Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

İntibah'ın iki yeni basımı



Toplam oy: 15
Türkçe klasik eserlerin Latin harflerine aktarılarak yayımlanması hız kazanarak devam ediyor; ama metinlerin bugünün okuruyla “nasıl” buluşturulduğu önemli bir mesele...

19. ve 20. yüzyıl başında yazılmış Türkçe klasik eserlerin Latin harflerine aktarılarak yayımlanması son zamanlarda hız kazanarak devam ediyor. Birçok yayınevi klasikleri gündeme taşımaya başladı. Bu eserlerin bugünün okuru için nasıl yayıma hazırlanacağı da yavaş yavaş bir tartışma konusu halini aldı. Burada hem sadeleştirilmiş hem de eleştirel basımlar yapan yayınevleri olduğu gibi, sadece sadeleştirilmiş ya da Arap harflerinden Latin harflerine aktarılmış metinleri notlayarak yayımlayan yayınevleri de var.

19. yüzyılın Tanzimat dönemi roman örneklerinin başında yer alan Namık Kemal'in İntibah'ının da geçtiğimiz günlerde iki ayrı yayınevi tarafından yeni basımı yapıldı; neredeyse eşzamanlı olarak. Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlanan İntibah, eserin Namık Kemal'in sağlığında yapılmış üç baskısının karşılaştırılması ve bu karşılaştırma sonucu eksik kısımların tamamlanmasıyla oluşturulmuş. Eseri yayına hazırlayan Şule Ayva şöyle diyor: “1873 yılında Vatan yahut Silistre sahneye koyulduğunda halkın coşkusu devrin siyasetçilerini ürkütmüş ve Namık Kemal, Magosa’ya sürgüne gönderilmiştir. Bazı eserlerini ve makalelerini burada kaleme alan Namık Kemal, arkadaşı Faik Reşad’a yazdığı mektupta şöyle demiştir: ‘Son Pişmanlık unvanlı bir hikâye yazıyorum. Mukaddimesine bu bahis zemin oluyor. Yakında basılacaktır, görürsün.’ Eski şiirin tenkidi bahsinin geçtiği bu mektup, Ömer Faruk Akün’ün tespitiyle 1873 sonlarıdır. Arkadaşları ve babasıyla yaptığı yazışmalara göre 1874-1875 yıllarında Maarif Nezareti’nden kitabın basımı için ruhsat alma süreci devam etmiş ve 1875 sonlarında bu ruhsat alınmıştır. Eser, ismi değiştirilerek Namık Kemal’in sürgünden dönüşünden 11 gün sonra, 30 Haziran 1876’da yayımlanmıştır. 3 cüz hâlinde yapılan bu ilk baskıda Namık Kemal’in adı yoktur. İhtimal ki eserin basımına o sürgündeyken başlanmış, bu sebeple müellifin adı yazılmamıştır. Bunu takip eden ve çoğu taklit olan eserlerde de müellif adı bulunmamaktadır. Namık Kemal daha sonra (1879) bu eser için bir önsöz yazmış ve orada roman hakkındaki görüşlerine yer vermiştir.” Ayrıntı baskısında, günümüzde kullanılmayan kelimelerin parantez içinde karşılıkları verilmiş, ayrıca sayfa altlarında notlamalar yapılmış.

İntibah'ın diğer yeni baskısı da, İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yapıldı. Bu kez eseri yayına hazırlayan isim Refik Durbaş. Uygulamaya kaynak alınan özgün eserin Atatürk Kitaplığı kayıtları künyede belirtilmiş ama romanı günümüz Türkçesine aktaran Durbaş, bunu yaparken eserin hangi baskısını esas aldığına ya da nasıl bir imla sistemi kullandığına dair bir açıklamada bulunmamış. Dolayısıyla kitabın hangi nüshadan yola çıkılarak Latin harflerine aktarıldığını bilmiyoruz. Dil içi çeviride nasıl bir yöntem izlendiği, cümlelere ve yazarın üslubuna müdahale edilip edilmediği de belirtilmemiş. Refik Durbaş'ın önsözünde, Namık Kemal'in İntibah'ı ile Ahmet Mithat Efendi'nin aynı dönemde yazdığı Dürdane Hanım arasında benzerlikler olduğu da söylenmiş, fakat benzerliğin hangi açıdan olduğu üzerinde fazla durulmamış: "Roman o yıllarda moda olan romantizm akımının etkisiyle kaleme alınmıştır. Romanın başında yer alan uzun Çamlıca tasviri ve hüzünle bitmesi romantizm etkisinin açık bir kanıtıdır. Bu açıdan Ahmet Mithat Efendi'nin yazdığı Dürdane Hanım romanına da birçok yönden benzerlik göstermektedir.” Her iki eser de romantizmden izler taşısa da, İntibah ile Dürdane Hanım'ın neden yan yana getirildiği üzerinde daha detaylı durmak konuyu açıklığa kavuşturmak açısından faydalı olabilirdi. Ama kitap boyunca, sayfa sonlarına notlar ve açıklamalar ilave edilmiş.

Arap harfli metinlerin Latin harflerine aktarılması bugün önümüzde bir sorun olarak karşımızda durmaya devam ediyor. Buna dair yeni tartışmaların yapılması gerekli; çünkü metinlerin bugünün okuruyla nasıl buluşturulacağı önemli bir mesele. Bu meseleyi birlikte düşünerek, ortak kararlarla aşmak dileğiyle...

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Edebiyat ödülleri, ister ulusal olsun ister uluslararası, daima tartışmalarla örülü bir ağın içindedir. Çünkü roman, öykü, şiir, kurmaca hatta edebiyatın ta kendisi dahi yüzde yüz objektif bir bakış açısıyla değerlendirilecek, teraziye konulup tartılacak, laboratuvara sokulup incelenecek şeyler değil.

Genç bir yazarın edebi serüvenine şahitlik etmek ne güzeldir. Hem o yazarın dilinin, üslubunun, zihninin olgunlaşmasını izlemek hem de yaptığı yenilikleri, aldığı riskleri, denediği türleri görmek mümkündür. Diğer yandan da, yazarımızın eserlerini kronolojik bir sıraya koyup işlediği konuları ve o konuları ele alırken takındığı tavırları görmek, edebiyat sosyolojisi yapmayı da sağlar.

Uzayı Silahlandırma Promosyonu 

Söyleşi

Selim İleri ile edebiyat ve hayat hakkında

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editör'den

Edebi türler arasındaki tartışmaları her zaman büyük bir keyifle izlemişimdir. Bu tartışmalar arasında kuşkusuz, hangi türün daha eski olduğuna dair tartışma, yazarları, şairleri ikiye böler. Şairler, şiirin en eski edebi tür olduğu iddiasındadırlar. Hikâyeciler ise insanın “tahkiye” etme ihtiyacından dolayı hikâye türünü ilk insana kadar dayandırırlar.