Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Esaslı kaybeden



Toplam oy: 465
Capcanlı bir dil, güçlü bir anlatım ve dozunda bir mizah var Dünyanın Leşleri'nde...

Cinayet Mevsimi ve Müruruzaman Cinayetleri ile tanıdığımız Suat Duman uzun bir aranın ardından bu kez Dünyanın Leşleri ile karşımızda. Dünyanın Leşleri yazarın ilk iki kitabının aksine Mehmet Cemil’in maceralarından biri değil. Bu kez hikayenin başköşesinde isimsiz bir kahraman var.

 

Kontrol edemediği öfkesinin altında ezilen, hikayesini kendi perspektifinden gördüğü kadarıyla anlatan, kıyısından dahil olduğu toplumsal hadiseleri kendi zihin süzgecine göre yorumlayan bu isimsiz kahraman için esasen antikahraman denebilir. Sistemin aygıtları tarafından uğradığı haksızlığı sisteme değil, aygıtlara mâl etmesiyle kahramanlığı değil antikahramanlığı tercih etmiş oluyor esasen isimsiz anlatıcı. Fakat bu antikahramanımız o kadar da karanlık biri değil. “Kötü işler yaptım heyhat hiç kötülük yapmadım,” diyerek izah ediyor isimsiz kişi kendisini. Öz ile eylem arasındaki o ince çizginin tek cümlelik özeti bu olsa gerek.

 

Cezaevinden çıkar çıkmaz, derinliğini kestiremediği bir bataklığın içine gömülen, kendisini kargaşanın ve belanın içinde bulan kahramanımız öfkesinden kurtulacak bir çıkış yolu da aramıyor üstelik. O halinden, varlığından son derece memnun! Ve onu esaslı bir kaybeden mevkiine yükselten de bu: Gerçek kaybeden, halinden memnun olandır! Çünkü halinden memnun olan kişi kişisel sorgulamalara girmez, bu yüzden de kendisini olduğundan daha iyi biri yapma ihtimalini hepten yitirmiştir. Bizim isimsiz kahramanımızın da tek derdi onu eşek sudan gelinceye kadar döven polisleri bulup intikamını alabilmek; bir de ortada dönen paranın üzerine çöküp kapağı güneyde bir yere atabilse...

 

Fakat sadece kendi hikayesinin içine sıkışmıyor bu kahraman. Yanındaki yöresindeki kişilere ve hadiselere de dokunuyor. Kimsenin adıyla seslenmediği kahraman, serseri bir mayın gibi Beyoğlu sokaklarında dolanırken Suat Duman da sizi dil konusundaki maharetine hayran bırakıyor. Capcanlı bir dil, güçlü bir anlatım ve dozunda bir mizah var Dünyanın Leşleri’nde. Kendisini ele vermeyen hikayesi ve hararetli kurgusu da okuru kitaba sıkı sıkıya bağlıyor, ki bu iyi bir polisiyenin olmazsa olmaz iki unsuru bana sorarsanız. Bu sayede Suat Duman okuyucusuna keyifli ve soluksuz bir okuma vaat ediyor. Bu noktada kitabın arka kapağına da alınan şu cümleye katılmamak mümkün değil: İyi polisiye iyi edebiyattır!

 

 

 

 

 


 

 

* Görsel: Emre Karacan

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Edebiyat ödülleri, ister ulusal olsun ister uluslararası, daima tartışmalarla örülü bir ağın içindedir. Çünkü roman, öykü, şiir, kurmaca hatta edebiyatın ta kendisi dahi yüzde yüz objektif bir bakış açısıyla değerlendirilecek, teraziye konulup tartılacak, laboratuvara sokulup incelenecek şeyler değil.

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.