Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Kocaman bir Türk filmi oyunu mu?



Toplam oy: 565
Nermin Yıldırım
Hep Kitap
Dokunmadan, bölümleri açan alıntılarla paslaşarak tamamlanıyor. İster istemez insanın aklından geçiyor: Yoksa bu roman, kocaman bir Türk filmi oyunu mu?

Doksanlı yıllar itibariyle yeni Türk sinemasında televizyon konuşur daha ziyade kadının yerine. Kadın karakterler sessizleştikçe, edilgenleştikçe televizyonun sesi daha da yükselir. Bu eğilim, en açık Zeki Demirkubuz filmlerinden okunabilir. Masumiyet’te kocası tarafından tabancayla dilsizleştirilen Yusuf’un ablası veya bizzat doğuştan dilsiz olan Uğur’un kızı Çilem isteseler de konuşamayacaklarından, iç mekanlardaki televizyonların sesi giderek artacaktır. Televizyon, edilgen bir nesne olmasına rağmen karakterlere yanıt verir, etkinleşir; Yeşilçam’dan karakterler veya çizgi film kahramanı, hayalet Casper, otele gelen misafire “Hoş geldin,” der mesela ya da dayak yiyip otele dönen Yusuf’a “Hayrola, neyin var?” yanıtını verir. Televizyon, senaryoda replikleri olan bir karakter gibidir. Nermin Yıldırım’ın yeni romanı Dokunmadan’ın her bölümünü açan alıntılar, Casper’ın filmdeki yanıtlarını hatırlatıyor. Zaten Dokunmadan’ı, her bölümü açan bu nefis alıntılarla takip etmek de mümkün. Karacaoğlan’dan Çehov’a, Morrissey’den Füruzan’a bambaşka bir harita çiziyor Nermin Yıldırım, romanın özüne ilişkin: Hisli okurlar için ışıklı bir ikinci kat. 

 

Yirmi dokuz yaşında, genç bir kadının, Adalet’in romanı, Dokunmadan. Doktorları tarafından çok az ömrünün kaldığını öğrendiği sahneyle başlıyoruz. Sonradan tüm romanı bir virüs gibi saracak olan Adalet’in suçluluk duygularıyla tanışıyoruz. Sözlük ve kelime zengini çocukluğunda suçluluklar ve hata sahibi aramalarla nefessiz kalıyor Adalet. Ki nasıl büyüsün? Hatalar, pişmanlıklar… Suçlunun kim olduğunu bulabilecek miyiz? Asghar Farhadi’nin filmlerinde olduğu gibi, suç-ceza mekanizmaları, karşı karşıya gelişler, “şimdi kim suçlu” sorusunun olayların merkezine oturuşu, Dokunmadan’ın önemli çekirdekleri. Ömür abaküsünü tekrar tekrar elden geçirecek Adalet.

Çarpa çarpa kendisi öğretenler…

 

Nermin Yıldırım’ın çok hoş bir dil aritmetiği var. Eski ve yeni sözcükleri, akıcılığı hiç burkmadan, öyle bir matematikle bir araya getiriyor ki... Kalplerde usulca yer değiştiren kavimler, ruhlarımızdaki şeytanlar, dibinde akreplerin dolandığı eski çuvallar; hatırlamanın, hafızanın giyilmekten yıpranmış eski hırka ipleri ayaklarımıza dolanıyor.


Kör köpekler, tek gözlü oyuncak ayılar, küp küp sebze yemekleri, Dali’nin eğri büğrü saatlerine öykünerek uzayan saniyeler, ölü evinde televizyon yasakları derken enikonu Dokunmadan’ın evreninde kayboluyoruz. Masumiyetler yitmeye devam ederken, kırılan aynalar artık eskisi gibi olamıyor. “Sosyolojik gözlem kisvesi altında” televizyonda pür dikkat izlenen izdivaç programlarından gözler ayrılamıyor. Doktorların beden dillerini, haber veya bulut fallarını takip ederken Adalet ile birlikte çocukluk hatalarını telafi etmenin peşinde koşuyoruz.

 

Peki, bu Freudyen eski mahalleri ziyaretleri işe yarayacak mı? Hafızanın, hatırlamanın bulanık göllerinde, hassas düşünmenin fazladan ağırlıkları ile eski mahallenin komple değişimini ruhen kaldırabilecek miyiz? Çarpa çarpa kendisi öğreten rüzgarlar ve zamanlar, hepimizi savuracak.

Pejmürde oyuncak, kolilerde çocukluk


Yabancılara kök söktürenler, sesini yiyenler, kırık dişli dilenciler eşliğinde suçlulukların peşinde yürüyüşümüz sürüyor Dokunmadan’da. Çocukluğa, hem de trenle yapılan bir seyahat, Adalet’e neler getirir? Ve mütemadi arkadaşı Hülya tabii… Hülya hakkındaki sürpriz, elbette roman okurlarının hediyesi olarak kalacak.

 

Şeker fabrikalarında, taşranın tren istasyonlarında çocukluk uykularına, rüyalarına yapılan yolculuklar sürerken; pejmürde oyuncak kolileriyle çocukluk yaralarımızı eşelemeye devam ediyoruz. Ama elbette sevilmeyen çocuklar, büyüdüklerinde sevmeyi hiç beceremeyecekler. Dokunulmayanlar, dokunmayı. Nermin Yıldırım’ın yeni romanında kul kurdukça, felek gülüyor. Bir Facebook hesabı peşinde internet kafelerde veya ufacık bir adres için cızırtılı telefon sesleri ardında koşuyoruz, koşuyoruz. Thelma ve Louise’in farklı bir versiyonu olarak da okunabilir mi Dokunmadan? Kısmen. Ama tam olarak değil.

 

Dokunmadan, bölümleri açan alıntılarla paslaşarak tamamlanıyor. İster istemez insanın aklından geçiyor: Yoksa bu roman, kocaman bir Türk filmi oyunu mu?

 

 

 


 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Bir deste gül ne işine yarar

Onun yerine, gel benim gülistanımdan bir yaprak al

Gül ancak beş altı gün yaşar

Bu gülistan daima ter-ü tâze durur

(Sâdi)

 

Gerek akademik, gerek edebi, gerek felsefi, hatta irfanî kaynaklara baktığımızda, delilik üzerine sayfalarca, kitaplarca, ciltlerce yazıldığını rahatlıkla görebiliriz. Şairler de bolca bahseder delilikten, Doğu kültüründen Batı kültürüne hemen hemen tüm düşünürler, filozoflar, velîler de.

Gündelik hayatta sık sık kullandığımız iki söz ediminin birbirlerine yakınlıkları da dikkat çeker: Söz vermek ile yemin etmek. Gerçi söz vermenin seküler, yemin etmenin ise kutsal olandan hareketle anlamlandırılabileceği ileri sürülebilir. Buna göre söz vermede kişi kendi itibarını pey sürmektedir. Sözünü tutamazsa itibarını yitirecektir.

Yaşar Nabi’nin yayımladığı ilk kitaptı Otuz Beş Yaş

 

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.