Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

İnternetin "yaramaz" sayfaları



Toplam oy: 13

Türkiye’de can sıkan her durumda “yargı kararı” denerek hakkı hukuku alaturkalaştırıp blogları toptan kapataduralım (yani hakaret ve hukuka aykırılığın yanında yasal ve iyi olan da yansın) ve basılmamış kitap kopyalarını, “siline” ve “yok edile” emriyle ortadan kaldıralım; sonra o kopya, intikam alır gibi internetten yayıladursun, blog ve internetin dünyada haberleşmenin ve neredeyse haber yapmanın en önemli şartlarının başını çektiği de bir gerçek.  

 

Sosyal medyanın blogları ötelediği düşünülebilir ama orada kısa ve “özlü” atışlar bulunuyor. Sosyal medyaya oranla daha derin çözümleme ve yorumların mekânı hâlâ bloglar. 

 

Ciddi haber blogları, yaygın medyanın aksine sansür duvarına toslamadan bilginin edinilebileceği yerler artık. Bu yönüyle hatırı sayılır bir güce sahip. Bunun en somut örneği, Kuzey Afrika’daki hareketlerin (elbette uluslararası güçlerin ajanlık faaliyetleri dışındakilerin), internet ve bloglar üzerinden örgütlenip yayılması. Zeynep Atikkan ve Aslı Tunç’un çalışması Blogdan Al Haberi, internet ve haber bloglarının söz konusu gücü üzerinde dururken yapılarını da inceliyor. 

 

Haber bloglarında olup biteni bir anlamda yeraltı gazeteciliği şeklinde de adlandırabiliriz. Çünkü medya tekellerinin girmediği ya da giremediği haberi ve yorumları bloglarda olduğu gibi bulmak mümkün. Beri yandan sosyal medyanın, blogları öldürdüğü düşünülse de tam tersi; aralarındaki ilginç birliktelik her seferinde blogları öne çıkarıyor.   

 

Atikkan ve Tunç, blogların bilinen gazeteciliği aşan bir yanının olduğunu vurguluyor; onları oluşturanlar, hızla “an”ı yakalamak zorunda. Bir tür fotoğraf çekmeye benziyor. Bu yönüyle zamanı olmayan zamanımız insanına sesleniyorlar. Tabii bu arada “Blogcular gazeteci mi?” sorusu etrafında şekillenen bir tartışma da sürüyor. O tartışmada öne çıkan yurttaş gazeteci kavramı da blogların geldiği noktayı özetliyor. 

 

Blogdan Al Haberi, netameli bir konuyu daha sayfalarına taşımış: Dijital dünyanın kitleleri harekete geçirme gücü. Bloglar ve sosyal medyanın, insanları eskiye göre daha kolay örgütlediği açık. Ama kimilerinin havuza atlar gibi savunduğu “kurucu güç” değil bu. Ancak dönüştürücülükten bahsedilebilir. Bloglar ve sosyal medya, bir demokrasi kurulması yolunda kilidi açacak anahtarı bulmayı kolaylaştırabiliyor.  

 

Atikkan ve Tunç, haberin okuru beklediği günümüz dünyasında “okurun araştırılmış doğru haberden yoksun kalıp kalmadığı” gibi bir sorununa dikkat çekiyor. İnternetin, insanları aptallaştırıp aptallaştırmadığı bir tarafa, stratejilerin internet nüfusuna göre şekillendiği düşünülürse, doğru bilgi ve haberin önemi de ortaya çıkıyor. 

 

Bunlar, “Bloglar araştırmacı gazeteciliğe katkıda bulunabilir mi?”  sorusunu da tetikliyor. Atikkan ve Tunç’un araştırmaları, soruyu “henüz değil” diye yanıtlamayı gerektiriyor. Ama bloglara destek sağlanır ve yatırımda bulunulursa neden olmasın… 

 

Verilerin yanı sıra Atikkan ve Tunç’un araştırması, gazeteciliğin dijital ortamda; multi-medya kulvarında koşacağını gösteriyor. Şu mimi de koymalı: Bugün hızla gelişen ve geleceğin gazeteciliğinin merkezi olacak multi-medya ortamına ayak uydurmanın önemi tartışmasız. En az bunun kadar önemli olansa, orada verileceklerin içinin nasıl doldurulacağı. Yani rafine bilgi sorunu. Yoksa dijital veya internette olsun çamurdan olsun mantığı bizi, bir de tekelleşme kolaycılığıyla birleşirse, multi-medya çağında kerme bağlayan zihinler yaratmanın ötesine geçememe gibi bir durumla baş başa bırakabilir. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Brian Arthur, ekonominin temel yasalarını sorgulayan çalışmalarıyla önemli katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Mühendis kökenli bir ekonomist olarak hem meslektaş hem 1980’li yılların Viyana’sından hemşehri oluruz.

Çağdaş Latin Amerika edebiyatının en önemli temsilcileri arasında sayılan Roberto Bolano’nun –her anlamda- dev eseri 2666 şubat ayında Türkçeye çevrilmişti. Her anlamda dev eseri derken hem içeriğini hem de 1000 sayfalık fiziksel hacmini kast ediyorum. Zaten bu hacim nedeniyle roman hakkında yazmayı biraz geciktirdim.

Hayır, öyle bitmiyor. Yüzlerce sayfa süren kalp çarpıntısı, gelgit, kaçıp kovalamaca,  Mr. Darcy'nin Elizabeth'e evlenme teklifi etmesiyle son buldu ve perde kapandı, son yazısı belirdi, kitabın arka kapağına ulaştık diye hikaye bitti sanıyoruz. Çok yanılıyoruz. Aslında devamı var, görmediğimiz odalarda, okumadığımız sayfalarda bir şeyler olmaya devam ediyor.

Yıllar önce öldüm ben ve şimdi bir mezarın arkasından konuşuyorum sizinle. Kısa bir ömrüm oldu, yirmi sene bile sürmedi hayatım; buna rağmen yaşadım, hayaller kurdum, insanlarla tanıştım. Kavgalar ettim onlarla ve ölmüş olsam bile kimse yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve öfkemi elimden alamaz artık.

Garanti Bankası'nın geçen sene, imparatorluk dönemine ait Osmanlı Bankası ana binasında açılan mekanı Salt Galata, 8 Temmuz'a kadar Tercüme Eden sergisine ev sahipliği yapacak. Daha önce Londra ve Tokyo'da düzenlenen bu serginin Türkiye ayağının küratörleri Charles Arsene-Henry, Shumon Basar ve Suna Kafadar.

Tarih geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mıdır, sorusunu geçeli çok oldu. Artık bizim için tarih popüler kültür ürünlerinin kullanımına açılmış bir engin alandır.

Cumhuriyetin Osmanlı tarihini keşfi son sürat devam ediyor… Çılgın bütçeli filmler, olay yaratan diziler, yıldızlaşan Osmanlı tarihçilerinin çalışmaları, onların tarihe getirdikleri yeni yorumlar ve elbette romanlarla Osmanlı İmparatorluğu’nu keşfetmekle, cılkını çıkarma kıvamı arası bir yerlerdeyiz şimdilik.

 

Söyleşi

Behçet Çelik: Okuyucuyu hesaba katarak yazmıyorum
Son dönem edebiyatın en verimli ve dikkat çeken isimlerden yazar Behçet Çelik ile, son romanı Soluk Bir An' hakkında söyleşmek üzere Beşiktaş'ta denize nazır bir kahvehanede buluştuk.

ŞahaneBirKitap

Consuelo, ona ailesinin verdiği isim: Meksikalı bir kadın, hizmetçilerin hizmetçisi, hiç sesi çıkmayan, durmaksızın acı çeken, katlanan ve dayanan. Connie, onun koleje gidip iki yıl burada okumayı başarmış hali, bir parça da olsa toplumun diplerinden yukarılara uzanmasını sağlayan.

Anket

Okuma kültürünün yaşı olur mu?

Ceren Çıplak sokağa çıktı ve sordu: Yeni türeyen 'gençlik edebiyatı' kategorisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce okumanın yaşı olur mu?

Bir okur olarak hiçbir zaman kategorilere kulak asmadım; 'gençlik edebiyatı' da nedir bilmem.
34% (105 oy)
'Gençlik edebiyatı' diye bir kategori olamaz; bu yalnızca ticari kaygıların ürünüdür. Tümüyle reddediyorum.
25% (78 oy)
Yayın dünyasında pek çok şey ticaridir. 'Gençlik edebiyatı' kategorisi de öyle... Dolayısıyla, yeni bir şey hissettiğimi söyleyemem; nötrüm.
23% (73 oy)
Çocuk edebiyatı ile yetişkinlere yönelik edebiyat türleri arasında düzgün bir geçiş yok. 'Gençlik edebiyatı' gerekli bir kategori.
23% (72 oy)
Oy veren sayısı: 313

Eski anketler



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun