Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Ferah bir rüya umudu


Gayet iyi
Toplam oy: 136
Mukadder Gemici
Dergâh Yayınları
Mukadder Gemici pes edilmeyen, pişman olmaya, insana inanmaya davet eden finallerle bitiriyor öykülerini.

Mukadder Gemici'nin öyküdeki uzun yürüyüşü, Asla Pes Etme ve Kar Makamı'nın ardından Nuh'un Kızı'yla devam ediyor. Gemici'nin öykü evrenine bakıldığında insana dair ümit ve iyimserliğin ön plana çıktığı, radikal kötünün yerine kötülüklerinden pişman ve nedamet getiren karakterlerin olduğu ve o yalınkat acılara rağmen bizi diri tutacak bir iyiliğe inanıldığı görülüyor. Ayrıca, bu iyimserliğin basit bir Polyannacılıktan ibaret olmadığı, kötülüğün ve acıların yüzeyselleştirilmediğini de not düşmek gerek.


Nuh'un Kızı kitabındaki öykülerin bir kısmı, güncel meselelerden neşet etmesi bakımından, vicdanımızın yakın tarihi olarak da okunmaya müsait. "Hak Edilmiş Bir Ölüm"de darbe gecesi karşı karşıya gelen iki kardeşin hikayesi merkeze alınıyor. "Hür Bir İnsan"da güpegündüz şehrin ortasında patlayan bir bombayla en yakın arkadaşını kaybeden bir üniversite öğrencisinin ruh hali resmediliyor. "Dayan ve Çok Yaşa" nam öyküde, Halep'te kalan Suriyeli bir doktorun gitmek ile kalmak arasındaki ruhi gelgitleri tam da insani bir yerden işleniyor. "Babamın Sesi" ise, yıllar sonra babasının kemiklerine ulaşan Bosnalı bir gencin, sırtladığı tabuttan gelen kemik sesleri eşliğinde Bosna-Sırp Savaşı'nın etkilerine değiniyor. Fakat, konularını bu şekilde sıralayabileceğimiz öyküler güçlerini konularından değil; öykü karakterlerinin derinlemesine işlenen ruh hallerinden, geçmişleri, kişilikleri, hayalleri ve tavırlarıyla bir bütün olarak ele alınmasından kaynaklanıyor. Büyük ve yıkıcı bu acı tecrübelerden geçen karakterlerin duygu durumlarını, nasıl hissettiklerini okura aktarmayı başarması da, Gemici'nin bir öykücü olarak başarısına işaret ediyor. Örneğin, "Hak Edilmiş Bir Ölüm"de haksız yere açığa alınan bir emniyet amirinin yalnızlaşması, onurunun kırılması sonucunda "ferah bir rüya" görme umuduna sığınması, sonrasında ise darbe yapan bir subay olan kardeşinin ölümüne üzülmesi gibi insanca hassasiyetleri ifade etmedeki gücü dikkat çekiyor. Diğer yandan, Suriye'den Türkiye'ye kalkacak otobüste doğan bir çocuk örneğinde olduğu gibi Gemici pes edilmeyen, pişman olmaya, insana inanmaya davet eden finallerle bitiriyor öykülerini.

 

İyimser final


Kitaptaki diğer bir öykü öbeği ise, toplumsal sorunları insan üzerinden okumayı bırakıp doğrudan insanın şahsi alanındaki gelgitler üzerinden ilerliyor. Bu kısımdaki öykülerden en güçlüleri "Ameliyattan Önce" ve "Nişan Yüzüğü." Özellikle "Nişan Yüzüğü," kitabın en güçlü eserlerinden biri olarak gösterilebilir. Dosyanın en farklı, muzip ve dikkat çekici öyküsü ise "Yalaza." Taraklı'ya atanan genç bir öğretmenin, ahali tarafından kendisine şaka yapılmasını beklemesinin, ardından başına gelen tuhaf deneyimle kendisinin ahaliye şaka yaptığını sanmasının ve bunun yıllarca açığa çıkamayışının öyküsü. Esasında bu öykü, Gemici'nin tipik olumlu ve iyimser finaliyle bitmeyip muğlak bırakılsa çok daha etkileyici olabilirmiş. Yine de fazla yüklenmeyelim. Aslında hepimiz ferah bir rüya görmek umuduyla edebiyata sığınmıyor muyuz?

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Söyleşi

UNESCO Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi'ne alınan Dede Korkut Hikâyeleri hem Türkler hem dünya kültür tarihi için niçin bu kadar önemli?

 

ŞahaneBirKitap

Svetlana Aleksiyeviç, "yepyeni bir edebi tür" olarak tanımlanan, uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla 2015 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştü.

Editörden

Masalların hayallerden beslenen, gerçeklerin dünyasından ayrılan garip bir zemini var. Gerçeklerin dünyasından ayrılsa da, her masal kendi gerçekliğini, daha önce duymayıp, görmediğimiz bir hakikati bize fısıldar. Hakikatin bambaşka yollardan geçebileceğine inandırır; zengin hayaller peşinde, sınırsız âlemlere yolculuk etmenin anahtarlarını sunar bize.