Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Hayat Atölyesi



Toplam oy: 857
Murathan Mungan
Metis Yayınları

Murathan Mungan, çok yazan çok okunan yazarlardandır. Her yıl birden çok kitap yayınlar. Bunların bazılarına, özellikle roman türünde olanlarına özel önem verir tanıtımına yoğunlaşır ama bazılarını hemen hiç tanıtmadan okuyucunun himmetine bırakır. Özellikle şiir kitapları ve yazılarının toplamından oluşturduğu kitapları bu türden okurun arayıp bulması istenen kitaplardır. Neyse ki Mungan’ın sadık bir okur kitlesi vardır, o yeterince duyurmasa da kitaplarını alıp okurlar.

Murathan Mungan’ın yeni kitabı Hayat Atölyesi (Metis yay.) de bu tür üzerine düşmediği kitaplarından. Mungan her yazdığını kitaplaştırmayı seven yazarlardan. Yazdıkları dergi, gazete sayfalarında yitip gitmesin diye bir anlam içerecek toplamlar halinde kitaplaştırıyor. Hayat Atölyesi de bu tür bir toplam. Mungan’ın giriş yazısında belirttiği gibi Hayat Atölyesi adını 2002 yılında Milliyet Gazetesi’nin haftalık kültür-sanat ekinde tam sayfa olarak yayınlanan yazılarından alıyor. Gazetede yapmak istediği, “bir yazarın masasının üstünü, okuduklarını, seyrettiklerini, izlediklerini; bunların çevresinde örgütlenmiş gündelik yaşamını tam sayfa okura açan bir tür ‘kültür-sanat günlüğü’ tutmak”mış. Mungan bu arzusunu büyük bir oranda sayfasında gerçekleştirmiş. Okuduğu kitaplar, gittiği sergiler, dinlediği müzikler, seyrettiği filmlerden söz etmiş. Bu yazılardan Murathan Mungan’ın iyi bir entelektüel, dikkatli bir sanatsever olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Paylaştıkları gerçekten de kayda değer ve gündemi sıkı takip edemeyen okurlar için uzmanını elinden çıkmış bir tür sanat rehberi.

Murathan Mungan, bir yandan bilgilendirir, kendi ilgi alanlarına okurun dikkatini çekmeye çalışırken bir yandan da kendi okurunu ya da kendine yeni okurları eğitiyor. Sadece gazete yazılarından tanıyıp daha sonra kitaplarını okuyacak olanlar için bir tür ön hazırlık kursu gibi yazılar.

Murathan Mungan, yazıları derleyip kitaplaştırırken hem bir ön eleme yapmış, zamanın yıpratıcılığına dayanamayan, çok güncel bölümleri elemiş, hem de kimi düzeltmeler, kısaltmalar, eklemeler yapmış. Hayat Atölyesi, 17 Ocak 2007 tarihli yazı ile başlıyor. Sanırım burada bir yazım hatası var, doğrusu “17 Ocak 2002” olmalı. Merih Akoğul’un fotoğrafları, Yıldırım Türker’in dört dizesi, hazırladığı seçkilerden yola çıkarak eski bir dostu, eski bir anıyı yadetmesi, Bejan Matur’un, Erdal Öz’ün kitapları, bankamatikler, ve kitap kapakları ilk yazıyı (ilk sayfayı) oluşturan parçalar. Mungan’ın tatlı dilli, güler yüzlü bir anlatımı var. Bugün okuduğumuzda gündemden çoktan düşmüş kitaplardan, şarkılardan, filmlerden söz etse de keyifle okuyorsunuz. Yazdıklarında bir tür günlük tadı var. Hızla ve keyifle okunuyor.

Ama bu keyifli okumaya, Hayat Atölyesi’ne ulaşabilmeniz için 129 sayfa geçmeniz gerek. Bu 129 sayfada “İstediler Yazdım”, “Sordular Söyledim” başlıklı iki bölüm halinde çeşitli konularda, çeşitli nedenlerle Murathan Mungan’dan istenen yazılar, soruşturma cevapları, yazılı açıklamalar, demeçler var. Bu ilk iki bölümün gerekliliğini anlayabilmiş değilim. Sanırım Mungan, kendisi giriş yazısında aksini belirtse de, başta dediğim gibi “yazdığım hiçbir şey derlenip toparlanmadan, kitaplaşmadan kalmasın” istiyor, bana pek gerekli gelmese de yazar açısından haklı bulunabilecek bir istek. Peki, bu derlemenin yeri burası mı olmalıydı? Sanmıyorum, Hayat Atölyesi’nin güzelliği kendi içinde oluşturduğu parçalı bütünlük, günlük havası. İlk 129 sayfa ne yazık ki bu bütünlüğü bozuyor. Bu düzenleme, bu yazıların kitabın başında yer alması, ilk iki bölümde yorup, okurun kitabın esasını oluşturan Hayat Atölyesi bölümüne ulaşmasını engelleyebilir, geciktirir, kitabı yarıda bırakmasına bile neden olabilir. Murathan Mungan gibi kitabı bir bütünlük olarak gören, kapağından, içindeki yazının puntosuna kadar ince ince düşünen bir yazarın böyle bir bölümleme yapmış olması dikkate değer. Size önerim, işe esastan, okumaya 135. sayfadan başlayın. Deneme, günce tadında hoş bir kitap okuyun. Sevdiğiniz yazarı daha yakından tanıyın, eserlerine yakınlaşın. Onun önerdiği kitapları, şarkıları, filmleri araştırın, peşine düşün. Boş bir zamanınızda da ilk iki bölüme göz atın. Hoşunuza giderse okuyun.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

1970’lerde Tutunamayanlar yayımlandığında edebiyat kamuoyunda derin bir sessizlikle karşılanmıştı. Bunun nedenleri epeyce tartışıldı ancak şurasını hatırlatmakta fayda var: Kalbi bu dünya için fazla hassas olanların sayıca artıp toplumda daha görünür olduğu dönemler ile Oğuz Atay’ın kitabının tanınıp bilinirliği arasında doğrudan bir ilişki var.

Silvan Alpoğuz: Postmodern ve politik

 

Bolaño, Şili’nin başkenti Santiago’da dünyaya gelmiş. Çocukluk yılları çeşitli kentler, birbirine karışmış kültürlerin içinde geçmiş. Gençlik yıllarının başında Meksika’ya göçmesi onun edebiyat serüveni için bir kırılma noktası olmuş. Meksika’daki entelektüel ortamlarda Latin Amerika Edebiyatı’nı sulayan birçok yerli akımı araştırma imkânı bulurken, şiir eskizlerine bu yıllarında başlamış.

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Kadın kahramanlar içinde bazıları var ki, yıllar önce okumuş olmama rağmen halen onların hayatlarını merak ederim. Her okuyuşta farklı bir keşif, yeni bir detay, daha önce hiç fark etmediğim bir ayrıntı dikkatimi çeker ve buna şaşırır dururum. Eskiden okuduğum bir romana dönmek, eski bir arkadaşıma merhaba demeye benzer.