Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

HOLLYWOOD’U KAPATTIĞIM GÜN



Toplam oy: 30
Alev Alatlı
Everest Yayınları

Sabırla yazılmış metinlere bayılırım. Müellifin, kitabını binlerce sayfalık dokümanların içerisinden adeta bir öz gibi damıtmasındaki o kararlı işçilik beni büyüler. Bunlar öyle kitaplardır ki insanda uyandırdığı, estetik beğeni duygusunun çok ötesinde, yazarın giriştiği meşakkatin karşısında adeta ona karşı bir borçlanma hissidir.  Böyle durumlarda o çalışmanın neredeyse size sunulmuş bir hediye olduğunu düşünürsünüz ve aldığınız her hediye gibi bu kitaplar da sizi şaşırtır ve sevindirir.  Alev Alatlı’nın kitabı "Hollywood’u Kapattığım Gün"ün son sayfasını bitirdiğim an içimi böyle bir duygu kapladı. Gerçekten de Alatlı’nın tutkulu bir sabırla yaptığı araştırmalar sonucu yazdığı anlaşılan bu kitabı, usta yazarın okurlarına sürpriz bir armağanı olarak kabul edilebilir. Alatlı’nın bu kitapta ilk kez karşılaştığımız eğlenceli ve ikinci tekil şahsa seslenen yeni üslubu ise sanki bu hediyenin açarken bizi heyecanlandıran neşeli bir paketi gibi olmuş.  

‘Hollywood’u Kapattığım Gün’, aslında bir belgesel kitap. Bizlere yedinci sanatın çıldırarak vahşi bir sanayiye döndüğü  ‘Hollywood’ denen çarkın dişlileri arasında bir gezinti sunuyor.  Amerikalı dediğimiz, gerçekte olmayan bir ulusun inşasında ve pazarlanmasında bu sanatın nasıl kullanıldığından tutun da siyaset mekanizmaları içerisinde sinemanın aldığı yere kadar bize sistemin tüm resmini özenle çiziyor. Alatlı’nın kitabı, asla gizli ve bilinmeyen ilişkileri ortaya dökmek iddiasında bir çalışma değil. Bilakis sermaye, siyaset ve sinema baronları arasında belirli bir amaç adına tam da gözümüzün önünde, ayan beyan cereyan eden ilişkileri bize gösteriyor. Yazar fütursuz bir rahatlıkla kurgulanmış ve gücünü yığınların cahilliğinden alan bu ilişkiler yumağının yalnızca ayak izlerini takip ediyor. Bu bir akıl yürütme değil, bizatihi mevcut durumun teşhiri. Bence kitap gücünü de bu reddedilemezliğinden alıyor. Gerçeğin kurgu ile ikame edilmesiyle oluşturulmuş yeni bir gerçeklik alanında yaşamaya mahkum edilmiş Amerikalı’nın, asıl dünyadan koparılışını ve daimi bir turist haline getirilişini en başından başlayarak tane tane bizlere anlatıyor. Kitabı okurken yazarın,  başkalaştırılış öyküsünü yazdığı Amerikalılar adına samimiyetle üzüldüğünü fark ediyorsunuz. Sayfalar ilerledikçe okurun da bu üzüntüyü paylaşmaması çok zor.  Çünkü Amerikan halkının ‘Rıza İmalatı’ denilen faaliyetin nasıl da sürgit öznesi haline getirildiğini siz de gayet iyi anlıyorsunuz. Tüm tüketim tercihleri ve sosyal davranışları bir ‘marketing’ aktivitesi ile programlanmış bu garip ‘proje ulusun’ aklının hangi yollarla teslim alındığına hayret ediyorsunuz.  Teddy Bear ‘dan, John Wayne’e, Rambo’dan Süperman’e menşeyi Hollywood olup da dünyalarımıza girmiş olan bir sürü kavramın aslında ne saikle yaratıldıklarını kitaptan öğrenirken dev ve zalim bir düzenin mayasındaki kötülüğe dokunuyorsunuz.

Ellerinde patlamış mısır ile doluştukları karanlık salonlarda hep aynı hikayelerle heyecanlanıp, hep aynı hikayelerle sevinen, üzülen Hollywood sinemasının tüketicilerinin bütün bu filmlerin sonu gelmeyen klişelerine nasıl da isyan etmediğini anlamak mümkün değil. Alev Alatlı kitabı hazırlarken okuduğu yüzlerce senaryonun sonunda, bu klişelerin nasıl her an yeniden üretildiğini somut bir şekilde ortaya koyuyor. Böylece defalarca anlatılan, birbirinin aynı öykülerin sonunda izleyenin korku, sevinç, hüzün ya da aşk gibi insana dair duygularının nasıl sınırlandırıldığını, adeta konserveye sokularak sunileştirildiğini görmek mümkün oluyor.  Siyasetin ve tarihin, sinema yoluyla halkın zihnine, egemenlerin işine geldiği şekilde sokulmasının adeta bir zanaate dönüştüğü görülüyor. Alev Alatlı bu zanaatin başat örneklerinden yaptığı seçkilerle, okuyucusuna ne izlediğine dikkat etmesini öğütlerken, gerçekten söylediği gibi Amerikalılara da çok büyük bir iyilik yapıyor. Aslında belki de sadece onlara değil o sinemadan malul olmuş herkese bu iyiliği yapıyor. 

Bu kitap, okuduğunuz zaman içinizde tutamayacağınız, mutlaka birileri ile konuşmak isteyeceğiniz türden bir kitap.  Sinema gibi eğlenceli bir konuda, mizahi bir üslupla bilgi sahibi oldukça, aslında bir halkın trajedisinin kıyısında dolaştığınızı fark edeceksiniz.

Mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

George Ritzer’ın üniversite öğrencilerine hazırlanmış ders kitabı niteliğindeki çalışması ‘Küresel Dünya’, dipnot ve alıntıların içinde kaybolmadan, ‘küreselleşmenin temel niteliklerini’ gözden kaçırmadan, güncel veri ve gözlemleri es geçmeden ‘toptan’ bir inceleme sunuyor. 

On dört yaşındaydım ve hayat, bir deniz yatağında uyumamı emrediyordu. Oysa deniz yatağı, altında deniz olmadan bir çakıl çuvalına benzer. Uyutmaz. Uyutsa da gördüğün rüyayı hatırlatmaz. Latin alfabesini doğduktan ancak dokuz yıl sonra öğrenebilmiş bir çocuğa, eline tesadüfen geçmiş bir romanı okutmaktan başka bir halta yaramaz.

 

Meksikalı Juan Rulfo, yaşadığı kadar yazan biri değil ne yazık ki. Fakat onun, kaleme aldığı az sayıdaki yapıtıyla pek çok ismi etkilediğini söylemek lazım. Ülkesi Meksika ve Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden olan Rulfo'nun tek romanı Pedro Paramo.

 

Heinrich Böll’ün Can Yayınları’ndan çıkan öykü kitabı, duyguları alt üst eden, insan elinden çıkma vahşetin sahici korkunçluğuyla bir kere daha yüzleştiren, can yakan bir kefaret öyküleri seçkisi.

 "Biz kendimizi, kendi köyümüz dışındaki her yerde rahat sayan huzursuz insanlarız.” Cesare Pavese.

   

Hem ruhsal hem de edebi olarak yüzyıllara yayılan o kadar güçlü bir hikâye ki onunki, aslında yazarına da fazlaca söz bırakmıyor.

Yunus Emre kimdir? Ya da şöyle sorayım, bizim Yunus’u bilmeyen var mıdır? Hepimiz biliriz onu, en mühimi de severiz, hem de çok severiz... Niyesi belli, çünkü Yunus’uzdur hepimiz. Kendini Anadolu’da yeniden yaratmış Türk insanının bizzat özüdür o. 13. yüzyıl Anadolusu’nda yaşamış bu derviş, bu şair, bulduklarıyla değil aradıklarıyla, büyük arayışıyla ve çilesiyle temsil eder bizi.

Söyleşi

RIZA KIRAÇ'LA SÖYLEŞİ: "Türkiye'de dair paranoyak bir hikâye anlatmaktı amacım..."

 

AYCAN AŞKIM SAROĞLU

 


ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Çok yerinde bir açıklama. Dünyanın nereye gittiğini herkesin görmesi lazım!
57% (41 oy)
Beni ilgilendirmiyor. Bir edebi yapıtın bana ulaşma yoluyla ilgilenmem, ben okuduğuma bakarım.
22% (16 oy)
Bence çok yanlış. Usulsüzlüğü, yasadışılığı övmesi savunulamaz!
22% (16 oy)
Oy veren sayısı: 72

Eski anketler



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun