Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Gerçeküstü tiyatronun atasından...



Toplam oy: 388
Alfred Jarry // Çev. Işık Ergüden
Sel Yayıncılık
Kral Übü’yle tanışmak ve onun sonsuz arsızlığına şaşırmak isterseniz, Alfred Jarry’nin absürt dünyasına yumuşak bir giriş olarak da nitelenebilecek Sezar-Deccal, raflarda sizi bekliyor.

“İsa bir başkasının günahları için öldü; benimkiler için değil,” diye başlıyordu Patti Smith’in Gloria adlı ünlü şarkısı. Smith biliyordu ki, özgür birey, karanlık yönlerini –suçu bir şeytana atmadan yüzleşip– sahiplenmiş ve arkada bırakmış insanlar arasından çıkacaktı. Üstelik neye günah denileceği de başka bir meseleydi. Düzenin aksayan yönlerini görüp ona uyum sağlamayı reddetmek de günah diye adlandırılmıyor muydu mesela? Öyleyse şu günah meselesi sadece dini değil, politik bir mevzu da sayılması gerekirdi. Tam da bu yüzden, bir siyasi liderin aslında Deccal olduğunu keşfetmek, kimseyi şaşırtmazdı sanırım. Alfred Jarry de, İsa yeryüzüne dönmeden evvel ortalığı karıştıracak, insanları günaha sevk edecek olan Deccal’in iktidarın tüm imkanlarını elinde toplamış bir siyasi lider olduğunu hayal etmiş, bu liderin adını da Kral Übü koymuştu. Kral Übü, Macbeth’i andırıyordu ama Jarry, güç savaşlarındaki trajediyi gösteren Shakespeare’in izinden gitmek yerine, kahramanını kahkahalar karşısında savunmasız bırakarak rezil etmeyi seçmişti. Şimdi Kral Übü’yü daha yakından tanıyalım.

 

Gerçeküstü tiyatronun atası kabul edilen Alfred Jarry, Kral Übü’nün ilk taslağını çocuk yaşta yaratmıştı fakat okur –ve tiyatro seyircisi– onunla Sezer-Deccal adlı oyun 1895’te yayımlanana kadar tanışamadı. Jarry oyunun ilk perdesinde sahneye Aziz Pierre’yi, İsa’yı ve Sezar-Deccal’i taşıyor ve “insanların artık kapalı bir cennet istemediğini”, “yeni hükümdarın özgür insanları kamçıladığını” anlatıyordu. Üçüncü perdede sahneye çıkan Übü ise, bu hükümdarın nasıl biri olduğunu, nasıl zorbalaşabileceğini gösteriyordu. Tahtın esas sahibine suikast düzenleyerek başa geçen Übü, “Şimdi yapmam gereken yasalar var,” diyerek işe adalet reformuyla koyuluyor, derken maliyeye el atıyor ve evlilik kurumunu bile çıkarlarına hizmet edecek şekilde düzenlemeye yelteniyordu.

 

Alfred Jarry, dönemin tiyatro izleyicisinin alışkanlıklarına seslenmekten uzak, asa yerine bir tuvalet fırçası taşıyan, ağzı bozuk bu absürt karakteri, 1896’da Kral Übü’yü yayımlayarak geliştirecek ve hatta zamanla onunla özdeşleşecekti. Öyle ki, 1906’da Rachilde’ye yazdığı, hastalığına ilişkin mektupta kendisinden Kral Übü diye bahsediyordu!


“İlkel ve ilksel, tenden ve aşktan temizlenmemiş kaba ruhlara Ezeli Yaşam vaat ediyorsun sen; ben Yaşam’ı yaratan Ezeli Ölüm’ü vaat ediyorum onlara, tıpkı karanlığın ışığı yaratması gibi, sabanın ardında bıraktığı dalga dalga çatlamaların dağ çizgilerinde iz bırakan çıkıntıları yaratması gibi,” diye sesleniyor Sezar-Deccal, İsa’ya. “Sonsuz ile Hiç arasında” çekiştirilen insanın kurtuluşu üzerine düşünmek, Kral Übü’yle tanışmak ve onun sonsuz arsızlığına şaşırmak isterseniz, Alfred Jarry’nin absürt dünyasına yumuşak bir giriş olarak nitelenebilecek Sezar-Deccal, raflarda sizi bekliyor. İnsanların bir yol göstericinin büyüsüne kapılmadan, temel hak ve özgürlüklerinden vazgeçmeden yaşadığı o gerçeküstü(!) dünyada buluşmak dileğiyle…

 

 

 


 

 

Görsel: Ece Zeber

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Söyleşi

UNESCO Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi'ne alınan Dede Korkut Hikâyeleri hem Türkler hem dünya kültür tarihi için niçin bu kadar önemli?

 

ŞahaneBirKitap

Svetlana Aleksiyeviç, "yepyeni bir edebi tür" olarak tanımlanan, uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla 2015 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştü.

Editörden

Masalların hayallerden beslenen, gerçeklerin dünyasından ayrılan garip bir zemini var. Gerçeklerin dünyasından ayrılsa da, her masal kendi gerçekliğini, daha önce duymayıp, görmediğimiz bir hakikati bize fısıldar. Hakikatin bambaşka yollardan geçebileceğine inandırır; zengin hayaller peşinde, sınırsız âlemlere yolculuk etmenin anahtarlarını sunar bize.