da arkasında borç bırakan bir kocanın onda bıraktığı tahribatın yorgunluğu; yıllarını vermesine rağmen bir türlü kabul görmediği topluma karşı birikmiş olan öfkesi; ne yaparsa yapsın, her kimse, hayatı boyunca hep öyle kalacağının ağır gerçeği, bu küçük kadının yüreğinde kan pıhtısı gibi toplanmıştır...

Hoş Nağme, keskin konusu ve karakterlerin canlılığıyla başından itibaren okurun heyecanını canlı tutan çok katmanlı bir roman. Louise ile dadılık yaptığı aile arasındaki ilişkiyi, Avrupa ile göçmenler arasındaki ilişki olarak da okumak mümkün. Louise ne yaparsa yapsın hiçbir zaman aileden biri olamayacaktır. Bunun bir çözümü de yoktur ve Louise’in buna yanıtı şiddet olacaktır. Ama Louise’in başvurduğu şiddet biçimi intikam değildir, dört taraftan kuşatılmış bir çaresizliğin dışa vurumudur.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Burcu Günister

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Bazı kitapların ilk sayfasını okumaya başladığınızda, yazarı daha önceden tanımıyorsanız eğer, ilk cümleler okuma motivasyonunuzu etkiler. “Eyvah klişe bir roman okuyacağım” ile “hayır, başka türlü bir metin karşımdaki” arasında kalırsınız. Bahar Feyzan’ın kitabının ilk sayfası, ne yalan söyleyeyim, beni biraz ürkütmedi değil.

İlk okuduğum aşk mektupları annemle babama aitti. Kaç yaşındaydım hatırlamıyorum; sanırım ortaokula gidiyordum. Üzerinde ayçiçek motifleri olan yaldızlı büyük bir çikolata kutusunun içinde yer alan ve salondaki vitrinin en üstünde saklanan aşk mektupları… Bolca özlem, tutku, sevgi içeren…

Dünyanın hemen her diline çevrilen -67’si roman, 17’si hikaye kitabı, 21’i tiyatro oyunu olmak üzere- yüzden fazla eseriyle Agatha Christie, polisiye tarihinin -hiç kuşku yok- en tanınan ve muhtemelen de en çok okunan yazarı.

Bir bilinmez yazar ve çoksatar bir kitap… 83¼ Yaşındaki Hendrik Groen’un Gizli Güncesi’nden bahsediyorum. Gulliver’in Seyahatleri’nin yazarı Jonathan Swift’in, “Herkes uzun yaşamak istiyor, ama kimse yaşlanmak istemiyor,” sözü, yaşadığımız çağın ruhunu bu kadar iyi yansıtırken, 83 yaşındaki bir ihtiyarın güncesine gösterilen bu ilgiyi neye bağlamak lazım?

Hayali arkadaşlarınız olabilir. Onlarla tartışmaya da girebilirsiniz. Peki ya o hayali arkadaşlarınız dünya üzerinde şimdiye kadar kimsenin cevabını bulamadığı şeylerden bahsediyorsa ve siz daha on iki yaşındaysanız?

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.