Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

İçimizdeki Kaplan



Toplam oy: 24
Uzun ve heyecanlı bir çağdaş masal türü olarak tanımlayabileceğimiz Kaplan ve Cambaz, doğunun sınırlarında, karlı ormanlarla tayga arasında bir inde doğan küçük bir kaplanın adımları eşliğinde ruha dokunan kişisel bir gelişim yolculuğunu anlatıyor.

Belli bir yaşa gelmiş, ergenliğe adım atmış her çocukta beliren bir istektir özgür olma, kendini kanıtlama ve kendi hayallerinin peşinden gitme arzusu. Bu dindirilemeyen merak ve sınırları aşma arzusu zaman zaman ebeveynler ile çocuk arasındaki çatışmanın odak noktası haline gelir. Artık büyüdüğünü düşünen çocuğun tecrübesizliği ile ebeveynlerin dış dünyaya karşı kazanılmış tecrübelerinin kavgasıdır bu.

 

Peki, nasıl davranmak gerekiyor? İşte bunun net bir cevabı yok. Bir kaplan olsaydınız bunun cevabı gerçekten basit olurdu. Çünkü artık bebeklikten çıkan bir kaplanın ilk asiliği, onun ailesinden uzaklaşacağının ve kendi hayat yolunu belirleyeceğinin sinyalidir. Tıpkı Kaplan ve Cambaz kitabında olduğu gibi.

 

Kitabın yazarı Susanna Tamaro’yu ülkemizde çok okunan Yüreğinin Götürdüğü Yere Git kitabından hatırlayacaksınız muhtemelen. Susanna Tamaro bir süredir çocuklar için hikâyeler kaleme alıyor.

Yetişkinlerin de seveceği bir kitap
Yazarın çocuklar için yazdığı kitaplardan biri de Kaplan ve Cambaz. Kaplan ve Cambaz genç okurlar için çok şey söylüyor. Her ne kadar kitap ilk gençlik dönemi okurlar için yazılmış izlenimi verse de edebi dili ve felsefik göndermeleriyle yetişkin okurların da seveceği bir eser.
Uzun ve heyecanlı bir çağdaş masal türü diyebiliriz Kaplan ve Cambaz için. Doğunun sınırlarında, karlı ormanlarla tayga arasında küçük bir inde doğan küçük bir kaplanın adımları eşliğinde kişisel bir gelişim yolculuğu bu. Ama öyle bildiğimiz türden kişisel gelişim zırvalıklarından oluşmuyor elbette; daha içsel, ruha dokunan ve kendini keşfettiren türden bir içtenliğe sahip kitap.
Zamanı geldiğinde annesinden ve diğer kardeşinden ayrılan küçük kaplan, annesinin defalarca uyardığı insandan uzak durması fikrinin tam tersine insana yaklaşma yolunu seçerek, bir anlamda kaplan olma fikrinden uzaklaşıyor.
Dizginlenemeyen merak duygusu
Bu, diğer kaplanlarda olmayan ve dizginleyemediği merak onu kendine benzettiği insana yaklaştırıyor. Ve o an annesinin söylediği “İnsanoğlu olmasaydı, dünya mükemmel bir yer olurdu” sözü, merak çemberinin içinde duyulmaz bir tınıya dönüşüyor.
Ve yolu insana çıkıyor. Anne kaplanın dediği “İnsan sadece öldürmüş olmak için öldürür. İnsanoğlunun bir kaplanı öldürmesinin arkasında yatan sebepse kıskançlıktan başka bir şey değildir. O, kaplanın gücünü, onun asaletini kıskanır” nasihatinin vücut bulacağı bir macera da böylece başlıyor.
Kulübedeki adamla iyi bir dostluk kuran kaplanın bu dostluğuna şahit olan insanların kürkün peşine düşmesiyle hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Yolu bir sirke düşen kaplanın bu güzel masalı, oradan kaçması ve kendini bulmasıyla sonlanıyor.
Kitabı okuyanın zihninde berrak düşünceler beliriyor ve kitabın akıcı dili ile hoş bir tat kalıyor yüreğinizde. Sorgulayan, sorgulatan, kaplanın gözünden insanı, insanın gözünden kaplanı anlatan bu çağdaş masalı genç okurlar ve her yaştan yetişkin kendince bir pay çıkararak okuyabilir.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Bir deste gül ne işine yarar

Onun yerine, gel benim gülistanımdan bir yaprak al

Gül ancak beş altı gün yaşar

Bu gülistan daima ter-ü tâze durur

(Sâdi)

 

Gerek akademik, gerek edebi, gerek felsefi, hatta irfanî kaynaklara baktığımızda, delilik üzerine sayfalarca, kitaplarca, ciltlerce yazıldığını rahatlıkla görebiliriz. Şairler de bolca bahseder delilikten, Doğu kültüründen Batı kültürüne hemen hemen tüm düşünürler, filozoflar, velîler de.

Gündelik hayatta sık sık kullandığımız iki söz ediminin birbirlerine yakınlıkları da dikkat çeker: Söz vermek ile yemin etmek. Gerçi söz vermenin seküler, yemin etmenin ise kutsal olandan hareketle anlamlandırılabileceği ileri sürülebilir. Buna göre söz vermede kişi kendi itibarını pey sürmektedir. Sözünü tutamazsa itibarını yitirecektir.

Yaşar Nabi’nin yayımladığı ilk kitaptı Otuz Beş Yaş

 

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.