Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Erteleme Sanatı: Birisi şu alarmı sustursun!..



Toplam oy: 1120
John Perry
Sel Yayıncılık
O kadar merakla beklememe rağmen, Erteleme Sanatı'nı ele geçirdikten iki gün sonra okumaya başladım, durum böylesine ciddi yani.

John Perry'nin hatırlattığı üzere hepimiz akıllı hayvanlarız elbette ama buna yeni bir özellik ekledik: Artık her birimiz "erteleyen hayvanız." Mark Twain'in öğüdünü dinleyip bugünün işini yarına değil, mümkünse ertesi güne iteliyoruz. O kadar merakla beklememe rağmen, Erteleme Sanatı'nı ele geçirdikten iki gün sonra okumaya başladım, durum böylesine ciddi yani.

 

Ertelemenin, insanı depresyona soktuğu açık; Perry de bundan mustarip olmuş biri. Yapılması gereken işler yanında yapılmaması gereken bir dolu şeyle uğraşmaya başlayınca, kendisinin bir sistematik erteleyici olduğunu anlamış. Ama paniğe gerek yok, bu neredeyse hepimizde var, zaman zaman harekete geçiyor. Bunu baştan kabullendiğimizde rahatlama olasılığı yüksek. Güçlü suçluluk ve çaresizlik duygularına kapılmak anlamsız. Perry de kitabıyla erteleme yüzünden depresyona girenlere bir felsefi gelişim programı hazırlamış.

 

 

Perry'nin, sistematik erteleme dediği şey olumsuz bir anlam taşımıyor. Sadece bazı işleri, yapılması zorunlu bazı şeylerin önüne koyduruyor. Yani bu tür bir erteleme hiçbir şey yapmamak değil, aksine pek çok işi sırasını değiştirerek yapmak: Listeyi aşağıdan yukarı tırmanarak tamamlamak. Savsaklamanın bir mantığa oturtulması kısacası. Siz buna kendinizi kandırma mı, miskinliği yeni bir forma sokma mı, ne derseniz deyin; ama Perry için eğlenceli bir durum. Yalnız mutlak bir tembelliğe dönüşmüyorsa.

 

Tabii bir de üzerinde çalıştığı işi mükemmel yaptığını sananlar var ki Perry'ye göre bu tür, tehlike çanlarının çalmasına yol açıyor. Çünkü fantezi dünyası devreye giriyor. "Elimdeki işi her zaman harika yaparım," düşüncesi, bu fantezi dünyasının ana besin maddesi. Vitamini de "zaten mükemmel iş çıkarıyorum, ne zaman olsa yaparım."

 

Yapılmayacaklar listesi

 

Mükemmeliyetçilerin pek kullanmadığı, erteleyicilere ise yanına işaret koyarak rahatlama sağlayan listeler de bizde "iş bitirici hissi" uyandırır. Perry'nin önerisi ise bu listeye yapılacaklar kadar yapılmayacakları da yerleştirmek gerektiği. Böylesi bir hareket ritmi yakalamaya yardımcı olabilir pekâlâ. Tabii bunu istiyorsanız. Çünkü herhangi bir ritme kapılmak için öncelikle yataktan kalkmak zorunlu.

 

Perry bunun için "beni işe başlat" tadında müzik parçaları öneriyor. Ancak sonsuz bir müzik listesi yapmaya uğraşmak da yine ertelemeyle sonuçlanabilir. Sekme sekmeyi açar, sayfa sayfayı kovalar ve akşam ya da sabah dev bir yığınla burun burna gelinebilir; bunu yaşayıp gördük, yaşamaya da devam ediyoruz.

 

Perry'nin ertelemenin bizi ittiği bunalım için önerdiği pek çok çözüm var fakat bunlardan en işe yarayanı ertelemeyenlerle işbirliği yapmak. Erteleyen tarafından sinir hastası haline getirilen ertelemeyenler yaraya merhem olabilir. Erteleyen, ertelemeyenin "yabancı" ve "tehditkâr" çalışma şeklini benimseyebilirse. Beraber her ne yapılacaksa mevzu, erteleyenin denetimi dışına çıkacağından ilk anda epey hır gür yaşanabilir. Perry'nin bir başka önerisi ise iki erteleyenin yan yana gelmesi; buradan da bir şeyler çıkabilir. Ama bu birliktelik, "yarın ortadan kaybolabilecek bir işi asla bugün yapmayın" sonucuna da gebe.

 

Tüm bunlar, ertelemenin bir zaaf olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Başkalarını sinir eden bu zaaf Perry'ye göre kimi zamanlarda faydalı. Örneğin büyük planlara karşı kendiliğinden örgütlenmeyi harekete geçiriyor ya da fikir ve enerjiyi akışa bırakarak katı sistemde yapmaya fırsat bulunamayan işlerin üstesinden gelinmesini sağlıyor.

 

Perry, okura göz kırparak erteleyenlerin hayatın tadını çıkardığı imasında da bulunuyor. Ertelemeyi sanatlaştıran da bu galiba. Yazdıklarından "kötü" etkilenip "sanatçı tembel olur" diyerek kendimizi salabiliriz ama Perry'nin niyeti kesinlikle bu değil. Arkadan dolanıp esprili bir dille erteleyenleri silkelemeye uğraşıyor.

 

Bu arada birisi şu alarmı sustursun!.. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Modern sanat telakkisinin adeta “dinselleştiği” ve bunun da en önemli etkisini mimarlık alanında gösterdiği bir bağlamda yaşadı Turgut Cansever. Türkiye ekseninde bir yanda pozitivist bir dünya görüşünün diğer yanda da seküler mistik ve “yaratıcı insan” düşüncesinin egemen olduğu, “bilim”in dogmatikleştiği bir dönem.

Hayat parantezi 1916’da İstanbul’un Fatih semtinde, Atik Ali Paşa’da açıldı Behçet Necatigil’in. Sonra parantezin içerisine bir başka şehir girdi: Kastamonu. Zeki Ömer Defne’nin zilleri çalarken derslere bir bir girenler arasında o hassas ortaokul öğrencisi de vardı. Evlerden, kırlardan, denizlerden duyulan bu ses zil değil şiirin tınısıydı.

“Sanatçı, gözün göremediğini görendir.”

 

Çağdaş Amerikan edebiyatının en parlak yazarlarından Michael Chabon’un bir söyleşisini hatırlıyorum. Yaratıcı yazma atölyelerinin desteklenmesi gerektiğini söylüyordu: “Tamam, kimse kimseye dâhi olmayı öğretemez kuşkusuz ama yazarken hata yapmamak, yazmak denen şeye ‘okur’ gibi değil de ‘yazar’ gibi bakmak pekâlâ öğrenilebilir.

Nehir söyleşi, ara bir tür. Ne biyografi ne de otobiyografi. Otobiyografi değil çünkü hayatınızı nasıl anlatacağınızı söyleşiyi yapan kişinin soruları belirliyor. O çerçeveyi siz çizemiyorsunuz ve birkaç soruyla hiç istemediğiniz günlere veya olaylara geri dönmeniz mümkün.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.