Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

İçinde Mevlana Yer Alan Testi



Toplam oy: 18
Testiler şarkı söylemezler, emeklilikte yaşa takılmazlar, ayakkabılarını giymek için baş parmaklarını topuk ile topuk arasına sıkıştırmazlar. Hele bir de gece olduğu vakit geceye bir değer atfetmezler, gece testiler için gecedir, bahar da bahar.

“Testi içindekini sızdırır”

Mevlana

 

Çocuklar öldüğünde dünyadaki rüyalar da azalıyor olabilir. Dünya üzerindeki rüyalar azalınca da benim uyku sürem düşüyor. Testiyle bakışmamızın üzerinden tam 7 saat geçti. Tekli koltuğun karşısında kütüphanemin yanında, masamda üzeri başka çağlardan gelmiş gibi desenlerle bezeli bir testi bulunuyor.

 

Bu testi masanın hep aynı noktasında durmaktadır. Öyleyse o testiye güneş hep aynı taraftan doğar. Odaya biri girdiğinde o testi açısından değerlendirildiği takdirde hep aynı yönden insan yaklaşmaktadır.

 

Testi dudaklara doğru eğim kazanma niteliğini yitirdi. O halde bu masanın hep aynı köşesinde yer alan testiyi motive eden temel unsur nedir? Elbette bir gün kırılacak olma ihtimalidir. Tıpkı testinin bulunduğu odaya devamlı surette aynı açıdan giren insanlar gibi. Onlar da bir kırılma yaşamak için depar atar dururlar. Kendilerini mesailere, ideolojilere, aşklara bölerler ve ruhlarında caferi yaralar almak üzere çileye talip olurlar. İşte odaya ansızın aynı açıdan dalan insanlarla ortak özelliği budur testinin. Testiler şarkı söylemezler, emeklilikte yaşa takılmazlar, ayakkabılarını giymek için baş parmaklarını topuk ile topuk arasına sıkıştırmazlar. Hele bir de gece olduğu vakit geceye bir değer atfetmezler, gece testiler için gecedir, bahar da bahar. Testilere Kuran’dan ayetler indirilmemiştir. O bakımdan dudağa doğru bir eğim kazandıklarında ve sonrasında ayakkabılar onlardan uzaklaştığında uzun süre bekletilmiş canavarlara dönüşme riski barındırmazlar.

Testinin karanlığı
Bir testinin önce incelip sonra da genişleyen iç kısmı her hâlükârda karanlıktır. İçine su da koysan karanlıktır, şarap da. Belki testinin göğsündeki sıvıyı sökmek ve karanlığı sona erdirmek mümkündür. Belki tarlalarda ağaç diplerine bırakılan testi, karıncaların tapınağı olmuştur. Belki sonra tarlalar bölüşülmüş testi kız kardeşte kalmıştır. Belki o kız kardeş babaanne olmuştur. Babaanneye torunlar uğramıştır. Karıncaların topraktan kaldırılan tapınağı, babaanne ölünce bir torun tarafından fark edilip usulca alınmıştır. O torun sırlarını dudaklarını yaklaştırarak o testinin içine anlatmıştır.
Allah her yerdedir. Testinin içinde de Allah vardır. Kız dudaklarını testiye yaklaştırdığında her yerde olan Allah, orada da bulunmaktadır. Bir dua oluyordur belki testiye yaklaşan dudakların bıraktığı sırlar.
Testiye dönüyoruz. Uzun uzun bakıyoruz. Testiye uzun uzun bakmanın mertebesine erişiyoruz. İçimizde sıvıların, yarım kalmış duyguların, kaçınılmaz karanlığın olduğunu hesap ederek. Ölçü ve tartı aletlerinin uzantısı olarak. Kendim ile testi arasında uzayıp kısalarak. Çok özleyeceğim şeylerin ölüsünü dilenerek. Televizyonun merhametine, Edison’un insafına muhtaç. Korku dolu, Allah dolu. Bir testinin karşısında ezilip büzülüyoruz. Utanç duyuyoruz testiye bakarken. O tamamen bir testi, ben ise testi karşısında terleyen, her mevzudan gazi olarak ayrılmış.
Bütün bu olanlardan hazza meyleden bir acı duyuyorum. Çünkü testide biraz da benden var. Beni çevreleyen her şeyin içinde birazcık benden var. O yüzden bazen mutfakta bir tezgâhın üzerinde çürüyorum bazen salonda bir bacağım kırılmış oluyor bazen de bir çöpe özensiz bir şekilde yerleştiriliyorum. Testide biraz da benden var. Testide birazcık benden çok var. Testide benden epey var.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Gündelik hayatta sık sık kullandığımız iki söz ediminin birbirlerine yakınlıkları da dikkat çeker: Söz vermek ile yemin etmek. Gerçi söz vermenin seküler, yemin etmenin ise kutsal olandan hareketle anlamlandırılabileceği ileri sürülebilir. Buna göre söz vermede kişi kendi itibarını pey sürmektedir. Sözünü tutamazsa itibarını yitirecektir.

Yaşar Nabi’nin yayımladığı ilk kitaptı Otuz Beş Yaş

 

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Lisede gittiğim bir fotoğraf sergisinin hayatımı değiştirdiğini söyleyebilirim. NTV’nin “O An” sergisi, Levent’te. O kadar etkilendim ki -özellikle “Gökyüzüne olta atan adam”- heyecandan kitapçıya gidip birkaç teknik fotoğraf kitabı aldım -hiçbirini okumadım. Ama fotoğrafçılığı merak etmeye başlamıştım.

Kosinski, 1933 yılında Polonya’nın Lodz şehrinde dünyaya gelmiş. Yahudi olan ailesi, Nazilerin Almanya’dan başlayarak tüm Avrupa’ya yaydığı korku ikliminin bir objesi olmuşlar. Haliyle Kosinski’nin çocukluğu bu karanlık sürecin gölgesinde geçmiş. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte savrulan aile, Lodz şehrindeki Katolik topluluklardan hatırı sayılır yardımlar görmüş.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.