Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Ebedi şimdi



Toplam oy: 58
İhtimaller sandığından ince ince işlenmiş, el emeği göz nuru öyküler...

Geçmiş, gelecek ve şimdinin dürülüp tortop olduğu, başlangıçların sonlara, nihayetlerin bidayetlere dönüştüğü, zamanın parçalanmasının bir bakış kusuru olduğu, yalnız ebedi bir şimdi halinin hüküm sürdüğü bir öykü evreni, Aykut Ertuğrul’un eserlerinde karakteristik bir unsur olarak ön plana çıkıyor. Üçüncü öykü kitabı İki Dünyanın Ustası’nda zaman yolculuğu temalı öykülerle belirginleşen bu durum, geçtiğimiz günlerde okuyucuyla buluşan Başlangıçların Sonsuz Mutluluğu ile bir tema olmaktan çıkarak, Ertuğrul için bir nevi poetikaya, öyküyü düşünme ve kurgulama biçimine dönüşüyor.

Modern rasyonel akıl, hayatı anlamlı bir bütün haline getirebilmek için zamanı ve olayları bölmeye, parçalamaya, kompartımanlara ayırmaya meyyal. Bunun aksine, masallarda ve mitlerde görmeye alışkın olduğumuz düşünme biçimi, zamanlar değişse de aslında hep aynı hikayenin akıp gittiğini, tekrarlandığını, kahramanları değişse bile insanın ve evrenin yasalarının neyse öyle olmaya devam ettiğini fısıldıyor bize. Aykut Ertuğrul da bu sırra vâkıf bir öykücü olarak, Başlangıçların Sonsuz Mutluluğu’ndaki öyküleri saran bir prensip olarak bu ebedi şimdi fikrine yaslanıyor. Örneğin, kitaba ismini veren öykü, aralarında altı yüz yıl olan iki âşığın ancak “o sonsuz an”da nasıl buluştuklarını hikaye ediyor. “Yüzyıldan Son Çıkış”, başlı başına popüler kültür eleştirisi olsa da öykünün yüreğindeki espriyi tekrarlayan bir ana bağlıyor. “İnsanların ve Cinlerin Ustası” adlı öykü, Korkut Ata’yı Mehmet Siyah Kalem’e bağlayan bir yeniden yazım denemesi olsa da, yine geçmişin, şimdi ve geleceğin birbirine dönüştüğü bir atmosferde geçiyor.

 

 

Ertuğrul’un öykülerinde ebedi şimdi fikrine eşlik eden diğer bir kurucu unsur ise, ihtimaller. Ne diyordu Borges Yolları Çatallanan Bahçe’de: "Zaman sayısız geleceğe doğru hiç durmamacasına çatallanıyor.” Her bir çatalın bir ihtimale karşılık geldiği bu öykü evreninde kahramanlar tercih ettikleri ihtimaller ile var oluyor.  Örneğin “Dünyanın En Acıklı Hikâyesi”, gerçekleşmeyen bir ihtimalin hüznünden besleniyor. “Üçüncü Sayfa Son İki Satır” adlı öykü, kahramanın hayatında yalnız bir kez gidebildiği bir çataldan alıyor dramatik gücünü. Örnekleri çoğaltmak mümkün olsa da, bahsettiğimiz unsurları teşhis etmeyi okura bırakmak en iyisi.

Bir öykücü olarak Aykut Ertuğrul’da dikkate değer başka bir nitelik ise kendisiyle, mensubu olduğu kültürün -din dahil- her veçhesiyle barışık olması, öykü evrenine bu unsurları katabilmesi. Öykülerinde türkü söyleyen kızlar, torununa dualar eden nineler, korktuğunda Felak-Nâs’a sarılan adamlar gibi tam da bize has unsurları görmek sevindirici...

Borges haklı, zaman sonsuz bir ihtimaller sandığı ama insan hep aynı hikayeyi yaşayıp duruyor. O yüzden Aykut Ertuğrul’un “ebedi şimdi”si, bize ihtimaller sandığından ince ince işlenmiş, el emeği göz nuru öyküler çıkarıyor.

 

 

 

 


 

 

 

Görsel: Erhan Cihangiroğlu

 

SabitFikir arşivinden ek okuma: Zaman hakkında bazı mühim masallar

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Edebiyat ödülleri, ister ulusal olsun ister uluslararası, daima tartışmalarla örülü bir ağın içindedir. Çünkü roman, öykü, şiir, kurmaca hatta edebiyatın ta kendisi dahi yüzde yüz objektif bir bakış açısıyla değerlendirilecek, teraziye konulup tartılacak, laboratuvara sokulup incelenecek şeyler değil.

Genç bir yazarın edebi serüvenine şahitlik etmek ne güzeldir. Hem o yazarın dilinin, üslubunun, zihninin olgunlaşmasını izlemek hem de yaptığı yenilikleri, aldığı riskleri, denediği türleri görmek mümkündür. Diğer yandan da, yazarımızın eserlerini kronolojik bir sıraya koyup işlediği konuları ve o konuları ele alırken takındığı tavırları görmek, edebiyat sosyolojisi yapmayı da sağlar.

Uzayı Silahlandırma Promosyonu 

Söyleşi

Selim İleri ile edebiyat ve hayat hakkında

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editör'den

Edebi türler arasındaki tartışmaları her zaman büyük bir keyifle izlemişimdir. Bu tartışmalar arasında kuşkusuz, hangi türün daha eski olduğuna dair tartışma, yazarları, şairleri ikiye böler. Şairler, şiirin en eski edebi tür olduğu iddiasındadırlar. Hikâyeciler ise insanın “tahkiye” etme ihtiyacından dolayı hikâye türünü ilk insana kadar dayandırırlar.