Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Zaman hakkında bazı mühim masallar



Toplam oy: 503
Aykut Ertuğrul'un iyiden iyiye kendisini belli eden üslubu İki Dünyanın Ustası ile iyice katmerlenmiş gibi görünüyor. Farklı biçim denemelerini özgün bir terkibe kavuşturması dikkat çekici.

Gelecek içimizde tatlı bir uyku çekmektedir de, geçmiş nerededir? Unutuşun tunç kapısını zorlayan hatıralar, nereye gitmek istemektedir? Zamanı genişletip daraltan, bazen bir çembere bazen de tek bir noktaya benzeten nedir? Bir kişinin dilinden nasıl olur da insanlığın o uzun hikayesi dökülür? Belki de fevkalade büyük bir hikayenin içinde yaşıyoruzdur. “Geçiniz efendim, bunlar felsefi sorular, burada edebiyat katından lafımızı sürüyoruz,” diyebilir pekala biri. Nedir, masallar bu soruları hatırlatmak içindir.

 

Aykut Ertuğrul’un üçüncü öykü kitabı İki Dünyanın Ustası, zaman üzerine çokça söylendik meselleri başka gözlerle, özge bir eda ile dile getiriyor. Bir anlatı biçimi olarak masal, Ertuğrul’un kaleminde şairane bir peşreve, ciddi bir nükteye, güldüren bir trajediye dönüşüyor.

 

Kuyruğunu ısıran yılan misali, sonsuz bir döngüye dönüşen hikayeye biz modern okurlar Borges’le aşinalık kazandık. Borges ise o devasa kütüphanesinde doğrudan klasik metinlerden gıdalanıyordu şüphesiz. O yüzden yalnız Ertuğrul için değil, Borgesyen dediğimiz tüm yazarlar için başka kavramlar da aramamızın vakti gelmiş gibi duruyor. 

 

Zaman yolcusunun el kitabı


İki Dünyanın Ustası’nın en ilginç bölümü “Sandık Üçlemesi.” Buradaki öyküleri zaman yolculuğu temalı öyküler kategorisinde değerlendirmek eksik kalacaktır. Sandığını dünyayı kurtarmak için kullanan adamın hikayesi hem bir Hollywood parodisi hem de tadında bir kara mizah anlatısı olarak okunabilir. Sandığıyla hayatının en kötü anına yolculuk yapmaya yazgılı adamın hikayesi ise önemli olanın biçim değil, anlattığın hikaye olduğunu tekrar tecrübe ettiriyor bize. İdeal bir kahraman değil de sıradan birinin sandık vasıtasıyla kendisinden bir kahraman çıkarma çabası ise tam seyirlik bir cümbüş. Adamımız Necati’yi dinleyin hele bir: “O kadar film seyrettim. Doctor Who’nun yılbaşı özel bölümlerini bile izledim. (Allons-y Alonso!) Şu zaman yolculuğu meselesinde hâlâ çözemediğim noktalar var.”

 

Nihayetinde, tecrübeli bir sandık yolcusu olsa da, insanın zaman hakkında bildikleri pek sınırlı. Yine de Aykut Ertuğrul’un öyküleri meseleye başka bir yerden bakmayı becermiş. Hülasa, “Sandık Üçlemesi” benim diyen zamanda yolculuk öyküleri okurunun bile yüreğini kabartacak cinsten.

 

Suyu iyi verilmiş bir kılıç


Aykut Ertuğrul’un iyiden iyiye kendisini belli eden üslubu İki Dünyanın Ustası ile iyice katmerlenmiş gibi görünüyor. Farklı biçim denemelerini özgün bir terkibe kavuşturması dikkat çekici. Nitekim postmodern anlatı tekniklerinin kullanıldığı öyküler, bizatihi tekniğin öne çıktığı, hatta tekniğin öyküyü ele geçirdiği metinlerin enflasyonu her tarafımızı sarmıştı. Tekniğe teslim olmadan, onu istediği gibi eğip bükebilen bir yazar Ertuğrul. Konu seçimlerinin de geniş bir yelpazeye yayılması, kendi içinden çıkıp dışarıyı da görebilen, dışarının sesini dinleyen öyküler yazmasını sağlıyor. Genelde öykülerdeki karakterlerin tek sesli olmasından yakınırız. Ertuğrul, her karakteri için özgün bir ses bulmayı başarmış. Mizah bahsinde de, malumunuz çeliğe verilecek suyun miktarı çok önemlidir. Kılıcı keskin ve dengeli yapan bu suyun miktarıdır. Bu bakımdan, Ertuğrul’un öykülerinde suyu iyi verilmiş bir kılıcın sesi duyulur.

 

 


 

 

* Görsel: Akif Kaynar

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Söyleşi

UNESCO Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi'ne alınan Dede Korkut Hikâyeleri hem Türkler hem dünya kültür tarihi için niçin bu kadar önemli?

 

ŞahaneBirKitap

Svetlana Aleksiyeviç, "yepyeni bir edebi tür" olarak tanımlanan, uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla 2015 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştü.

Editörden

Masalların hayallerden beslenen, gerçeklerin dünyasından ayrılan garip bir zemini var. Gerçeklerin dünyasından ayrılsa da, her masal kendi gerçekliğini, daha önce duymayıp, görmediğimiz bir hakikati bize fısıldar. Hakikatin bambaşka yollardan geçebileceğine inandırır; zengin hayaller peşinde, sınırsız âlemlere yolculuk etmenin anahtarlarını sunar bize.