Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Evim güvenli değil!



Toplam oy: 101
Will Heinrich // Çev. Zeynep Enez
Olvido
Kralın Laneti, başka okumalar yapmamıza olanak tanıyan açık bir metin.

Kralın Laneti, Amerikalı yazar Will Heinrich’in ilk romanı. Bu kitapla yazar, PEN/Robert Bingham Fellowship ödülünü kazanmış; aynı zamanda Jaguar kitap'ın "yan markası" olan Olvido Kitap’ın da ilk romanı. Diğer bir deyişle ilkler barındıran bir romanla karşı karşıyayız. 

 

Kitabın başkahramanı Joseph Malderoyce, çocuk yaşlarında ressam olmaya karar verir. Bu amaçla sanat müzesine yaptığı bir gezinti sırasında Hollandalı ressam Piet Mondrian’ın resimleriyle karşılaşır. Mondrian’ın Kırmızı Değirmen tablosu ile onun resim sanatında mükemmelliği yakaladığına kanaat getirerek bu hayalinden vazgeçer. Ardından da aile bireylerini tüberküloz hastalığından tek tek kaybeder. Babasından kalan mirasla, kenti ve avukatlık mesleğini terk edip kırsala yerleşir. "Sıradan gözler için fazla ağır" olan Mondrian tabloları ile artık resim sanatı bitmiştir Joseph için. Tam da tekdüze ve amaçsız bir hayat yaşamaya karar verdiği sırada ilginç bir şey olur. Yağmurlu bir günde kapısının önünde hırpalanmış ve bayılmış bir çocuk  bulur. Çok zeki bir çocuk olan Abel, Joseph’ın amaçsız ve monoton hayatını bir anda değiştirir. Onun en yakın arkadaşı olur.

 

Abel’ın Bettley kasabasına gelişi, Joseph’ın ressam olma amacından vazgeçişiyle birlikte hikayeyi dönüştürecek ilk çatışma anını yaratır. Aynı zamanda metin, okura farklı okumalar yapmaya kayıtsız kalamayacağı diğer anlam odalarının da kapılarını açar bu olayla... Kralın Laneti bir hesaplaşmanın romanı aslında. Joseph Malderoyce ile birlikte kasabanın doktoru Michael Ericsson, Joseph’ın kız arkadaşı Diana, bu hesaplaşmanın diğer tarafları. Bu karakterler bir yandan başkahramanın seçimlerini daha iyi anlamamıza yardımcı olurken, diğer yandan hikayenin ilerleyen bölümlerinde daha görünür bir hal alacak olan kutsal kitap okumalarının da koordinatlarını verir okura. Bununla birlikte metni dönüştüren ve okura her bölümde gördüklerini, işittiklerini yorumlayacağı alanı ise, Bettley kasabasının dışında kalan büyük çam ormanı yaratır. Orman bütün roman boyunca belki de en önemli karakter ya da metafordur. Joseph kasabaya yerleştikten sonra düzenli olarak bu ormanda gezintiye çıkar. konuşur, sesini dinler, ona dokunur. Kentte kaybettiği taze, dinç bir duyguyu ormanın ona sağladığı duygular, düşünceler dünyasının içinde yeniden formüle eder. Sonra bu uzun yürüyüşlere Abel da katılır. Başlangıçta yalnızlığın ayrıcalıklı keşiflerini Abel’la paylaşmak istemez Joseph, ancak ilerleyen zamanda çocuk onun tuhaf bir uzantısı haline gelir. Ormana yeni bir anlam katar.

 

Abel, Joseph’in yanında kalmaya başlar. On üç yaşında bir çocuk olmasına rağmen zekası, bilgiyle olan ilişkisi ve yetişkince tavırları onu, Joseph için bir cazibe unsuru haline getirir. Evet, Joseph zaman zaman ondan oğlum diye bahseder ancak Abel’a asla bir çocuk gibi davranmaz. Bir yetişkinle bir çocuk arasında çizilmesi gereken güvenli alanı yaratamaz. Bundan çekinir. Abel’ın bir çocuk olduğunu kabullenmekten korkar Joseph. Böylelikle Abel, önlenemez bir yıkıcılığın ve küstahlığın sarhoşluğuna kapılır. Artık o hem Joseph’a, hem doktor Ericsson’a ve hem de Diana’ya karşı korkunç eylemleriyle bir manipülatördür Bettley kasabasında. Peki Abel’ı bir çocuk olarak böyle tekinsiz bir deliliğin öznesi haline getiren şey ne? Edebiyatın ve sinemanın, parkta yeşil şortu ve yüzünde çilleriyle neşeli neşeli kum kovasıyla oynarken çocuğu bir anda korkunun/gerilimin odağına koymasına sebep olan şey ya da?

 

Will Heinrich, Kralın Laneti’ni sinematografik bir dille tasarlamış. Onun cümlelerinin arasından sık yeşil çam ormanlarının keskin kokusunu, dalların yüzümüze dalıp geçen sert kabuklarını duyumsarız, bu anlamda yazar sanki kent soylu insanların eksilerek çoğalttıkları büyük yalnızlıklarını doğanın bereketi ve cömertliği ile sağaltmaya çalışır. Bu, romanın okura şifa veren yanı. Diğer yandan zihnimizin içinde duran şeylerin yaratacağı eylemlerin sarsıcı sonuçlarını, bütün metni kuşatan ve ritmini hiç düşürmeyen bir gerilimle aktarır.  Böylelikle Kralın Laneti, kısa sürede etkisi altına alan, heyecan verici bir edebiyat deneyimi olarak karşısına çıkar okurunun.

 


 

 

 

Görsel: Nora Yeksek

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Hasta ve geri döndürülemez biçimde sakatlanmış çocuklarla dolu bir hastanenin koridorlarında dolaşırken, Scott Stambach’in beni oraya nasıl sürüklediğini merak etmekten kendimi alamadım. Belki özel ihtiyaçları olan çocuklara öğretmenlik yapması, belki de Çernobil gibi bizi de çok yakından etkileyen bir konu seçmesi bu etkiyi yaratıyordu.

Üç Yaşam’ın orijinali yayımlandıktan kısa bir süre sonra, 1910’da, Chicago Record-Herald gazetesinde kitap hakkında şöyle bir yazı yer almış; "Stein, hayata dair parçaları değil, hayatı olduğu gibi ortaya koyuyor.’’ Kimilerine göre modern edebiyatın en önemli eserlerinden biri olan Üç Yaşam, başta Hemingway olmak üzere birçok yazarı etkilemiş, ilham kaynağı olmuş.

“Ardıç ağacı kutsal kabul edilmiş bir bitkidir, uzun ömürlüdür. Tohumu nice hastalığın tedavisinde ve yemeklere koku ve tat vermek amacıyla da kullanılır…” gibi bir sözlük tanımıyla açılıyor Selçuk Altun’un Ardıç Ağacının Altında başlıklı yeni romanı. Kapağında ise, arka planında bir ardıç ağacı bulunan,  Da Vinci imzalı bir portre olan Ginevra de’ Benci yer alıyor.

Kirliydi Kar’ın bıraktığı tat, “Çeviriyi 69 yıl beklediğimize değdi!” dedirtecek cinsten. Hemen söyleyelim, Georges Simenon’un ünlü karakteri Maigret’nin yer aldığı bir romanı değil elimizdeki; fakat bu durum onun kuşkuya, suça, adalete, yargıya ve yazgıya değinmediğini ya da daha az değindiğini kesinlikle düşündürmesin. Aksine tam da bu konuları işliyor Kirliydi Kar.

İçinde yaşadığınız dünyayı ve onun güncel gerçekliğini bir yandan deneyimlerken, aynı gerçekliği eşzamanlı olarak çağdaşınız bir yazarın gözünden okumak, okur ile eser arasında normalde olmayan bir ilişki kuruyor.

Söyleşi

İrem Çağıl ile söyleşi:


“Bize sunulan şey ‘iyi’ olmayınca ‘iyi olanı’ bizim arayıp bulmamız gerekiyor.”


Ece KARAAĞAÇ


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.