Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Zaman hakkında bazı mühim masallar



Toplam oy: 422
Aykut Ertuğrul'un iyiden iyiye kendisini belli eden üslubu İki Dünyanın Ustası ile iyice katmerlenmiş gibi görünüyor. Farklı biçim denemelerini özgün bir terkibe kavuşturması dikkat çekici.

Gelecek içimizde tatlı bir uyku çekmektedir de, geçmiş nerededir? Unutuşun tunç kapısını zorlayan hatıralar, nereye gitmek istemektedir? Zamanı genişletip daraltan, bazen bir çembere bazen de tek bir noktaya benzeten nedir? Bir kişinin dilinden nasıl olur da insanlığın o uzun hikayesi dökülür? Belki de fevkalade büyük bir hikayenin içinde yaşıyoruzdur. “Geçiniz efendim, bunlar felsefi sorular, burada edebiyat katından lafımızı sürüyoruz,” diyebilir pekala biri. Nedir, masallar bu soruları hatırlatmak içindir.

 

Aykut Ertuğrul’un üçüncü öykü kitabı İki Dünyanın Ustası, zaman üzerine çokça söylendik meselleri başka gözlerle, özge bir eda ile dile getiriyor. Bir anlatı biçimi olarak masal, Ertuğrul’un kaleminde şairane bir peşreve, ciddi bir nükteye, güldüren bir trajediye dönüşüyor.

 

Kuyruğunu ısıran yılan misali, sonsuz bir döngüye dönüşen hikayeye biz modern okurlar Borges’le aşinalık kazandık. Borges ise o devasa kütüphanesinde doğrudan klasik metinlerden gıdalanıyordu şüphesiz. O yüzden yalnız Ertuğrul için değil, Borgesyen dediğimiz tüm yazarlar için başka kavramlar da aramamızın vakti gelmiş gibi duruyor. 

 

Zaman yolcusunun el kitabı


İki Dünyanın Ustası’nın en ilginç bölümü “Sandık Üçlemesi.” Buradaki öyküleri zaman yolculuğu temalı öyküler kategorisinde değerlendirmek eksik kalacaktır. Sandığını dünyayı kurtarmak için kullanan adamın hikayesi hem bir Hollywood parodisi hem de tadında bir kara mizah anlatısı olarak okunabilir. Sandığıyla hayatının en kötü anına yolculuk yapmaya yazgılı adamın hikayesi ise önemli olanın biçim değil, anlattığın hikaye olduğunu tekrar tecrübe ettiriyor bize. İdeal bir kahraman değil de sıradan birinin sandık vasıtasıyla kendisinden bir kahraman çıkarma çabası ise tam seyirlik bir cümbüş. Adamımız Necati’yi dinleyin hele bir: “O kadar film seyrettim. Doctor Who’nun yılbaşı özel bölümlerini bile izledim. (Allons-y Alonso!) Şu zaman yolculuğu meselesinde hâlâ çözemediğim noktalar var.”

 

Nihayetinde, tecrübeli bir sandık yolcusu olsa da, insanın zaman hakkında bildikleri pek sınırlı. Yine de Aykut Ertuğrul’un öyküleri meseleye başka bir yerden bakmayı becermiş. Hülasa, “Sandık Üçlemesi” benim diyen zamanda yolculuk öyküleri okurunun bile yüreğini kabartacak cinsten.

 

Suyu iyi verilmiş bir kılıç


Aykut Ertuğrul’un iyiden iyiye kendisini belli eden üslubu İki Dünyanın Ustası ile iyice katmerlenmiş gibi görünüyor. Farklı biçim denemelerini özgün bir terkibe kavuşturması dikkat çekici. Nitekim postmodern anlatı tekniklerinin kullanıldığı öyküler, bizatihi tekniğin öne çıktığı, hatta tekniğin öyküyü ele geçirdiği metinlerin enflasyonu her tarafımızı sarmıştı. Tekniğe teslim olmadan, onu istediği gibi eğip bükebilen bir yazar Ertuğrul. Konu seçimlerinin de geniş bir yelpazeye yayılması, kendi içinden çıkıp dışarıyı da görebilen, dışarının sesini dinleyen öyküler yazmasını sağlıyor. Genelde öykülerdeki karakterlerin tek sesli olmasından yakınırız. Ertuğrul, her karakteri için özgün bir ses bulmayı başarmış. Mizah bahsinde de, malumunuz çeliğe verilecek suyun miktarı çok önemlidir. Kılıcı keskin ve dengeli yapan bu suyun miktarıdır. Bu bakımdan, Ertuğrul’un öykülerinde suyu iyi verilmiş bir kılıcın sesi duyulur.

 

 


 

 

* Görsel: Akif Kaynar

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İstisna ve Kayboluyorsun romanlarıyla tanıdığımız Christian Jungersen, kariyerinin ilk romanı Çalılık’ta, yaşlı bir adamın inançlarına ve hayatında yaptığı seçimlere dair nefes kesici bir hikaye anlatıyor... Çalılık, iki erkek –Paul ve Eduard– arasında yaklaşık 70 yıl boyunca süren karmaşık ama yoğun bir ilişki etrafında kurgulanmış.

Sinema meraklıları hatırlayacaktır; 1984’te Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan, yönetmenliğini Wim Wenders’ın üstlendiği Paris, Texas filminin esin kaynağı, Sam Shepard’ın kaleme aldığı Motel Günlükleri’ydi.

Kütüphaneler ve okur-yazarlık üzerine düşünen, dört yıl boyunca Borges’e kitaplar okuyan, Ahmet Hamdi Tanpınar hayranı Alberto Manguel’i hepimiz biliyoruz; hatta bu ismi, 2015 yılında bir söyleşi için geldiği Boğaziçi Üniversitesi’nde dinleme şansı bile bulmuştuk.

1963 doğumlu İsviçreli yazar Peter Stamm, çağdaş Almanca edebiyatın başarılı isimlerinden. Romanları, tiyatro eserleri, radyo oyunları ile tanınıyor, pek çok ödülü var. Muhasebecilik ile başlayan hayatının yönünü –bir süre psikiyatri çalıştıktan sonra– edebiyata ve gazeteciliğe çevirmiş; edebiyatıyla günümüz meselelerini, insan ruhunun bugünlerde yaşadıklarını anlatmaya çalışıyor.

19. ve 20. yüzyıl başında yazılmış Türkçe klasik eserlerin Latin harflerine aktarılarak yayımlanması son zamanlarda hız kazanarak devam ediyor. Birçok yayınevi klasikleri gündeme taşımaya başladı. Bu eserlerin bugünün okuru için nasıl yayıma hazırlanacağı da yavaş yavaş bir tartışma konusu halini aldı.

Söyleşi

Kutlukhan Kutlu ile söyleşi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.