Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Esaslı kaybeden



Toplam oy: 718
Capcanlı bir dil, güçlü bir anlatım ve dozunda bir mizah var Dünyanın Leşleri'nde...

Cinayet Mevsimi ve Müruruzaman Cinayetleri ile tanıdığımız Suat Duman uzun bir aranın ardından bu kez Dünyanın Leşleri ile karşımızda. Dünyanın Leşleri yazarın ilk iki kitabının aksine Mehmet Cemil’in maceralarından biri değil. Bu kez hikayenin başköşesinde isimsiz bir kahraman var.

 

Kontrol edemediği öfkesinin altında ezilen, hikayesini kendi perspektifinden gördüğü kadarıyla anlatan, kıyısından dahil olduğu toplumsal hadiseleri kendi zihin süzgecine göre yorumlayan bu isimsiz kahraman için esasen antikahraman denebilir. Sistemin aygıtları tarafından uğradığı haksızlığı sisteme değil, aygıtlara mâl etmesiyle kahramanlığı değil antikahramanlığı tercih etmiş oluyor esasen isimsiz anlatıcı. Fakat bu antikahramanımız o kadar da karanlık biri değil. “Kötü işler yaptım heyhat hiç kötülük yapmadım,” diyerek izah ediyor isimsiz kişi kendisini. Öz ile eylem arasındaki o ince çizginin tek cümlelik özeti bu olsa gerek.

 

Cezaevinden çıkar çıkmaz, derinliğini kestiremediği bir bataklığın içine gömülen, kendisini kargaşanın ve belanın içinde bulan kahramanımız öfkesinden kurtulacak bir çıkış yolu da aramıyor üstelik. O halinden, varlığından son derece memnun! Ve onu esaslı bir kaybeden mevkiine yükselten de bu: Gerçek kaybeden, halinden memnun olandır! Çünkü halinden memnun olan kişi kişisel sorgulamalara girmez, bu yüzden de kendisini olduğundan daha iyi biri yapma ihtimalini hepten yitirmiştir. Bizim isimsiz kahramanımızın da tek derdi onu eşek sudan gelinceye kadar döven polisleri bulup intikamını alabilmek; bir de ortada dönen paranın üzerine çöküp kapağı güneyde bir yere atabilse...

 

Fakat sadece kendi hikayesinin içine sıkışmıyor bu kahraman. Yanındaki yöresindeki kişilere ve hadiselere de dokunuyor. Kimsenin adıyla seslenmediği kahraman, serseri bir mayın gibi Beyoğlu sokaklarında dolanırken Suat Duman da sizi dil konusundaki maharetine hayran bırakıyor. Capcanlı bir dil, güçlü bir anlatım ve dozunda bir mizah var Dünyanın Leşleri’nde. Kendisini ele vermeyen hikayesi ve hararetli kurgusu da okuru kitaba sıkı sıkıya bağlıyor, ki bu iyi bir polisiyenin olmazsa olmaz iki unsuru bana sorarsanız. Bu sayede Suat Duman okuyucusuna keyifli ve soluksuz bir okuma vaat ediyor. Bu noktada kitabın arka kapağına da alınan şu cümleye katılmamak mümkün değil: İyi polisiye iyi edebiyattır!

 

 

 

 

 


 

 

* Görsel: Emre Karacan

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım.

Suçlar ne denli çeşitliyse, suç edebiyatındaki polis imgesi de o denli çeşitlidir. Yakışıklı, karizmatik, zeki, iyi, kötü, babacan, sert… Alman yazar Volker Kutscher, kitabı Islak Balık’ta adeta ihtimaller dahilindeki polis tiplerini harmanlayarak oluşturduğu son derece ortalama bir karakterin, gayet sürükleyici hikayesini anlatıyor okuyucuya; dedektif Gereon Rath.

 

Kelimeler içinde deneyimlerin, fikirlerin ve düşlerin aktığı bir nehir yatağı benim için. Dünyayla bağımı bu nehrin uzayıp dört bir yana yayılan kolları aracılığıyla kuruyorum. Kelimelerin harflerden değil de anılardan oluştuğunu düşünürüm sık sık. Bellek sayısı kadar mana içeriyorlar bana kalırsa. Bu manaları keşfetmenin yolu da daha çok hikâye dinlemekten, okumaktan geçiyor.

Şiirde, mimaride, edebiyatta, hatta musikide sanatın en yüksek örnekleriyle bütünleşen dini tecrübe, sanki sinema sanatı söz konusu olduğunda o cömert ilhamlarını esirgemiş gibidir.

Bir şiirin içinde tarihler geçiyorsa, şiirle tarih arasında kurulması elzem bağları hatırlarım ilk elde. Tarihsiz şiir de, şiirsiz tarih de muhaldir. Bilincimizin dehlizlerinde iki fiyakalı dedektif gibi dolaşır her ikisi de. Birini diğerinden ayırmak ne derece mümkün? Türkçenin tarihi şiirimizin de tarihi değil midir bir bakıma? Bu bağı nerede aramalı?

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.