Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

HOLLYWOOD’U KAPATTIĞIM GÜN



Toplam oy: 848
Alev Alatlı
Everest Yayınları

Sabırla yazılmış metinlere bayılırım. Müellifin, kitabını binlerce sayfalık dokümanların içerisinden adeta bir öz gibi damıtmasındaki o kararlı işçilik beni büyüler. Bunlar öyle kitaplardır ki insanda uyandırdığı, estetik beğeni duygusunun çok ötesinde, yazarın giriştiği meşakkatin karşısında adeta ona karşı bir borçlanma hissidir.  Böyle durumlarda o çalışmanın neredeyse size sunulmuş bir hediye olduğunu düşünürsünüz ve aldığınız her hediye gibi bu kitaplar da sizi şaşırtır ve sevindirir.  Alev Alatlı’nın kitabı "Hollywood’u Kapattığım Gün"ün son sayfasını bitirdiğim an içimi böyle bir duygu kapladı. Gerçekten de Alatlı’nın tutkulu bir sabırla yaptığı araştırmalar sonucu yazdığı anlaşılan bu kitabı, usta yazarın okurlarına sürpriz bir armağanı olarak kabul edilebilir. Alatlı’nın bu kitapta ilk kez karşılaştığımız eğlenceli ve ikinci tekil şahsa seslenen yeni üslubu ise sanki bu hediyenin açarken bizi heyecanlandıran neşeli bir paketi gibi olmuş.  

‘Hollywood’u Kapattığım Gün’, aslında bir belgesel kitap. Bizlere yedinci sanatın çıldırarak vahşi bir sanayiye döndüğü  ‘Hollywood’ denen çarkın dişlileri arasında bir gezinti sunuyor.  Amerikalı dediğimiz, gerçekte olmayan bir ulusun inşasında ve pazarlanmasında bu sanatın nasıl kullanıldığından tutun da siyaset mekanizmaları içerisinde sinemanın aldığı yere kadar bize sistemin tüm resmini özenle çiziyor. Alatlı’nın kitabı, asla gizli ve bilinmeyen ilişkileri ortaya dökmek iddiasında bir çalışma değil. Bilakis sermaye, siyaset ve sinema baronları arasında belirli bir amaç adına tam da gözümüzün önünde, ayan beyan cereyan eden ilişkileri bize gösteriyor. Yazar fütursuz bir rahatlıkla kurgulanmış ve gücünü yığınların cahilliğinden alan bu ilişkiler yumağının yalnızca ayak izlerini takip ediyor. Bu bir akıl yürütme değil, bizatihi mevcut durumun teşhiri. Bence kitap gücünü de bu reddedilemezliğinden alıyor. Gerçeğin kurgu ile ikame edilmesiyle oluşturulmuş yeni bir gerçeklik alanında yaşamaya mahkum edilmiş Amerikalı’nın, asıl dünyadan koparılışını ve daimi bir turist haline getirilişini en başından başlayarak tane tane bizlere anlatıyor. Kitabı okurken yazarın,  başkalaştırılış öyküsünü yazdığı Amerikalılar adına samimiyetle üzüldüğünü fark ediyorsunuz. Sayfalar ilerledikçe okurun da bu üzüntüyü paylaşmaması çok zor.  Çünkü Amerikan halkının ‘Rıza İmalatı’ denilen faaliyetin nasıl da sürgit öznesi haline getirildiğini siz de gayet iyi anlıyorsunuz. Tüm tüketim tercihleri ve sosyal davranışları bir ‘marketing’ aktivitesi ile programlanmış bu garip ‘proje ulusun’ aklının hangi yollarla teslim alındığına hayret ediyorsunuz.  Teddy Bear ‘dan, John Wayne’e, Rambo’dan Süperman’e menşeyi Hollywood olup da dünyalarımıza girmiş olan bir sürü kavramın aslında ne saikle yaratıldıklarını kitaptan öğrenirken dev ve zalim bir düzenin mayasındaki kötülüğe dokunuyorsunuz.

Ellerinde patlamış mısır ile doluştukları karanlık salonlarda hep aynı hikayelerle heyecanlanıp, hep aynı hikayelerle sevinen, üzülen Hollywood sinemasının tüketicilerinin bütün bu filmlerin sonu gelmeyen klişelerine nasıl da isyan etmediğini anlamak mümkün değil. Alev Alatlı kitabı hazırlarken okuduğu yüzlerce senaryonun sonunda, bu klişelerin nasıl her an yeniden üretildiğini somut bir şekilde ortaya koyuyor. Böylece defalarca anlatılan, birbirinin aynı öykülerin sonunda izleyenin korku, sevinç, hüzün ya da aşk gibi insana dair duygularının nasıl sınırlandırıldığını, adeta konserveye sokularak sunileştirildiğini görmek mümkün oluyor.  Siyasetin ve tarihin, sinema yoluyla halkın zihnine, egemenlerin işine geldiği şekilde sokulmasının adeta bir zanaate dönüştüğü görülüyor. Alev Alatlı bu zanaatin başat örneklerinden yaptığı seçkilerle, okuyucusuna ne izlediğine dikkat etmesini öğütlerken, gerçekten söylediği gibi Amerikalılara da çok büyük bir iyilik yapıyor. Aslında belki de sadece onlara değil o sinemadan malul olmuş herkese bu iyiliği yapıyor. 

Bu kitap, okuduğunuz zaman içinizde tutamayacağınız, mutlaka birileri ile konuşmak isteyeceğiniz türden bir kitap.  Sinema gibi eğlenceli bir konuda, mizahi bir üslupla bilgi sahibi oldukça, aslında bir halkın trajedisinin kıyısında dolaştığınızı fark edeceksiniz.

Mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Alberto Manguel, edebiyata, tarih boyunca yazılmış olanlara, dünyanın geneline, insanlık haline karşı derin ilgisiyle, kıvrımlı, oyuncu, zengin yazı diliyle çağımızın önemli denemecilerinden biri. Borges’le, ömrünün başında (Borges’e kitap okuyarak) ve sonunda (Arjantin Milli Kütüphanesinin başına geçerek) kurduğu ilişkiyle de, en azından biz meraklılar için, önemli bir geleneğin sürdürücüsü.

Bazı kitapların ilk sayfasını okumaya başladığınızda, yazarı daha önceden tanımıyorsanız eğer, ilk cümleler okuma motivasyonunuzu etkiler. “Eyvah klişe bir roman okuyacağım” ile “hayır, başka türlü bir metin karşımdaki” arasında kalırsınız. Bahar Feyzan’ın kitabının ilk sayfası, ne yalan söyleyeyim, beni biraz ürkütmedi değil.

İlk okuduğum aşk mektupları annemle babama aitti. Kaç yaşındaydım hatırlamıyorum; sanırım ortaokula gidiyordum. Üzerinde ayçiçek motifleri olan yaldızlı büyük bir çikolata kutusunun içinde yer alan ve salondaki vitrinin en üstünde saklanan aşk mektupları… Bolca özlem, tutku, sevgi içeren…

Dünyanın hemen her diline çevrilen -67’si roman, 17’si hikaye kitabı, 21’i tiyatro oyunu olmak üzere- yüzden fazla eseriyle Agatha Christie, polisiye tarihinin -hiç kuşku yok- en tanınan ve muhtemelen de en çok okunan yazarı.

Bir bilinmez yazar ve çoksatar bir kitap… 83¼ Yaşındaki Hendrik Groen’un Gizli Güncesi’nden bahsediyorum. Gulliver’in Seyahatleri’nin yazarı Jonathan Swift’in, “Herkes uzun yaşamak istiyor, ama kimse yaşlanmak istemiyor,” sözü, yaşadığımız çağın ruhunu bu kadar iyi yansıtırken, 83 yaşındaki bir ihtiyarın güncesine gösterilen bu ilgiyi neye bağlamak lazım?

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.