Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Hayatın en kullanışlı rehberi



Toplam oy: 128
Kılavuz niteliğinde iki kitap; edebiyata, edebiyat türlerine, kitaplara, yazarlara, sanat eserlerine, kadınlara, hayata dair denemeler ve çağdaş yazarlarla yapılmış söyleşiler...

Hep Kitap’ın “Atölye” serisiyle tanıştınız umarım. “Yazmakla, yaratmakla derdi olanların elinden tutmayı, iyi bir okur olmanın yolunu açmayı” hedefleyen seriye geçen ay iki yeni kitap daha eklendi: Sözcüklerdir Bütün Derdim ve Bir Yazar Nasıl Okunur?

Hayat ve Kitaplar Üzerine Yazılar alt başlığıyla yayımlanan Sözcüklerdir Bütün Derdim, yakın bir zaman önce kaybettiğimiz Ursula K. Le Guin’in edebiyata, edebiyat türlerine, kitaplara, yazarlara, sanat eserlerine, kadınlara, hayata dair denemelerinden, kitap tanıtımlarından ve kitap eleştirilerinden oluşuyor. Le Guin’in yalnızca büyük bir yazar değil aynı zamanda iyi bir okur olduğunun da işaretlerini taşıyan bu yazıların tamamı yazarın hiyerarşi karşıtı, anarşist tutumunu sergiliyor. Kitabın “Konuşmalar, Makaleler ve Özel Parçalar” başlıklı ilk bölümünde edebiyatı kategorize etmenin ve janra göre yargılamanın faydasızlığından, Borges’in kelimelerin en kadim işlevini yerine getirerek “esasen var olmayan şeylerin zihinsel temsillerini” bizler için oluşturduğundan, hayali dillerden ve dil icat etme güdüsünden, kendi doğup büyüdüğü evden ve mekanın algıyı nasıl biçimlendirdiğinden, gizemlerin en kibarı olan uykunun hak ettiği değeri görmemesinden, kadınların derin ve kendiliğinden bilgeliğinden, hikayeler uydururken hayal gücü ile hüsnükuruntu arasındaki farktan bahsediyor yazar. “Kitap Tanıtımları ve Yazarlar Üzerine Notlar” başlıklı ikinci bölümde Cesur Yeni Dünya’dan Yüksek Şatodaki Adam’a, Solaris’ten Doktor Jivago’ya uzanan geniş bir yelpazede, Le Guin’in hem bir okur olarak bu eserleri nasıl yorumladığını hem de bir yazar olarak diğer yazarların yazma biçimini nasıl değerlendirdiğini görmek mümkün. “Kitap İncelemeleri” başlıklı üçüncü bölümde ise Le Guin’in The Guardian için kaleme aldığı kitap eleştirileri derlenmiş: Margaret Atwood’un Moral Disorder’da gerçekliği derinleştiren bir fantazyaya doğru nazik ve makul sürüklenişi, Roberto Bolaño’nun Mösyö Pain’de kara sıradanlıkları bir şekilde politik baskıdan sıyrılmak için kullanması, Italo Calvino’nun Bütün Kozmokomik Öyküler’de birbiriyle mükemmel şekilde çelişen talimatlar ortaya koyarak Keats’in “olumsuz kabiliyet” durumuna yaklaşması, Salman Rushdie’nin Floransa Büyücüsü’nde tarihle masalı ihtişamlı ve fevri bir şekilde birleştirme başarısı… Kitabın son bölümü “Tavşan Görme Umudu” ise, Le Guin’in, yalnızca kadın yazarların kabul edildiği Hedgebrook sayfiye evinde geçirdiği bir hafta boyunca aldığı notlardan oluşuyor.


 

Okura yol gösteren bir çalışma


John Freeman’ın elli beş çağdaş yazarla yaptığı söyleşileri içeren Bir Yazar Nasıl Okunur? kitabı ise, çağdaş yazarların düşünme ve çalışma biçimleri hakkında okura yol gösteren bir çalışma. Siri Hustvedt ve Paul Auster’ın birbirlerinin yazdıklarını düzelttiklerini, Haruki Murakami’nin birbirine benzer günler yaşayarak hayal gücünü tetiklediğini, Doris Lessing’in feminist edebiyatın başyapıtlarından biri olarak görülen Altın Defter’i yazarken kadınların mutfakta konuştuğu türden şeyler yazmaya gayret ettiğini, Kazuo Ishiguro’nun belleğin dokusuna bağımlı kalıp kendini tekrar etmekten çekinmesini, Mo Yan’ın sınırları ve sansürü edebi yaratım için bir avantaja dönüştürmesini, Salman Rushdie’nin sesler yaratmak ve onları duyulur hale getirmek kaygısını, A. S. Byatt’ın öykü anlatıcılığının zaferine inancını ve bunlara benzer pek çok detayı öğrenebileceğiniz kitabın tek olumsuz yanı, söyleşilerin fazlaca kısa tutulmuş ve detaylandırılmamış olması.

Kılavuz niteliğindeki bu iki kitabın tanıtım yazısını Ursula Le Guin’den bir alıntıyla bitirmek yerinde olacak: “Sahip olduğumuz en iyi elkitabıdır edebiyat. Ziyaret ettiğimiz ülkenin, yani hayatın en kullanışlı rehberidir.”

 

 


 

 

Görsel: Gökçe İrten

 

SabitFikir arşivinden ek okuma: Uydurmanın İncelikleri

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çeyizime Bir Kefen, 1990’lı yıllardan beri Türk şiirine katkı veren şair Ali Emre’nin altıncı şiir kitabı. Şaire ait altı kitap arasında tematik bakımdan merkezî bir öneme sahip Meryem’in Yokluğunda adlı toplam sonrasında yayınlanan Çeyizime Bir Kefen, “biz ve onlar” arasındaki bitimsiz kavganın şairin diline yansıyan yeni ve şimdilik son uğrağı.

Kitaplar da insanlara benzemez mi? Adlarıyla, biçimleriyle, anlattıklarıyla... Sanırım ben en çok azınlığın keşfine, ellerine ve kütüphanesine vardığı Halil Cibran, Oruç Aruoba, Emil Cioran gibi insanları seviyorum. Onlar benzersiz ve ikâmesiz bir kendiliği metnine getirmeyi başaranlar.

Keiji Nakazawa, Amerika Birleşik Devletleri’nin, İkinci Dünya Savaşı’nın bitişini ilan eden atom bombası dehşetinin ilkini Hiroşima’da, 6 Ağustos 1945’te ailesiyle birlikte yaşadı.

Amerikalı çok sayıda müzisyen, şarkıcı ve söz yazarının edebiyat dünyasına giriş yaptığını ve bu dünyada tutunarak üretmeye devam ettiğini görüyoruz. Örneğin punk rock kraliçesi olarak kabul edilen Patti Smith, yeni yayımlanan beşinci kitabı Year of The Monkey ile edebi alanda daha anlatacak çok hikâyesi olduğunu kanıtlayanlardan.

“Ey tutkun gönül, derdini kendine sakla” Meksika Halk Şarkısı

 

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.