Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Lezzetli Kelimeler: Yemek Kitaplarının Büyülü DÜnyasında Yolculuk



Toplam oy: 30
Yemek kitapları, her yıl ödüllerle onurlandırılan hayatın her alanını kapsayan, yeni olmayan bir tür. Zaman zaman edebi lezzetler de taşıyan bu türü mutfaktan çıkarıp tarihin, coğrafyanın, sosyolojinin, psikolojinin ve iktisadın sokaklarında dolaştırmak yeni nesil okurların ve yazarların ilgi alanına girebilir.

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım. Kitabın içindeki yemek tarifleri ve yemek izleği kendisinin ilgisini çekmişti ve o günlerde dünya mutfağına dair Mutfakta Dünya Turu kitabını yayınlıyorlardı. İtiraf etmem gerekirdi mutfağı, edebiyata lezzet katan bir malzeme olarak görmüş ve anlatıya kattığı kıvamdan memnun olmuştum. İlk romanımın devamı olacak ikinci çalışmam için neredeyse beş yıldır aralıklı çalışmalarımı sürdürüyorum. Bu hayli yıpratıcı bir süreç, zira artık tanıdığınız biriyle, bir kahramanla yolculuğa çıkıyorsunuz ve haksızlık etmek istemiyorsunuz. Ona iyi bir macera yaşatmak isterken aynı zamanda okurları da hayal kırıklığına uğratmak istemiyorsunuz. Yüzyıllar aşan bir hikayeyi anlatmak hiç kolay değil. Dolayısı ile hem tanıdık hem de yepyeni bir üslubun peşinde karışım arıyorsunuz.

Yazmak işin en kolay kısmı ama yazmaya oturana kadar kelimeleri teraziye koymak, işte o biraz zorluyor.
Yazacağım kitabın temel izleklerinden biri yine mutfak üzerine olacak. Deyim yerindeyse olay yeri incelemesi yapmam gerekiyor. Olay yeri ise mutfak. Geride bırakılan izler yemeklerin tarifleri, içine konulan kanıt poşeti ise yemek kitapları. Tüm dünyanın yemek kitaplarını araştırmam işte böyle başladı. Yolun beni nereye götüreceğinden emin değildim, hâlâ da değilim. Sosyal medya üzerinde bana yemek kitabı önermesini rica ettim arkadaşlarımdan. (Onlara tanışıklık seviyemden bağımsız olarak arkadaş diyeceğim çünkü takipçi veya takipleştiklerim kelimeleri bana çok algoritmik geliyor.) İştahlı cevaplar gelmeye başladı. Ayşe Böhürler neredeyse bir raf dolduracak önerilerde bulundu. Yeni Şafak’ın kıdemli kitap eki editörü Ayşe Olgun da önerilerini sıraladı. Anjelika Akbar ailesinin hikayesi etrafında şekillenmiş bir yemek kitabının hazır olduğunu ve yayıncı arayışında olduğunu belirtti. Osmanlı yemeklerini ve modern yemek tariflerini anlatan birçok öneri birbiri ardına geldi.

Abbasi sarayındaki tariflerden bugüne
Doğrusu yemek pişirmeyi bilmeyen, öğrenmeye niyeti olmayan ve yemek yemeyi de özel bir tutku olarak kabul etmeyen bir kelime çobanı için hayli gelişkin önerilerdi. Ancak bu durum avantaja da dönüşmeye başladı çünkü yemek kitapları ağzımı sulandıran lezzet reklamları değil çözülmeyi bekleyen bulmacalar gibiydi. İlk yemek kitabımız Melce-i Tabbahin 1844 yılında yayınlanmıştı. Ancak yemek kitaplarının tarihi çok daha geriye gidiyor; Abbasi sarayındaki yemeklerin tarifleri günümüzün değme yemek kitaplarına taş çıkartıyor. Modern yemek kitaplarını yazanlar da bu geniş mirasın üzerinde yeni kelimelerle lezzeti bulmaya çalışıyorlar. The Guardian’ın yemek editörü Mina Holland’ın kaleme aldığı Yemek Atlası’nı heyecanla okumaya koyuldum. Sadece bir yemek kitabı değil tarihi ve coğrafi anekdotlarla dolu hoş bir kitap. Ama itiraf etmem gerekir ki Batı merkezli dil bu yemek kitabının üzerine sinmiş. Domuz tarifleri olduğu gibi duruyor ve Endülüs mutfağından söz ederken kullanılan dil Müslümanları incitir mahiyette. Türkiye kısmı ise yayınevinin tasarrufu olarak kitaptan çıkarılmış.
Aşçıbaşı kitabı ise Mary Işın’ın Türki mutfağına dair ısrarlı meraklarının bir sonucu. Mahmut Nedim Bin Tosun isimli Osmanlı subayının Muş’un Bulanık ilçesindeki askerlik günlerinden yadigar olarak ortaya konulmuş. Çanakkale Kilitbahirli bu lezzet tutkunu subay ikinci ve kapsamlı kitabını Kocakarı ismiyle yayınlamayı düşünmüş ama kitapta yazdığına göre bundan emare yok.
Anya Von Bremzen’in Sovyet Mutfak Sanatı kitabı baskısı bulunmayan eserler arasında. Bu nedenle ikinci el kitap satan yerlerde fahiş fiyatla alıcısını bekliyor. Von Bremzen ailesinin ve Sovyetlerin tarihini bir yemek kitabına saklayıvermiş. Yemek kitaplarının her biri diğerine açılan kapı ve diğerlerini böyle belirlemek ilginç olabiliyor.
Sovyetler Birliği döneminde “yarısı yemek tarifi yarısı propaganda” olarak tanımlanan Sağlıklı ve Lezzetli Yemekler kitabı, tüm Sovyetlerde yemek kültürünü şekillendiren bir işlev üstlenmiş. Ekim Devrimi öncesinde son baskısını yapmış olan Genç Ev Hanımına Hediye ismini taşıyan başka bir kitap Çarlık rejiminin son dönemlerinin eşsiz bir kesitini sunuyor.
Sadece bir yemek kitabı değil, aynı zamanda hizmetçileri olan bir evin yönetim kitabı. Tabii buzdolabı ve elektrikli fırının gündemde hiç olmaması bu kitabı tarihi anlamda bambaşka bir yere koyuyor. Tariflerin içindeki Fransız yemekleri de Fransız İhtilali’nden canını kurtarıp Rusya’da gelecek arayan Fransız aristokratlarının eski çalışanlarının hafızasını taşıyor.
Yemek kitapları, her yıl ödüllerle onurlandırılan hayatın her alanını kapsayan, yeni olmayan bir tür. Zaman zaman edebi lezzetler de taşıyan bu türü mutfaktan çıkarıp tarihin, coğrafyanın, sosyolojinin, psikolojinin ve iktisadın sokaklarında dolaştırmak yeni nesil okurların ve yazarların ilgi alanına girebilir.
Bu kısa tur bile yemek kitapları hakkında konuşacağımız ne çok şey olduğunu gösteriyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çocukluk yıllarımın büyük bir bölümünü ailemizin yaylak ve kışlak hayatı yaşaması nedeniyle dağlarda geçirdim. Ailemizin yaşadığı hatırı sayılır bir geçmişi olan bir köyümüz vardı, ancak hayvancılıkla uğraşanlar ilkbahardan sonbahara kadar dağlara kurdukları sayalarda vakitlerini geçirirlerdi.

Ev dediğimiz şey, içinde yaşadığımız, yediğimiz, içtiğimiz, kararlar aldığımız, güldüğümüz, ağladığımız, öfkelendiğimiz, âşık olduğumuz, seviştiğimiz, acı çektiğimiz, uyuduğumuz, hayal kurduğumuz, rüya gördüğümüz, yas tuttuğumuz, zaman zaman mağaraya kapanır gibi içine kapanıp yaralarımızı iyileştirdiğimiz yer. Sığınağımız aslında.

Takvimler 1990’lı yılları gösterirken “bilimkurgu mu yoksa kurgubilim mi” diye özetleyebileceğimiz bir tartışma vardı. İngilizce “Science fiction” kavramına dilimizde bir karşılık arayışı devam ediyordu o yıllarda. Hâlâ da mesele tam olarak çözülmüş değil. Zira Türk Dil Kurumu’nun tercihi “bilim kurgu” olsa da hâlâ bilimkurgu şeklinde yazmayı tercih edenler azımsanmayacak kadar çok.

Uzun ve ‘yeni bir dünya’ düzenine alışmaya çabaladığımız bir yılı geride bırakmak üzereyiz. Eskiden, çok da eski değil, geçen yıl aralık ayında yeni yıla umutla girmiştik oysaki… Tüm hayatımız değişti. Pandemi nedeniyle yeni alışkanlıklar edindik hepimiz. Evden çıkarken cüzdan, anahtar ve telefon kontrolü yaparken ilk sıraya maskeyi ekledik bu yıl.

Edebiyatın hemen her dalında eser vermek, sanırım 19’uncu de Lorme “Aşk Çelengi” demekmiş. yüzyıl şairlerinin bir özelliğidir. Onlar şiir yazar, hikâyeye bulaşır, romanla uğraşır, deneme ve piyesleriyle de anılırlar. Mesela Türk edebiyatında Namık Kemal de öyledir. Abdülhak Hamit Tarhan, Ahmed Midhat Efendi… Örnekler çoğaltılabilir. Victor Hugo da aynı kuşaktandır.

Kulis

Mİm Kemâl Öke: ''Engelin Hakikati ‘İçimiz’dekidir. Nefsimiz!''

ŞahaneBirKitap

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Editörden

“Ev ki ayrıntıdır. Susmalar, küçük sevinçler, küçük acılar, küçük konuşmalar, küçük yalnızlıklar...Hepsi hepsi.” Tüm dünyayı eve sığdırmaya çalıştığımız şu günlerde İlhan Berk’in evle ilgili metnine bile küçük şeyleri konu etmesi o kadar güzel ki. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem ama bana göre de evle ilgili olan her şey “küçük”tür.