Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

"Eski Dostlar"da Tekil'in Güzelliği, Çoğul'un Görkemi



Toplam oy: 948
Rafael Chirbes
Özgür Yayınları

Aynı anda hem bir tek ağaç, hem de ormanın kendisi olunabilir mi, bu nasıl yapılabilir, yüreğinde, hatta tüm hücrelerinde o ateşi duymazsan? Ateş, bu kavrama giderek yaklaşarak okudum Rafael Chirbes'in "Eski Dostlar"ını. Ateş, evet, ateş, bazen ılık ılık yayılıp genişleyen, giderek her yerde aynı ısıyı bulan, ortam haline gelen, solunan hava gibi, ortaklaşa kabul edilen; bazen de alevlenen, yalımları yerin yedi kat dibine, gökyüzüne, evrenin sonsuzluğuna uzanan yakıcı, yok edici, yokluğun kendisine dönüşen, yokluğuyla var olan.

Bir kişi, nasıl aynı anda birçok kişi olabilir: Sevgiyle. Kişiliklerin varlığını, onları insan olarak görmeye başladığında, tanımaya yöneldiğinde ve bu yolda büyük, çok büyük emek harcadığında o kişilersin aynı zamanda. Rafael Chirbes, bunu yapabilenlerden.

Okunması kolay değil, kabul etmek gerekir. Chirbes'in bu kitabını okumak için Chirbes'i ve anlattığı insanları sevmek gerekir, dünyaya bir anlamda onlar gibi yaklaşmış olmak, yaklaşmaya çalışmak gerekir, bir sözcüğü bile kaçırmanın tüm metni bozacağını bilmek gerekir, edebiyatı sevmek gerekir, insanları, kendini sevmek gerekir. Nasıl seveceksin kendini, hatalarınla tabii, sıradan bir biyografik çalışmadan söz etmiyoruz, kendini bileceksin ki başkalarını anlayabilesin, kendini kıyasıya eleştirebileceksin ki çevrendekilere anlayışla yaklaşabilesin.

Eski Dostlar, devrim yapmaya koyulmuş bir çevreyi betimliyor. Bu, Rafael Chirbes'in işini kolaylaştırmıyor, tersine zorlaştırıyor. Dürüst olalım: Kaç devrimci dalga yaşandı ülkemizde de, henüz büyük bir cesaretle, kucaklayıcı bir yürekle, çoğullaşmış bir akıl ve duygusallıkla anlatabildik olanları? Yanıtı herkes kendi kendine, sessizce versin. Rafael Chirbes bu işe girişmiş ve de büyük ölçüde başarmış. Büyük ölçüde diyoruz, çünkü başka bir ölçü olamaz. Chirbes de biliyor mutlak iyinin, mutlak güzelin, mutlak doğrunun olmadığını. Saydığımız erdemler mutlak olarak bulunmasa bile, bizi onlardan uzaklaşmaya yöneltenlerin arzusuna boyun mu eğeceğiz? Chirbes'in yanıtı hayır. Durduğun bir yer varsa bu gezegende, nerede durduğunu biliyorsan, oradan bakacaksın, başka türlüsünü yapamazsın, yapmaya çalışırsan komik, trajik, traji-komik olursun.

Eski Dostlar, farklı karakterlerin ağzından, düşüncelerinden, duygularından ilerliyor. Okurken bir bakıyorsunuz, önceki bölümdekinden bir başka kahramanı izliyorsunuz, bunu düşünce ve duygu farklılıklarından dolayı anladığınızı fark edip, bir dikilip şöyle, devam ediyorsunuz. Karakterlere böylesi bir nüfuz, olağanüstü bir sevgiyle gerçekleşebilir. Hatalarını gösteriyorsunuz, ama seviyorsunuz. Kendinizi haklı çıkarmak gibi bir kaygınız yok, bu doğru da değil, derinliğinizi arkadaşlarınızınkiyle birleştirip yoğunlaştırıyorsunuz.

Protagonisti yok Chirbes'in Eski Dostlar'ının, kahramanlarının yolculukları var. Teknik olarak yadırgatıcı belki, ama belirttiğimiz atmosfere yabancı olmayanların zorluklarını daha kolay aşabileceği bir yapısı var 'dost' Rafael'in romanının.

Yüzeyselliğin zararlarını biliyorsak eğer yaşadıklarımızdan sonra, derinlere nüfuz edebilmenin, insanları neredeyse tüm hücrelerine dek anlayabilmenin gerekliliğine inanıyorsak, Rafael Chirbes'i de seveceğiz, kahramanlarını da, Eski Dostlar'ı da.

Tekil'in güzelliği, çoğul'un görkemine böyle varılabilir, Chirbes'in yaptığı gibi.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Birgül Oğuz’un 2012’de çıkan son kitabı Hah’ın ardından, nihayet, İstasyon geçtiğimiz yılın son döneminde yayınlandı. “Okullu” bir edebiyatçı olan Oğuz, İstanbul Bilgi Üniversitesi’ndeki Karşılaştırmalı Edebiyat lisansı ve Kültürel İncelemeler yüksek lisansının ardından, Moda Sahnesi’nde edebiyat dersleri verdi.

Mizah kulakta komik çınlasa da ciddi bir mesele. Hele de insanların öncelikli değer verdiği, hayatını etrafında biçimlendirdiği, eleştirisini önemsediği, hassasiyet kapsamındaki konulara değdiğinde tam anlamıyla barut fıçısına dönen bir mesele.

Spor muhabirliği yaparak başlamıştım metin yayınlamaya. Fenerbahçe’yle ilgili bir haber yazmıştım, ilk imzamı orada gördüm. O gazete sayfasını çerçevelettim, hâlâ saklarım. Farklı konularda yazılar yazsam da aslında üç aşağı beş yukarı aynı konular arasında gidip geliyorum. Bilmediğim hiçbir konuda da yazmamaya çalışıyorum.

 

-Queensryche / Lady Jane eşlik edebilir bu yazıya-

 

Hayranı olduğum, yarattığı “Oulipo” akımıyla edebiyat alanında yepyeni ve oldukça da neşeli bir sayfa açan şair ve yazar Raymond Queneau’nun dilimize Tahsin Yücel tarafından kazandırılan Zazie Metroda romanını bilir misiniz? (Bence bilmelisiniz!) Annesi, küçük Zazie’yi birkaç günlüğüne Paris’e, dayısının yanına getirir.

Kulis

Her Şey Çölde Koşan Bir Atla Başladı

ŞahaneBirKitap

Mehmet Akif’in seciyesini en çok şu üç şey inşa etti der Mithat Cemal Kuntay: Kur’anlı ev, pehlivanlı mahalle, müspet ilimli mektep. Bu üç dayanağı anlamak, Türkiye’nin ve şiirin zeminine dair iyi bir fikir verecektir. Akif’te tarih kültürel bir miras değil. O bunu çok erken zamanda anlıyor ve Namık Kemal’in korktuğu varoluş krizinin ortasında kendisini buluyor.

Editörden

Doğu Batı sorunu yalnızca bizim edebiyatımıza özgü bir sorunlar yumağı değildir aslında, Rus edebiyatında da benzer bir tartışma söz konusudur. Bütün bir 19. yüzyıl romanı daha sonra şiddetlenecek bu tartışmanın ilk alevinin yakıldığı metinlerle doludur.