Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Kutsalın ölümü



Toplam oy: 777
Meltem Arıkan
Akılçelen Kitaplar
Meltem Arıkan, bu devrin çocuklarına dünyayı ve onu döndüren düzeni anlatıyor.

Sizin de aklınıza bazen Tanrı'nın bir yerlerde yanlış yaptığına ya da bir şeyleri yönetemediğine dair fikirler gelmez mi? Aklımın başıma erdiği zamandan bu yana, bir şekilde sürekli didiştiğim Tanrı'nın varlığından, günahsız çocukların öldürüldüğü sabahlarda daha çok şüpheye düşüyorum. Acaba diyorum Tanrı uyuyor mu? Dünyanın sonu bizim yaşadığımız şimdiki zamanda saklıysa eğer, kıyamet sen de kop kopacaksan. Peki ya, Tanrı yarattığı şeyden memnun kalmayınca intihar etmiş olabilir mi? Kutsalın ölümü mümkün mü?

 

Meltem Arıkan'ın son romanı Erospa’da da yarattığına dönüşen ve gaddarlaşan Tanrı'nın yarattıklarının dünyayı nasıl yok edebileceğini görüyoruz. Önceki kitaplarında daha gerçekçi yazan, ama ufak tefek fantastik kurgulara da yer veren Arıkan, bu sefer tamamiyle fantastik bir kurguyla okurlarının karşısında. Erospa'da zamanın dışındaki bir anın içerisinden bu devrin çocuklarına dünyayı ve onu döndüren düzeni anlatıyor.

Aşk Tanrıçası anlamına gelen Erospa, romanın içerisindeki en güçlü kahramanlardan biri aynı zamanda. Yalnız bu romandaki güç, bir iktidar ya da zenginlik ifadesi değil; bilgi anlamına geliyor. Böylece Erospa, 21. yüzyılda en büyük gücün bilgide olduğunu vurguluyor. Öte yandan, insan ve devlet bütün bilgiye sahipmiş gibi davransa da, aslında yeryüzündeki bilginin çok azına sahip. 

 

Arıkan'ın Erospa'sında dünyanın kurucuları yer alıyor. İnsanı proglamlayan ama insanın oyununa gelmeye ve insanlaşmaya başlayan Tanrı'nın, yarattıklarıyla baş edemediği noktada dünyanın sonunun nasıl yaklaşabileceğine dair bir fikir sunuyor. İşlere el koyan ise Ana Tanrıça oluyor. Hackerlardan destek alarak kurtarabileceğine inandığı 1'lerden ve 0'lardan oluşan sistemin devam etmesi yüzde 1'den daha düşük bir ihtimal. Sıçrayarak giden hikayeyi okurken kendinizi bazen bir dizinin içerisinde gibi hissediyorsunuz. İsimler ve zaman sıçramaları aklınızı biraz karıştırsa da, kahramanlar ve mekanlar günümüz yabancı dizileriyle haşır neşir olanların okurken gözlerinin önünde canlandırabilecekleri netlikte. 

 

Birçok alanda edebi ve akademik eserler veren Meltem Arıkan yıllardır bütün yazdıklarında ifade özgürlüğünü ve kadın haklarını savunuyor, ataerkil sistemle mücade ediyor, sansüre ve çocuk istismarına karşı duruyor. 2004 yılında yayınlanan Yeter Tenimi Acıtmayın romanı, dile getirdiği ensest ilişki nedeniyle, Türk aile yapısını feminist bir anlayışla yıkmaya çalıştığı suçlamasıyla Başbakanlık Küçükleri Muzur Neşriyattan Koruma Kurulu tarafından yasaklanmış ve toplatılmıştı. Fakat kitabı için verdiği hukuk mücadelesini kazanan Arıkan aynı yıl aynı eseriyle Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü'ne layık görüldü. Meltem Arıkan'ın 2011 yılından bu yana makaleleri News Junkie Post, Index On Censorship, News Junkie Post, Archetype in Action Organization, Safe World for Women gibi internet portallarında yayınlanmaya devam ediyor. Arıkan’ın kaleme aldığı Galce-Türkçe oyun da önümüzdeki günlerde Galler'de sahnelenecek.

 

 


 

 

* Görsel: Ece Zeber

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Bir metni nasıl anlamalıyız? Metinde geçen kelimelerin tek tek anlamlarını bir araya getirerek bir metni anlayabilir miyiz? Keşke bir metni anlamak bu kadar basit olsaydı değil mi? Niçin ihtiyaç duyuyor insanlar ironiye? Yani bir yazar ne söylemek istiyorsa onu ifade etmiyor da niçin Eski Yunanca’da “kandırmak” anlamına gelen bir fiilden türetilen “eironeia”dan kaynaklanan ironiye başvuruyor?

Mehmet Eroğlu İyi Adamın On Günü’nü 2019’da yayımlamıştı. Üç ay içinde yazdığı Kötü Adamın On Günü’nü ise, 2020’nin başında çıkardı. Benzer atmosferlere sahip her iki roman da. İkisinin de kahramanı aynı: Sadık. Kötü Adam’da ismini değiştiriyor; Adil oluyor bir süre, sonlara doğruysa Öcal. Fakat itkileri, tepkileri, düşünceleri üç aşağı beş yukarı aynı, “iyi Sadık”la, “kötü Sadık”ın.

Geçtiğimiz günlerde Yapı Kredi Kültür Sanat’ta, hıncahınç dolu bir salona sığamayıp kapının dışına, oradan da merdivenlere taşan bir söyleşiye katıldım.

“Hiçbir şey dikkat çekme arzusu kadar sıradan değildir.” 

William Shakespeare

 

“Testi içindekini sızdırır”

Mevlana

 

Çocuklar öldüğünde dünyadaki rüyalar da azalıyor olabilir. Dünya üzerindeki rüyalar azalınca da benim uyku sürem düşüyor. Testiyle bakışmamızın üzerinden tam 7 saat geçti. Tekli koltuğun karşısında kütüphanemin yanında, masamda üzeri başka çağlardan gelmiş gibi desenlerle bezeli bir testi bulunuyor.

 

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.