Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Ferah bir rüya umudu



Toplam oy: 41
Mukadder Gemici
Dergâh Yayınları
Mukadder Gemici pes edilmeyen, pişman olmaya, insana inanmaya davet eden finallerle bitiriyor öykülerini.

Mukadder Gemici'nin öyküdeki uzun yürüyüşü, Asla Pes Etme ve Kar Makamı'nın ardından Nuh'un Kızı'yla devam ediyor. Gemici'nin öykü evrenine bakıldığında insana dair ümit ve iyimserliğin ön plana çıktığı, radikal kötünün yerine kötülüklerinden pişman ve nedamet getiren karakterlerin olduğu ve o yalınkat acılara rağmen bizi diri tutacak bir iyiliğe inanıldığı görülüyor. Ayrıca, bu iyimserliğin basit bir Polyannacılıktan ibaret olmadığı, kötülüğün ve acıların yüzeyselleştirilmediğini de not düşmek gerek.


Nuh'un Kızı kitabındaki öykülerin bir kısmı, güncel meselelerden neşet etmesi bakımından, vicdanımızın yakın tarihi olarak da okunmaya müsait. "Hak Edilmiş Bir Ölüm"de darbe gecesi karşı karşıya gelen iki kardeşin hikayesi merkeze alınıyor. "Hür Bir İnsan"da güpegündüz şehrin ortasında patlayan bir bombayla en yakın arkadaşını kaybeden bir üniversite öğrencisinin ruh hali resmediliyor. "Dayan ve Çok Yaşa" nam öyküde, Halep'te kalan Suriyeli bir doktorun gitmek ile kalmak arasındaki ruhi gelgitleri tam da insani bir yerden işleniyor. "Babamın Sesi" ise, yıllar sonra babasının kemiklerine ulaşan Bosnalı bir gencin, sırtladığı tabuttan gelen kemik sesleri eşliğinde Bosna-Sırp Savaşı'nın etkilerine değiniyor. Fakat, konularını bu şekilde sıralayabileceğimiz öyküler güçlerini konularından değil; öykü karakterlerinin derinlemesine işlenen ruh hallerinden, geçmişleri, kişilikleri, hayalleri ve tavırlarıyla bir bütün olarak ele alınmasından kaynaklanıyor. Büyük ve yıkıcı bu acı tecrübelerden geçen karakterlerin duygu durumlarını, nasıl hissettiklerini okura aktarmayı başarması da, Gemici'nin bir öykücü olarak başarısına işaret ediyor. Örneğin, "Hak Edilmiş Bir Ölüm"de haksız yere açığa alınan bir emniyet amirinin yalnızlaşması, onurunun kırılması sonucunda "ferah bir rüya" görme umuduna sığınması, sonrasında ise darbe yapan bir subay olan kardeşinin ölümüne üzülmesi gibi insanca hassasiyetleri ifade etmedeki gücü dikkat çekiyor. Diğer yandan, Suriye'den Türkiye'ye kalkacak otobüste doğan bir çocuk örneğinde olduğu gibi Gemici pes edilmeyen, pişman olmaya, insana inanmaya davet eden finallerle bitiriyor öykülerini.

 

İyimser final


Kitaptaki diğer bir öykü öbeği ise, toplumsal sorunları insan üzerinden okumayı bırakıp doğrudan insanın şahsi alanındaki gelgitler üzerinden ilerliyor. Bu kısımdaki öykülerden en güçlüleri "Ameliyattan Önce" ve "Nişan Yüzüğü." Özellikle "Nişan Yüzüğü," kitabın en güçlü eserlerinden biri olarak gösterilebilir. Dosyanın en farklı, muzip ve dikkat çekici öyküsü ise "Yalaza." Taraklı'ya atanan genç bir öğretmenin, ahali tarafından kendisine şaka yapılmasını beklemesinin, ardından başına gelen tuhaf deneyimle kendisinin ahaliye şaka yaptığını sanmasının ve bunun yıllarca açığa çıkamayışının öyküsü. Esasında bu öykü, Gemici'nin tipik olumlu ve iyimser finaliyle bitmeyip muğlak bırakılsa çok daha etkileyici olabilirmiş. Yine de fazla yüklenmeyelim. Aslında hepimiz ferah bir rüya görmek umuduyla edebiyata sığınmıyor muyuz?

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Rebecca Solnit, Kaybolma Kılavuzu’nda, Borges’in az bilinen bir öyküsünden bahseder. Öykünün başkahramanı olan şair, imparatorun muazzam büyüklükteki, dolambaçlı sarayını mükemmel biçimde tarif eden bir şiir yazar.

Mutluluğa Dair Bir Düşünce, belki de isminden ötürü, başta bir “kişisel gelişim” önerisi gibi gelse de; bilakis, daha iyi bir dünya için somut adımlar atmış iki mühim aktivistin imzasını taşıyarak, güçlü argümanıyla okur için tünelin ucunda -belki cılız, belki değil- bir ışık yakma ihtimali taşıyor. Bahsettiğim iki isim Luis Sepúlveda ve Carlo Petrini.

Bir metin/heykel/resim/sinema filmi/tiyatro oyunu üzerine düşünmek, bu düşünmeyi bir metne dönüştürmek nasıl bir süreci göz önüne almak demek? Bu süreci yazıya dökerken, dökme hali için kelimeler her zaman yeterli olur mu? Bunu bir başka şekilde anlatmak mümkün mü? Cem İleri'nin E Evi'ni okurken bu sorular kafamın bir köşesinde hep dönüp durdu.

Havalar ısındı, çiçekler böcekler derken evlilik mevsimi geldi çattı. Binbir türlü hayallerle birçok çift, dünya evine girecekler. Zaman zaman düşünüyorum; bu kadar fazla kişi evlenirken, bir yandan da o kadar fazla evlilik yürümüyor. İşte tam da nedenlerini anlamaya çalışırken, yakın bir zaman önce, hayatıma bir çift giriverdi ve evliliğin nasıl yürüdüğü üzerine kafa patlatmamı sağladılar.

Bugün uluslararası bir şöhret sahibi olan Haruki Murakami, Rüzgârın Şarkısını Dinle’de yazarlığa adım atışının hikayesini anlatıyor. Kısa ve sıcak bir anlatı.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.