Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Ebedi şimdi



Toplam oy: 107
İhtimaller sandığından ince ince işlenmiş, el emeği göz nuru öyküler...

Geçmiş, gelecek ve şimdinin dürülüp tortop olduğu, başlangıçların sonlara, nihayetlerin bidayetlere dönüştüğü, zamanın parçalanmasının bir bakış kusuru olduğu, yalnız ebedi bir şimdi halinin hüküm sürdüğü bir öykü evreni, Aykut Ertuğrul’un eserlerinde karakteristik bir unsur olarak ön plana çıkıyor. Üçüncü öykü kitabı İki Dünyanın Ustası’nda zaman yolculuğu temalı öykülerle belirginleşen bu durum, geçtiğimiz günlerde okuyucuyla buluşan Başlangıçların Sonsuz Mutluluğu ile bir tema olmaktan çıkarak, Ertuğrul için bir nevi poetikaya, öyküyü düşünme ve kurgulama biçimine dönüşüyor.

Modern rasyonel akıl, hayatı anlamlı bir bütün haline getirebilmek için zamanı ve olayları bölmeye, parçalamaya, kompartımanlara ayırmaya meyyal. Bunun aksine, masallarda ve mitlerde görmeye alışkın olduğumuz düşünme biçimi, zamanlar değişse de aslında hep aynı hikayenin akıp gittiğini, tekrarlandığını, kahramanları değişse bile insanın ve evrenin yasalarının neyse öyle olmaya devam ettiğini fısıldıyor bize. Aykut Ertuğrul da bu sırra vâkıf bir öykücü olarak, Başlangıçların Sonsuz Mutluluğu’ndaki öyküleri saran bir prensip olarak bu ebedi şimdi fikrine yaslanıyor. Örneğin, kitaba ismini veren öykü, aralarında altı yüz yıl olan iki âşığın ancak “o sonsuz an”da nasıl buluştuklarını hikaye ediyor. “Yüzyıldan Son Çıkış”, başlı başına popüler kültür eleştirisi olsa da öykünün yüreğindeki espriyi tekrarlayan bir ana bağlıyor. “İnsanların ve Cinlerin Ustası” adlı öykü, Korkut Ata’yı Mehmet Siyah Kalem’e bağlayan bir yeniden yazım denemesi olsa da, yine geçmişin, şimdi ve geleceğin birbirine dönüştüğü bir atmosferde geçiyor.

 

 

Ertuğrul’un öykülerinde ebedi şimdi fikrine eşlik eden diğer bir kurucu unsur ise, ihtimaller. Ne diyordu Borges Yolları Çatallanan Bahçe’de: "Zaman sayısız geleceğe doğru hiç durmamacasına çatallanıyor.” Her bir çatalın bir ihtimale karşılık geldiği bu öykü evreninde kahramanlar tercih ettikleri ihtimaller ile var oluyor.  Örneğin “Dünyanın En Acıklı Hikâyesi”, gerçekleşmeyen bir ihtimalin hüznünden besleniyor. “Üçüncü Sayfa Son İki Satır” adlı öykü, kahramanın hayatında yalnız bir kez gidebildiği bir çataldan alıyor dramatik gücünü. Örnekleri çoğaltmak mümkün olsa da, bahsettiğimiz unsurları teşhis etmeyi okura bırakmak en iyisi.

Bir öykücü olarak Aykut Ertuğrul’da dikkate değer başka bir nitelik ise kendisiyle, mensubu olduğu kültürün -din dahil- her veçhesiyle barışık olması, öykü evrenine bu unsurları katabilmesi. Öykülerinde türkü söyleyen kızlar, torununa dualar eden nineler, korktuğunda Felak-Nâs’a sarılan adamlar gibi tam da bize has unsurları görmek sevindirici...

Borges haklı, zaman sonsuz bir ihtimaller sandığı ama insan hep aynı hikayeyi yaşayıp duruyor. O yüzden Aykut Ertuğrul’un “ebedi şimdi”si, bize ihtimaller sandığından ince ince işlenmiş, el emeği göz nuru öyküler çıkarıyor.

 

 

 

 


 

 

 

Görsel: Erhan Cihangiroğlu

 

SabitFikir arşivinden ek okuma: Zaman hakkında bazı mühim masallar

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Tıpkı sizin gibi. Kitabı eline almış ve alacaklar gibi, zarif kitap kapağına hayran oluyorum. Kitap kapağının güzelliğinin sadece çizgilerden ibaret olmadığını hissetmiş olmalıyız öyle uzun uzun bakarken. Kuşlarla gelen bir genişlik, kanatlanma duygusu, sarı ile gelen anlam, uçabilecek olmanın tedirginliği ve başkaca pıt pıt açıverecek nice duyguları bekleyerek bakıyoruz resme.

Kendi anlatı evrenini kuran, hikâyelerini birbirine teyelleyip size aşina bir karakteri başka bir öykünün kıyısından geçiren yazarlara pek meftunum. Bunun nedeni kültürel kodlarımıza kazınan Binbir Gece tarzı anlatılar olabileceği gibi Borges’i pek sevmemize neden olan oyuncu tavır ya da postmodern estetiğin parçalanmış gerçeklik fikri de pekâlâ olabilir.

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.