Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Gecenin sessizliği, çizgilerin sesi



Toplam oy: 37
Tuncer Erdem
Yapı Kredi Yayınları
Tuncer Erdem, sözün az çizginin bol olduğu, bazılarına aşina olduğumuz karanlık hikayeler anlatıyor Gece Gelen Öyküler’de.

Olup bitenlerden çizgiler çıkarmak da, onları ayakları yere sağlam basan bir öyküye dönüştürmek de zahmetli iş. Tuncer Erdem’in çizgilerinde ve kaleme aldıklarında bunun altın oranını bulmak mümkün. Söz ve çizgilerinde, hem duruluk hem de incelik var; ürettiği her şey böyle.

 

Erdem, sözün az çizginin bol olduğu, bazılarına aşina olduğumuz karanlık hikayeler anlatıyor Gece Gelen Öyküler’de. Uykusuzluğun etkisiyle pencerenin ardından sokağı izler gibiyiz sayfalarda gezinirken. Her bir çizgi-öykü küçük zaferlerin ve büyük yenilgilerin kağıda dökülmüş biçimi; işin içine hayal gücü de karışıyor, hayatın kendisi de… Dinginlik derseniz hiç eksik değil, aynı şekilde karmaşa da… Erdem, durmaksızın yuvarlanışımızı anlatıyor sanki; sessizliğin sesi olan çizgiler, her sayfada yaşamlarımızın bam teline dokunuyor.

 

 

 

Elbette kitapta anlattıklarının da hikayesi var; “Hepsinin ortak özelliği” diyor Erdem, “bir derginin arka sokağa bakan odasında çizilmesi, öykünün gece yarısı gelmesi ve çizimin günün ilk ışıklarıyla bitmesi.” Çizgiyle gece vakti ete kemiğe bürünen bu öyküler bir öfkenin, hayata tutunuşun, kayboluşun veya kaybedilenin yeniden bulunuşunun yansıması. Yaşamın küçük şoklarının ya da büyük açmazlarının sokağına da sürüyor okuru Erdem. Üstümüze bulaşan tozun toprağın ya da kafaya taktığımız ufacık şeylerin etrafında dolanan çizer-yazar, kaçtıklarımızın ve tutulduklarımızın yekununu alıyor: Galiplerin, mağluplar ve mağdurların boy gösterdiği karelerin ortak paydası, tadı kaçanlarla tadı henüz bilinmeyenlerin evrensel kümesi olan hayat. Öte yandan Erdem korkuları, tedirginlikleri ve huzuru da art arda verip baktığı pencereden gördüğü veya orada hayal ettiği pek çok şeyi gözümüzün önüne getirmiş.

 

Eldekilerin ve arayışların hikayeleri


Sözün seyrekliği, çizginin cümlelere dönüşümü, kısıtlamadığı okura epey geniş bir düşünme yolu açıyor. Yüz yüze geldiklerimizin ya da gelebileceklerimizin bir dökümü olan çizimler, yaşamda sürüp giden kavgaları ve umursamazlığımızı bir kez daha önümüze koyuyor. Bunları bazen bir şaka gibi algılamamızı sağlayan Erdem, bazen de onların üstünde uzun uzun düşünmemizi öğütlüyor gibi; bağıra çağıra değil, usulca.

 

 

 

Bu tavır, bir yabancının peşine takıldığımızda da geçerli; gecenin karanlığında gezinirken “tehlikeli sokaklara” ve “vahşi insanlara” denk geliyoruz: Uykuya hazırlanan, çoktan uyumuş ve başını yastığa neredeyse hiç koymayanların nefes alıp verdiği bir hayattan parçalar resmediyor çizer-yazar. Bir hikaye anlatıcısı Erdem; yazıyla ve çizgiyle yaptığı bu iş, hem dünyayı anlamayı hem de olağan diye nitelenenleri reddetmeyi kapsıyor. “Akıntının tersine kürek çekmek” gibi bir klişeyle bunu açıklamak Erdem’e haksızlık olur. Gece Gelen Öyküler’in esas meselesi, yaşamda ve zihinlerde dolanması.



Herkesten ve her şeyden örnekler mevcut kitapta: Rüyalar, gerçek ve gerçeküstü mekanlar ile insanlar, tanıdık sokaklar, yabancı yüzler, büyük bir boşluk, kalabalıklar, yürüyüşler, kalakalmalar, eskiyenler, yeniler…



Erdem bizi, eldekilerin ve arayışların hikayeleriyle buluştururken hayat ile hayalin yolunu kesiştiriyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Gülüzar, kız çocuklarının Türkiye’de sıkça rastlanan fakat göz ardı edilen benzer hikayelerinden biri aslında. Karakterindeki olağanlık, yaşadığı durumları alışılagelmiş kalıplara yerleştirse de, aslında belli başlı bir sorunun baş kahramanı olduğu gerçeğini okuyucunun yüzüne vuruyor.

Çok sevdiğiniz insanlar hakkında konuşması zordur. Sevginiz öyle bir taşar ki, kalbinizden yükselen heyecan dalgası nefesinizi keser. Kelimeler dilinizden dökülemez, dışarıdan bakana anlamsız gelecek birtakım jest ve mimiklere dönüşür. En azından benim için böyledir bu. Çok sevdiğiniz bu insan bir yazar ve siz de onun hakkında bir yazı kaleme alacaksanız durum pek fena.

 

“Ben Witcher’ım. Yapay olarak yaratılmış bir mutant. Para karşılığında canavar öldürürüm. Anne babaları bedelini öderlerse çocukları korurum. Parasını Nilfgaardlı anne babalar öderlerse Nilfgaardlı çocukları da korurum. Dünya harap olsa bile –ki bunu hiç sanmıyorum– bir canavar beni öldürünceye kadar bu dünyanın harabeleri üzerinde canavar öldürmeyi sürdürürüm.

Bazen bir kitabı bitirdiğinizde hakkında ne söyleyeceğinizi bilemiyor, uzun süre etkisinde kalacağınız aşikar bir yolculuğun sonuna geldiğinizin gayet farkında olup, bir süre susmak istiyorsunuz.

Kurgusal türler tarihinde, akıllı uslu okurun (ve izleyicinin) en azından insan içindeyken burun kıvırması beklenen pornografi ve melodramın en yakın arkadaşı korku olsa gerek.

Söyleşi

Serhat Tolga Yıkıcı ve Ayşegül Kirpiksiz ile söyleşi:


 “Wattpad genç okuru daha iyi anlamamıza imkan veriyor.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.