Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

İroni’nin İlham Verici Yıkıcılığı



Toplam oy: 25
Gücünü rahatsız ediciliğinden alan ironiye niçin ihtiyaç duyuyoruz? Bir yazarı söylemek istediğini doğrudan ifade etmek yerine ironiye yönelten temel sebep nedir? Eski Yunanca’da “kandırmak” anlamına gelen bir fiilden türetilen ironi, tutarsız ve parçalanmış zihinlerimizi ifade etmenin en doğru enstrümanlarından biri çünkü.

Bir metni nasıl anlamalıyız? Metinde geçen kelimelerin tek tek anlamlarını bir araya getirerek bir metni anlayabilir miyiz? Keşke bir metni anlamak bu kadar basit olsaydı değil mi? Niçin ihtiyaç duyuyor insanlar ironiye? Yani bir yazar ne söylemek istiyorsa onu ifade etmiyor da niçin Eski Yunanca’da “kandırmak” anlamına gelen bir fiilden türetilen “eironeia”dan kaynaklanan ironiye başvuruyor? Öncelikle tutarlı ve bütünlüklü bir zihin dünyasında yaşamıyoruz. İster istemez bu parçalanmışlığı ve tutarsızlıkları da yazdıklarımızda ifade etmek zorundayız. İroni de bunu ifade edeceğimiz doğru enstrümanlardan biri.

 

Kierkegaard, Sokrates’ten okur ironiyi. Sokrates ise hakikati kendi inşa etmektense sorular sorarak muhatabının zihninden doğmasına aracılık eden bir ebe olduğu için ironiye sık sık başvurur.

 

Yıkıcıdır ironi. Hz. İbrahim’in putları kırıp, baltayı en büyük putun boynuna asarak “o kırdı” demesi ironidir. Anlama değil öteki anlama odaklanır ironist. “Putlar güçsüz” demektense bir puta diğerlerini kırma gücü atfederek insanların onlarla ilgili iddialarını sorgular. Yani söylenene değil dışlanana, yok sayılana yöneltir dikkatleri. Bu amaçla ironist ya kelimelerle oynar ya durumla yahut da diyalogla. Kelimelerin anlamlarıyla, durumların ve diyalogların bağlamlarıyla oynar. Başka bir bağlamda düzanlamda okumamız gereken bir metin ironistin kaleminden çıktıktan sonra eski haline dönemeyecek kadar bozulmuştur. Onları yapanlar tarafından itiraf edilemese de putların acziyeti bir şekilde ayyuka çıkmıştır artık. Bu açıdan yazılımlardaki virüsler gibidir ironi.

 

İronist ise anlamı hackleyerek metni inşa eder. Zira anlamı sorgulamanın yolu onu hacklemekten geçmektedir.

 

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Türk edebiyatında ironi deyince akla gelen metinler arasındadır. Ayrıca Oğuz Atay’ın roman ve öyküleri, Orhan Kemal’in Murtaza’sı ve Tersine Dünya’sı, Haldun Taner’in pek çok öyküsü ve Ramazan Dikmen’in bazı öyküleri, ironi deyince akla gelen ilk Türk edebiyatı örneklerindendir. Dünya edebiyatında da Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ı, Kafka’nın pek çok öyküsü, Jonathan Swift’in Gülliver’in Seyahatleri, Giovanni Pappini’nin Gog’u, Kurt Vonnegut’un Şampiyonların Kahvaltısı, Douglas Adams’ın Otostopçunun Galaksi Rehberi ironik edebiyatın önemli eserleri arasında sayılır.

 

İroni gücünü rahatsız ediciliğinden alır. Rahatsız ediciliği ise söylenmesinin yasak yahut fark edilmeyecek denli “normal” kabul edilen bir durumdaki çarpıklığı deşifre etmesinden kaynaklanır. Yasak ne kadar güçlü yahut çarpıklık ne kadar normal kabul edilirse ironi o denli güçlüdür.

İRONİNİN İLK 11’İ
İroni Kavramı - Soren Kiergegaard
Komik Edebi Türler-Parodi, Satir ve İroni -
Oğuz Cebeci
İroninin Retoriği - Wayne C. Both
Olumsallık İroni ve Dayanışma -
Richard Rorty
Tarihin İronileri- Stuart Hall
Propaganda Mizah ve İroni - Gül Esra Atalay
İroni ve Roman - Abdülhakim Tuğluk
Cogito Dergisi İroni Özel Sayısı 57. sayı
Saatleri Ayarlama Enstitüsü -
Ahmet Hamdi Tanpınar
Eristik Diyalektik: Haklı Çıkma Sanatı -
Arthur Schopenhauer
Sophokles’ten Stoppard’a İroni ve Dram
Sanatı - Belis Güçbilmez

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım.

Suçlar ne denli çeşitliyse, suç edebiyatındaki polis imgesi de o denli çeşitlidir. Yakışıklı, karizmatik, zeki, iyi, kötü, babacan, sert… Alman yazar Volker Kutscher, kitabı Islak Balık’ta adeta ihtimaller dahilindeki polis tiplerini harmanlayarak oluşturduğu son derece ortalama bir karakterin, gayet sürükleyici hikayesini anlatıyor okuyucuya; dedektif Gereon Rath.

 

Kelimeler içinde deneyimlerin, fikirlerin ve düşlerin aktığı bir nehir yatağı benim için. Dünyayla bağımı bu nehrin uzayıp dört bir yana yayılan kolları aracılığıyla kuruyorum. Kelimelerin harflerden değil de anılardan oluştuğunu düşünürüm sık sık. Bellek sayısı kadar mana içeriyorlar bana kalırsa. Bu manaları keşfetmenin yolu da daha çok hikâye dinlemekten, okumaktan geçiyor.

Şiirde, mimaride, edebiyatta, hatta musikide sanatın en yüksek örnekleriyle bütünleşen dini tecrübe, sanki sinema sanatı söz konusu olduğunda o cömert ilhamlarını esirgemiş gibidir.

Bir şiirin içinde tarihler geçiyorsa, şiirle tarih arasında kurulması elzem bağları hatırlarım ilk elde. Tarihsiz şiir de, şiirsiz tarih de muhaldir. Bilincimizin dehlizlerinde iki fiyakalı dedektif gibi dolaşır her ikisi de. Birini diğerinden ayırmak ne derece mümkün? Türkçenin tarihi şiirimizin de tarihi değil midir bir bakıma? Bu bağı nerede aramalı?

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.