Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

İçimizdeki Kaplan



Toplam oy: 10
Uzun ve heyecanlı bir çağdaş masal türü olarak tanımlayabileceğimiz Kaplan ve Cambaz, doğunun sınırlarında, karlı ormanlarla tayga arasında bir inde doğan küçük bir kaplanın adımları eşliğinde ruha dokunan kişisel bir gelişim yolculuğunu anlatıyor.

Belli bir yaşa gelmiş, ergenliğe adım atmış her çocukta beliren bir istektir özgür olma, kendini kanıtlama ve kendi hayallerinin peşinden gitme arzusu. Bu dindirilemeyen merak ve sınırları aşma arzusu zaman zaman ebeveynler ile çocuk arasındaki çatışmanın odak noktası haline gelir. Artık büyüdüğünü düşünen çocuğun tecrübesizliği ile ebeveynlerin dış dünyaya karşı kazanılmış tecrübelerinin kavgasıdır bu.

 

Peki, nasıl davranmak gerekiyor? İşte bunun net bir cevabı yok. Bir kaplan olsaydınız bunun cevabı gerçekten basit olurdu. Çünkü artık bebeklikten çıkan bir kaplanın ilk asiliği, onun ailesinden uzaklaşacağının ve kendi hayat yolunu belirleyeceğinin sinyalidir. Tıpkı Kaplan ve Cambaz kitabında olduğu gibi.

 

Kitabın yazarı Susanna Tamaro’yu ülkemizde çok okunan Yüreğinin Götürdüğü Yere Git kitabından hatırlayacaksınız muhtemelen. Susanna Tamaro bir süredir çocuklar için hikâyeler kaleme alıyor.

Yetişkinlerin de seveceği bir kitap
Yazarın çocuklar için yazdığı kitaplardan biri de Kaplan ve Cambaz. Kaplan ve Cambaz genç okurlar için çok şey söylüyor. Her ne kadar kitap ilk gençlik dönemi okurlar için yazılmış izlenimi verse de edebi dili ve felsefik göndermeleriyle yetişkin okurların da seveceği bir eser.
Uzun ve heyecanlı bir çağdaş masal türü diyebiliriz Kaplan ve Cambaz için. Doğunun sınırlarında, karlı ormanlarla tayga arasında küçük bir inde doğan küçük bir kaplanın adımları eşliğinde kişisel bir gelişim yolculuğu bu. Ama öyle bildiğimiz türden kişisel gelişim zırvalıklarından oluşmuyor elbette; daha içsel, ruha dokunan ve kendini keşfettiren türden bir içtenliğe sahip kitap.
Zamanı geldiğinde annesinden ve diğer kardeşinden ayrılan küçük kaplan, annesinin defalarca uyardığı insandan uzak durması fikrinin tam tersine insana yaklaşma yolunu seçerek, bir anlamda kaplan olma fikrinden uzaklaşıyor.
Dizginlenemeyen merak duygusu
Bu, diğer kaplanlarda olmayan ve dizginleyemediği merak onu kendine benzettiği insana yaklaştırıyor. Ve o an annesinin söylediği “İnsanoğlu olmasaydı, dünya mükemmel bir yer olurdu” sözü, merak çemberinin içinde duyulmaz bir tınıya dönüşüyor.
Ve yolu insana çıkıyor. Anne kaplanın dediği “İnsan sadece öldürmüş olmak için öldürür. İnsanoğlunun bir kaplanı öldürmesinin arkasında yatan sebepse kıskançlıktan başka bir şey değildir. O, kaplanın gücünü, onun asaletini kıskanır” nasihatinin vücut bulacağı bir macera da böylece başlıyor.
Kulübedeki adamla iyi bir dostluk kuran kaplanın bu dostluğuna şahit olan insanların kürkün peşine düşmesiyle hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Yolu bir sirke düşen kaplanın bu güzel masalı, oradan kaçması ve kendini bulmasıyla sonlanıyor.
Kitabı okuyanın zihninde berrak düşünceler beliriyor ve kitabın akıcı dili ile hoş bir tat kalıyor yüreğinizde. Sorgulayan, sorgulatan, kaplanın gözünden insanı, insanın gözünden kaplanı anlatan bu çağdaş masalı genç okurlar ve her yaştan yetişkin kendince bir pay çıkararak okuyabilir.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çeyizime Bir Kefen, 1990’lı yıllardan beri Türk şiirine katkı veren şair Ali Emre’nin altıncı şiir kitabı. Şaire ait altı kitap arasında tematik bakımdan merkezî bir öneme sahip Meryem’in Yokluğunda adlı toplam sonrasında yayınlanan Çeyizime Bir Kefen, “biz ve onlar” arasındaki bitimsiz kavganın şairin diline yansıyan yeni ve şimdilik son uğrağı.

Kitaplar da insanlara benzemez mi? Adlarıyla, biçimleriyle, anlattıklarıyla... Sanırım ben en çok azınlığın keşfine, ellerine ve kütüphanesine vardığı Halil Cibran, Oruç Aruoba, Emil Cioran gibi insanları seviyorum. Onlar benzersiz ve ikâmesiz bir kendiliği metnine getirmeyi başaranlar.

Keiji Nakazawa, Amerika Birleşik Devletleri’nin, İkinci Dünya Savaşı’nın bitişini ilan eden atom bombası dehşetinin ilkini Hiroşima’da, 6 Ağustos 1945’te ailesiyle birlikte yaşadı.

Amerikalı çok sayıda müzisyen, şarkıcı ve söz yazarının edebiyat dünyasına giriş yaptığını ve bu dünyada tutunarak üretmeye devam ettiğini görüyoruz. Örneğin punk rock kraliçesi olarak kabul edilen Patti Smith, yeni yayımlanan beşinci kitabı Year of The Monkey ile edebi alanda daha anlatacak çok hikâyesi olduğunu kanıtlayanlardan.

“Ey tutkun gönül, derdini kendine sakla” Meksika Halk Şarkısı

 

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.