Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Homeros cover ft. Odysseus



Toplam oy: 1251
Homeros'un bilinmeyenlerle dolu yolculuk güzergahı, Zachary Mason için kontrollü bir kaosu anlatmada kullandığı bir mikroevrene dönüşmüş. Mason, metaforik bir insansız hava aracı gönderiyor Odysseus'un peşinden.

Her oluşun ve olayın arkasındaki matematiği görebilen beyinlerine tutkun olduğum, –bazen yüzlerine, bazen içimden- “ah keşke biraz da edebiyatın tahmin edilemez olasılıklarına fırsat verseler,” dediğim insanlar vardır. Zachary Mason işte bu ikisi bir arada insanlardan. Mesleği, yapay zeka programlama olan Mason’ın ilk romanı Odysseia’nın Kayıp Bölümleri, algoritmik bir kurgu ile hikaye anlatıcılığını birleştirirken, bir üst-zeka kavramının olabilirliğini sorguluyor. Ortaya, mitolojideki metis kavramına selam çakan, yazarın başkahramanına yoldaş olduğu bir kitap çıkmış. Homeros’u, hatta Azra Erhat’ın Mavi Anadolu’sunu okumamış, efsanevi Ercüment Atabay’dan “Mitoloji 101” dersi almamış olsanız dahi, Odysseia’nın Kayıp Bölümleri’nin arasında kaybolmaktan çok keyif alacağınıza eminim. Kitaptaki Borges ve Calvino etkisi, farklı seviyeleri olan bir bilgisayar oyunu etkisine paralel. Ve bu dâhiyane bir karışım. Yazarın iradesi ve başkahramanın edebi geçmişi arasındaki çekişme ise yaratıcı yazı için stratejik taktiklerle dolu.

 

Meğerse Homeros’un anlattıklarından bildiğimiz Odysseia, efsanenin tek metni değilmiş. Fresklerde, mezar çömleklerinde, papirüslerde 44 kısa varyasyon daha keşfedilmiş. Odysseus, kendisi hakkında hikayeler uydurmuş ve bunları gittiği yerlerde anlatmış ve yalanlarından biri Homeros’un Odysseia’sı olarak tanınmış. İlyada, stratejik savaş hamleleri ve taktiksel yorumlar içeren bir satranç oyununun el kitabıymış. Odysseia ise, oyun bittikten sonra taşların kendi başlarına kuralsız ve dağınık kaldıklarında ne olacağını anlatan bir satranç kitabı parodisiymiş. Zachary Mason, bu açıklamasıyla okura tuzak kuruyor olabilir. Hikaye uydurma, ikna etme ve kandırıkçılığıyla namlı Odysseus gibi bir karakterin kontrolünü ele geçirmiş, “Bir bilmecem var okurlar!” diye meydan okuyor koca Homeros’a.

 

 

Odysseia’nın Kayıp Bölümleri, tıpkı kapak görselindeki Penrose basamakları arasında çıkışsız kalmış figür gibi bir döngüye hapsediyor Odysseus’u. Her bir bölüm, Odysseus’un Troya kıyılarından İthake’ye ve karısı Penelope’ye geri dönüş yolculuğunun yeniden anlatımı. Her eve varış farklı bir Penelope demek. Her farklı Penelope, farklı bir Odysseus demek. Yolculukları esnasında anlattığı hikayelerle hem kendini hem kaderini değiştiriyor Odysseus. Önce bir bilmece gibi başlayan bu başa sarmalar, okudukça, son derece hüzünlü bir kayboluş destanına dönüşüyor.

 

Tekrar, yazının başında söz ettiğim matematiği hikaye anlatıcılığıyla birleştirmeye yarayan bir teknik ve bir akış silsilesi. Tekrar kavramı, aynı zamanda güçlü imgelerle de destekliyor hikayeyi: Penelope’nin dokuduğu kumaşta, Agamemnon’un Troya’nın izdüşümü bir yeraltı şehri inşa etmesinde, Akhilleus’un topraktan bir taklidinin yapılıp ona can verilmesinde, yıllar sonra Akhilleus’un kalkanının düzinelerce taklidinin turistik tezgahlarda satılmasında özellikle etkisi hissediliyor. Mit, varlığını zaman içindeki ebedi tekrarına borçlu. Olaylardan ziyade, olayların yeniden anlatımı ve yeniden anlatımların yeniden anlatımı hatırda kalıyor. Bu nedenle, hakikatten uzaklaştıkça, şimdiki zamanı yaşayabilmenin aslında sahip olunabilecek en büyük üstünlük olduğunu kanıtlıyor.

 

Mitolojik karakterler, defalarca ölüp defalarca yaşarlar. Ancak kendilerine bahşedilen karakterleri kaderleri olur. Hikayesi üzerine ne kadar varyasyon yazılırsa yazılsın Odysseus kendi mitolojisinde tutsaktır. Misal, bir satranç taşı olsa, tek işlevi kendi karesine geri dönmeye çalışmak olacaktır. Mason, ne kadar çok ikiz-benlik ortaya çıkarırsa çıkarsın, Odysseus’u kurtaracak bir yabancılaşma etkisi yaratamaz. Odysseus’un postmodernizme karşı bağışıklığı vardır, etkilenmez.

 

Kim orijinal? Kim cover?

 

Zachary Mason’ın tekrara dayalı metnini, müzik terminolojisiyle bir Homeros “cover”ı olarak değerlendirebiliriz. Burada Homeros’un orijinal metninden sapmaları tespit için kafa yormak beyhude olacaktır. Hem emin olabilir miyiz orijinalliğinden? “Yabancı” adlı bölümde Odysseus’un Troya sahilindeki kampta kurulu çadırına bir yabancı girer. Hayat hikayesini, kimsenin bilemeyeceği detaylara kadar anlatır ve Odysseus’a sorar: Kimim ben? Odysseus, yabancının aslında kendisi olduğunu anlar. Hayatı işgal edilmiştir. Yıllar sonra yabancıyla tekrar karşılaştığında adam İthaka Kralı ve Penelope’nin kocasıdır. Odysseus’a der ki: “Bence ikimizden biri daha mutluysa, o da zaruretlerinden kurtulmuş olan sensin”. “Helen’in Görüntüsü” adlı bölümde, Helen’in göz kamaştırıcı güzelliği yüzünden kimsenin onu tasvir edemediğini fark eden Odysseus, Penelope ile yer değiştirmesine yardım eder. Böylece Paris’in kaçırdığı kadın aslında Penelope’dir ve kaçarken aklında “aşktan ziyade başka bir hayat ihtimali” vardır.

 

Hayat, bir başkasının anlatığı bir hikayenin kahramanı olarak sürer. Anlatıcınızın kim olduğunu bilmediğiniz sürece, uzakta bir ses ve soyut bir varlık olarak kaldığı müddetçe, hayatınızın efendisi sizsiniz. Ama anlatıcınız belliyse, yanılsamalardan ibaret olan sonsuz olasılıklar ortadan kalkar ve hayatınız tek bir aklın kısır yaratısı olarak kalır. Ya anlatıcı, belli bir noktada tatmin olur ve susarsa? O zaman, ölmemek için, kendi hikayenizi anlatmaya başlamalısınız, gerekirse başka hikayelerde baştan doğmayı göze alarak.

 

Coğrafya, geometrik mükemmellik

 

Homeros’un on yıl süren, bilinmeyenlerle dolu yolculuk güzergahı, Zachary Mason için kontrollü bir kaosu anlatmada kullandığı bir mikroevrene dönüşmüş. Mason, adalar coğrafyasına bugünün bilgisiyle yaklaşıyor, neredeyse metaforik bir insansız hava aracı gönderiyor Odysseus’un peşinden. “Bir Oyun Tutanağı” adlı bölümde ise, coğrafyaya hâkim olmayı tanrısal bir öngörü kabul ediyor. Tanrı yaratısı geometrik mükemmellik, insanların günahları ve çağların yozluğuyla bozulmuştur.

 

En basit haliyle, Troya Savaşı, “Vay bizim Helen Yengemizi ne hakla kaçırırsınız” bahanesiyle Agamemnon’un ganimet toplama fırsatı yaratmasıdır. Yine en basit haliyle, Troya’nın düşüşü, Anadolu’nun Avrupa Birliği yolculuğunun ta o zamandan lanetlenmesidir. Tabii bunu Kasandra bile göremedi. Görseydi ve bizi uyarsaydı, Anadolu’nun hikayesi farklı olur muydu?

 

 


 


* Görsel: Burak Dak

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım.

Suçlar ne denli çeşitliyse, suç edebiyatındaki polis imgesi de o denli çeşitlidir. Yakışıklı, karizmatik, zeki, iyi, kötü, babacan, sert… Alman yazar Volker Kutscher, kitabı Islak Balık’ta adeta ihtimaller dahilindeki polis tiplerini harmanlayarak oluşturduğu son derece ortalama bir karakterin, gayet sürükleyici hikayesini anlatıyor okuyucuya; dedektif Gereon Rath.

 

Kelimeler içinde deneyimlerin, fikirlerin ve düşlerin aktığı bir nehir yatağı benim için. Dünyayla bağımı bu nehrin uzayıp dört bir yana yayılan kolları aracılığıyla kuruyorum. Kelimelerin harflerden değil de anılardan oluştuğunu düşünürüm sık sık. Bellek sayısı kadar mana içeriyorlar bana kalırsa. Bu manaları keşfetmenin yolu da daha çok hikâye dinlemekten, okumaktan geçiyor.

Şiirde, mimaride, edebiyatta, hatta musikide sanatın en yüksek örnekleriyle bütünleşen dini tecrübe, sanki sinema sanatı söz konusu olduğunda o cömert ilhamlarını esirgemiş gibidir.

Bir şiirin içinde tarihler geçiyorsa, şiirle tarih arasında kurulması elzem bağları hatırlarım ilk elde. Tarihsiz şiir de, şiirsiz tarih de muhaldir. Bilincimizin dehlizlerinde iki fiyakalı dedektif gibi dolaşır her ikisi de. Birini diğerinden ayırmak ne derece mümkün? Türkçenin tarihi şiirimizin de tarihi değil midir bir bakıma? Bu bağı nerede aramalı?

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.