Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Gözlemci



Toplam oy: 147
Tom McCarthy // Çev. Kaya Genç
Notos
C kolay okunur, hatta kara mizahıyla eğlenceli, olaylarıyla sürükleyici bir hikaye anlatmakla birlikte çok katmanlı okumalara da açık, zengin bir roman.

1969 yılında doğan Tom McCarthy, Oxford Üniversitesi’nde İngiliz dili eğitimi almış. Sanat dünyasında yarı-kurmaca bir avangard sanatçılar ağı olan International Necronautical Society’nin Genel Sekreteri sıfatıyla yazdığı raporlar, manifestolar ve gerçekleştirdiği medya müdahaleleriyle tanınıyor. Edebiyat hayatına, Zadie Smith tarafından "son 10 yılın en büyük İngiliz romanlarından biri" olarak nitelendirilen Remainder ile 2005 yılında adım atmış, kariyerini Men in Space, C ve Satin Island romanlarıyla sürdürmüştü. Tom McCarthy'nin Tintin and the Secret of Literature adlı bir de inceleme kitabı bulunuyor. 

 

Tom McCarthy'nin üçüncü romanı olan C, İngiltere’de 2010 yılında yayımlanmıştı. Aynı yıl Man Booker ve Walter Scott ödüllerine aday gösterildi. 20. yüzyılın hemen başında, İngiltere kırsalındaki büyük bir evde, bir doğum sahnesiyle başlıyor hikaye. Zor bir doğumun ardından dünyaya gelen bebek, romanın kahramanlığını üstlenecek olan Serge; Serge Carrefax. İşitme engellilere özel bir okul işleten babası bilim ve teknolojiye tutkulu, kablosuz iletişim üzerine deneyler yapan bir adam. İşitme engelli annesi ise aile geleneğini, ipek üretimini üstlenmiş. Serge ve ondan birkaç yaş büyük ablası Sophie, büyük ve sorunlu dünyanın uzağındaki evlerinde böcekler ve teknolojik aletler, sessizlik ve gürültü arasında mutlu bir çocukluk geçiriyorlar. Sophie de parlak zekalı ve hassas bir kız. Bu hassasiyet yetişkinlik çağlarına geldiğinde onu intihara sürükleyecek, Serge'in Versoie'deki evlerindeki huzurlu hayatı çok sevdiği ablasının ölümü üzerine sona erecektir.

 

İkinci bölümde Bohemia'daki bir tedavi merkezinde karşılaşacağız Serge ile; I. Dünya Savaşı'nın arifesindeyiz. Tuhaf bir hastalığa yakalanmıştır Serge. "Sende," diyecektir doktoru, "bir tıkanıklık var. Sıkışmış, engellenmiş, saplantı yapmış durumdasın. Dönüşüm yok, yalnızca tekrar var. Seni engelleyen şeyden kurtulmalısın, kendini zehirlemene neden olan döngüyü kırmalısın; böylece dönüşüm devam edecek, şeyler senin içinden geçecek, seni açacaklar. Henüz ergensin: daha pek çok dönüşüm geçireceksin. Seni tıkayan şey kırılmalı, ondan sonra vücudun da ruhun da çiçek gibi açacak."

 

Bir yandan hastalığıyla uğraşırken diğer yandan delikanlılığa adım atmanın, ilk cinsel deneyimlerin heyecanını yaşayan Serge'nin tıkanıklığını açan I. Dünya Savaşı'nda keşif uçaklarında görev alması olacaktır. Her uçuşta adrenalin pompalayan damarlarına uyuşturucu katmaya da başlar. Uçağının düşürülmesini ve bir Alman toplama kampına gönderilmesini ise kayıtsızlıkla karşılayacaktır. Savaş bitiminde Londra'ya döner, üniversiteye yazılır. Öğrenimden ziyade gece eğlenceleri ile geçen günleri bir trafik kazasıyla noktalanır. Serge ani bir kararla İngiliz devletinin Mısır'da telefon ve telgraf şebekesi kurma girişimine katılır. 1922 yılında Mısır'a gelen Serge'in görevi olup bitenleri gözlemek ve rapor etmektir. Serge işine ciddiyetle sarılırken bağımsızlık sürecine girmiş Mısır'ı da yakından gözlemler...

 

 

Hayatın temel bileşeni


 

Roman adını karbon elementinin simgesinden alıyor; "C", ya da "hayatın temel bileşeni." Bu, romandaki çok sayıda metafordan bir tanesi. Kolay okunur, hatta kara mizahıyla eğlenceli, olaylarıyla sürükleyici bir hikaye anlatmakla birlikte çok katmanlı okumalara açık, metafor ve göndermeleri zengin bir roman. C, barındırdığı post-yapısalcı eleştiri ve geri planındaki post-hümanist felsefesi ile entelektüel okuyuculara da sesleniyor. 

 

Radyo iletişim teknolojisinin ilk yıllarına dair esprili ve ürkütücü bir tarihsel fantezi yazmış McCarthy. Dil, teknoloji ve öznellik arasındaki ilişkiyi ilk evresinde yakalamak istemiş. İletişim teknolojisinin gelişimi ile bireyin -Serge'in- başkalarıyla iletişiminin uyumsuzluğu güçlü bir kontrast yaratıyor. 

 

Zengin göndermelerden ve referanslardan söz etmiştim. Serge de çağın değişimlerini simgeleyen hem çok katmanlı hem de romanı Joyce'un Ulysses’ine bağlayan bir kişilik. C’nin esin kaynaklarından en önemlisi, hiç kuşkusuz Ulysses. Tom McCarthy'nin modernist edebiyatın çağdaş bir yorumlayıcısı olduğunu da ekleyebilirim. Serge, Ulysses’teki Bloom karakterini andırıyor. Tıpkı Dublin sokaklarında bir ileri bir geri dolanan Bloom gibi, o da yeni bir sanat öğrenmektedir: Görme ama görmeme sanatını... Serge görür ve gözler; ama merceğine takılanlarla duygu ve düşünceleri arasına bir sınır çekmiştir. Her şeyi fark eder, ancak hiçbir şeye yoğunlaşmaz, hiçbir şeyden kırılmaz, hiçbir şeyi kötüye yormaz. 20. yüzyıl insanının özellikle yüzyılın sonlarında -ve günümüzde- iyice açığa çıkan bu edilgen kişilik yapısını barındıran Serge'in gözlemlerini yansıtırken dil ustalığını sergiliyor McCarthy: “Motorlu araçlar ve at arabaları çevrelerinde kayıp gidiyor, kesişen tarihi dönemler gibi birbirlerinin yollarına girip çıkıyorlar. Kırmızı fesler, süslü Avrupalı kıyafetler giymiş yerliler, içinde hukuki belgeler, gazeteler veya sigorta tazminat talepleri olan evrak çantalarıyla yanlarından hızla geçiyorlar; uzun cüppeler içindeki diğer yolcular, ellerinde sopalarla yoldan aşağı iniyorlar hızla; rengarenk paltolar giymiş öğrenci grupları, el ele tutuşmuş kağıttan çocuklar misali kaldırımlar boyunca ilerliyorlar. İnsanların giydikleri cüppeler, Serge'e pijamaları hatırlatıyor; şehir onlar yüzünden hafif uykusundan yeni kalkmış gibi uykulu bir görünüme sahip.”

 

Farklı ve derin bir roman okumak isteyenler için...

 

 


 

 

* Görsel: Onur Aşkın

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Amerikan edebiyatının en önemli yazarlarından birisi olan John Steinbeck, 27 Şubat 1902’de Salinas’ta, göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Stanford Üniversitesi’nde okudu ama mezun olamadı. New York’ta gazetecilik kariyeri yapmak istiyordu ama gazetecilikte de umduğunu bulamadı. Salinas’a geri dönmek zorunda kaldı. Yazma tutkusu hep vardı Steinbeck’in.

“Gelecek öykülerin yazarı şu anda telaşlı bir sevinç içinde çalışmasına başlıyor.

Ayşe Erbulak’ın yakın bir zaman önce çıkan son romanı Cinayet Sınıfı Başkanı, çocukluklarında büyük travmalar yaşamış ve bunu aşamamış ve hayatlarını da bu unut(a)mayışın üzerine kurmuş üç kişinin hikayesi; tabii, her şeyin üstünü örten bir cinayetin söz konunu olduğunu da ekleyelim...

Altı çizilen anlar, üstü karalanan anılar hep o durumun içindeki detaylarla özdeşir; kokular, renkler, hareketler, sesler… Hafızamızda yer eden tüm hikayeler kendi ayrıntılarını taşır. Yemek de o ayrıntıların belki de en önemlilerinden biri. Üstelik yalnızca hikayeye değil, hikayede geçen önemli/önemsiz karakterlere de bir anlam, hafızaya kazınacak bir özellik ekler.

Dünya dönmeye devam ettikçe bazı kelimelerin insanın yüreğine koyduğu o sızı asla bitmeyecek; bugün bile dilimizde acısıyla duran o kelimelerden biri “sürgün.” Gidilen yer, insanın hayatını devam ettirdiği koşullar, kurduğu düzen, başına gelen iyi şeyler, peşi sıra yürüyen şans, her şeyin yolunda gittiğini ve artık hayatın iyi ve stabil olduğunu düşünsek dahi sürgün, sürgündür.

Söyleşi

Gökhan Dumanlı ile söyleşi:



"Zarafet ölmedi, görgüsüzlük popüler oldu."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.