Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Fenni sihirler, kadınlar, robotlar ve başka şeyler



Toplam oy: 100
İsmail Güzelsoy
Doğan Kitap
Eduardo Galeano’nun kısa anekdotlarıyla insanı çarpan vicdan dersleri, Güzelsoy’un kaleminde uzun, lezzetli, meraklı ve çarpıcı bir hikayeye dönüşüyor.

İnsan bazı kitapları okurken müthiş bir üzüntüye kapılır. Çünkü bir daha asla, o kitabı ilk kez okumanın heyecanına ve hazzına erişemeyecektir. Bitsin istemez. Ama bir kere başlamıştır ve bitmesi gerekmektedir. İsmail Güzelsoy’un romanları insanı böyle bir kederle kucaklar. İnsan o romanları okurken kitabı da kendisini de güzelleştiren bir hüzne gark olur. Bu deneyimi böylesine zevkli hale getiren unsurlar listesi hayli kalabalıksa da, Güzelsoy’un son romanı Hatırla üzerinden bu çeteleye bir göz atalım.


Güzelsoy’un romanları, tamamıyla bir anlatı evreni oluşturuyor. Bir romanında tanıyıp sevdiğiniz bir karakterin gençliğiyle başka bir romanında karşılaşabiliyorsunuz. Ya da bir romanın çok sayıdaki yan hikayelerinden birinin düğümü, bir başka romanda çözülebiliyor. Örneğin, Değmez’in dramatik sahnelerinden biri olan Faruk Ferzan’ın Aras Nehri’nin dibini boylanmasının arka planı, Hatırla’da karşımıza çıkabiliyor. Romanları ince iplerle birbirine bağlayan bu göndermeler, yıllar sonra eski bir tanıdıkla rastlaşmanın keyfini vaat ediyor. Ortak mekan ve karakterlerle oluşan bu anlatı evreninde, seri roman ya da devamlılık ilişkisi yerine, birbiriyle akraba ve ahbap metinler bulunuyor.


Bu ortaklıkların bir diğeri ise, romanların temelindeki soruların temalarında ortaya çıkıyor. “Fennî Sihirler” üst başlıklı üç roman olan Değmez, Gölge ve Hatırla, bir yanıyla ölümsüzlük, ruh, beden ve yaratmak gibi soruların peşine düşerken diğer yandan bilim ile büyü arasındaki o eski gerilim ve çekişmeden besleniyor. Örneğin Gölge’deki Hekim Arif’in Frankensteinvari ölümsüzlük arayışının yerine Hatırla’da otomat ve robotların “machine learning” ile bilinç kazanmaları teması işleniyor. Otomatları ve eğlenceli makineleriyle meşhur mühendis Cezeri’nin de bir karakter olarak romanda yer alması, anlatının lezzetini katmerliyor. Bu yanıyla Hatırla romanı, zihin felsefesinde bugün tartışılan zihnin ve hafızanın ne olduğu, makinelerin bir gün düşünüp düşünemeyeceği, ruh ve beden ilişkisi, canlı olmanın ne demek olduğu gibi sorulara da bir anlatı evreni içinden alternatif bir yanıt öneriyor.


Güzelsoy romanının dikkat çekici bir diğer özelliği ise, bunca fantastik ve büyülü gerçekçi tema, yan hikayeler, ilginç ve merak uyandırıcı konularla okuru kendine bağlarken, sürekli ve derinden bir sosyal eleştiriyi devam ettirme azmi ve kararlılığı. Örneğin Değmez’in merkezinde Tan Gazetesi baskını varken, Hatırla’da hikaye bir yanıyla 6-7 Eylül olaylarına tarihleniyor. Hatırla özelinde konuşacak olursak da, kadın cinayetleri, tecavüzler ve tacizlerin ayyuka çıktığı şu dönemde, “Bir kız gönlünce dans edebilsin diye canından vazgeçebilmeli insan” mottosuna sahip bir hikaye anlatıyor oluşu, Güzelsoy’un romanlarını bir vicdan tarihine dönüştürüyor. Hatırla’nın ana karakteri Suzan üzerinden kadınların o uzun ve çileli hikayesi ile doğumun, ölümün, birine can vermenin ve bilgeliğin kadın merkezli ele alınışına şahit oluyoruz. Eduardo Galeano’nun kısa anekdotlarıyla insanı çarpan vicdan dersleri, Güzelsoy’un kaleminde uzun, lezzetli, meraklı ve çarpıcı bir hikayeye dönüşüyor.


Öyleyse haydi söyleyelim, Güzelsoy’un romanlarını sevmek için elimizde çok uzun bir liste var. Bir Güzelsoy romanını ilk kez okuyacakları kıskanmak için de öyle.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Dilem Serbest

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Edebiyat ödülleri, ister ulusal olsun ister uluslararası, daima tartışmalarla örülü bir ağın içindedir. Çünkü roman, öykü, şiir, kurmaca hatta edebiyatın ta kendisi dahi yüzde yüz objektif bir bakış açısıyla değerlendirilecek, teraziye konulup tartılacak, laboratuvara sokulup incelenecek şeyler değil.

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.