Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Makalat nasıl çoksatar oldu?



Toplam oy: 1169
Şems-i Tebrizî
Ataç Yayınları

Mevlana sırf bizim için değil tüm dünya için ilgi odağı olan bir düşünür, din adamı. Mesnevi, Rubailer gibi eserleri her zaman okunuyor, dünya dillerine çeviriliyor, ABD gibi ülkelerde çok satanlar listelerine giriyor. Arka arkaya yayınlanan iki roman Mevlana’yı yeniden gündeme getirmekle kalmadı onun hayat hikayesine, özellikle Şems-i Tebrizi ile ilişkisinin boyutlarını da ilgi odağı haline getirdi.

Bab-ı Esrar

Ahmet Ümit, Kasım 2008’de yayınlanan romanı Bab-ı Esrar’da Şems-i Tebrizi’nin ölümünün bir cinayet olduğu tezinden yola çıkarak “yedi yüz yıldır çözülemeyen sır”rı aydınlatmaya, Şems-i Tebrizi’nin nasıl öldürüldüğünü sorgulamaya, belki de romancı bakışıyla cinayeti aydınlatmaya çalışıyordu. Tabii bu sorgulama aynı zamanda Şems-i Tebrizi ile Mevlânâ’nın ilişkilerinin de sorgulanması olacaktı. Kitabın tanıtımında “Fantastik öğeleri kullanarak çok katmanlı bir dil yaratan Ahmet Ümit bu yapıtında Mevlevilik temelinde din ve inanç üzerine ilginç sorular soruyor. Din ile aşk arasında, inanç ile sevda arasındaki ilişkiyi bambaşka bir açıdan gözlerimizin önüne seriyor” deniyordu. Bab-ı Esrar, kısa sürede çok okunanlar listelerine girdi. Okundu, getirdiği tezler tartışıldı, ta ki aynı konuda yeni bir roman yayınlanana kadar.

Aşk

Elif Şafak’ın Türkçeye “Aşk” adıyla çevrilen “The Forty Rules of Love: A Novel of Rumi” adlı romanının 14 Şubat Sevgililer Günü’nde başlatılan Türkiye’deki tanıtımında “Ella Rubinntain (40) Amerikalı bir ev kadınıdır. Tipik burjuva değerlerinin hâkim olduğu oldukça varlıklı bir ailesi, düzenli ve görünüşte “sorunsuz” bir evliliği vardır. Üç çocuğunu da büyüttükten sonra bir yayınevinde editör-asistanı olarak iş bulur; görevi A. Z. Zahara adlı tanınmamış bir yazarın tasavvuf felsefesini konu alan tarihi romanını değerlendirmektir. Ancak hayatının kritik bir döneminde eline aldığı bu kitap, hiç beklemediği bir şekilde Ella’yı derinden sarsacak, dünyevi aşkı keşfetmek adına zorlu ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmasına neden olacaktır”  dense de bu romanda da esas anlatılan ve ilgi çeken Şems-i Tebrizi ile Mevlânâ’nın ilişkileriydi. Bugünlerde yayınlanan ilanlarda satışının 450 bine ulaştığı bildirilen kitabın bu denli ilgiye mazhar olması Amerikalı ev kadınının aşkı keşfetmesi nedeniyle değil tabii ki Mevlana’nın konu edinilmesidir.

Şems-i Tebrizi’nin hikayesi

Şems-i Tebrizi, Tebriz'de 1185 yılında dünyaya gelmiş. Asıl ismi Muhammed ama "Şemseddin" yani dinin güneşi lâkabıyla anılmıştır. Manevi ilimler öğreniminde gösterdiği yetenekle dikkat çeken Şems, genç yaşlarında Tebrizli Ebubekir Sellaf'a mürid olmuş. Daha sonra da o dönemlerde adet olduğu gibi, ününü duyduğu bütün meşhur şeyhlerden feyz almak amacıyla diyar diyar dolaşmış. Bu gezginliğinden dolayı kendisine bazı kaynaklara göre “Şemseddin Perende” (uçan Şemseddin), bazılarına göreyse “Uçan Güneş” denilmiş. İlahiyat çalışmalarında şeyhlik mertebesine ulaşacak bilgiye sahip olunca da ona Kâmil-i Tebrizi adını vermişler. Mevlânâ ile tanışıp dostluk kurması da bilginin peşinde diyar diyar gezerken olmuş. Mevlânâ, bu büyük alimin görüşlerinden etkilenmiş, onun müridi olmuş. Şems-i Tebrizi, Konya’da 3,5 yıl kalmış.

Şems-i Tebrizi Konya’dan ayrılıp Şam'a gidince, Mevlana Celaleddin onun yokluğuna dayanamamış. Bir süre sonra Şems, Celaleddin'in oğlu Sultan Veled'in çağrısı üzere Konya'ya geri gelmiş. Şems Hicri 645 Miladi 1247 tarihinde Mevlana'nın Şems’le ilişkisini hazmedemeyenler tarafından öldürülmüş ya da geldiği gibi, kimseye haber vermeden Konya'yı terk etmiş. Ama o tarihten sonra kendisini gören olmamış. Mezarının yeride kimine göre Konya, kimine göre Niğde, Tebriz ya da İran’ın Hoy kenti.

Makalat en çok satanlarda

İlginç olan aşk diye de adlandırılabilecek bu ilahi ilişkide bilinmeyen, karanlıkta kalan tarafın merak edilmesi. Ahmet Ümit ve Elif Şafak’ın romanlarını okuyan yüzbinlerce okurdan bir kısmı romanlarda anlatılanlarla yetinmemiş Şems-i Tebrizi’yi merak etmiş. Kimliğini sorgulamış, kültürüyle Mevlânâ’yı bu denli etkileyen bir düşünürün neler yazdığını okumak bilmek istemiş. Sonuç sevindirici, Şems’in izini süren okurlar Şems-i Tebrizi’nin eseri Makalat’ı (Konuşmalar)  en çok satanlar listelerine sokmuş. İdefiks’in edebiyat dışı listesinde üçüncü, Radikal Kitap’ın Edebiyat Dışı başlıklı listesinde Makalat 4. sırada. Sabah’ın genel listesinde de dokuzuncu sırada. 

Şems-i Tebrizi’nin eseri Makalat’ın (Konuşmalar) tanıtımı şöyle; “Makalat kitabı, Şems-i Tebrizi'nin bazı meclislerindeki sohbetleri sırasında, Mevlana ile konuşurken aralarında geçen bahislerin, müritler ve inkarcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevapların derlenmesiyle oluşmuştur. Eser aynı zamanda bize Mevlana'nın özel yaşantısını, onun hayat hikayesini kapsayan bir çok gizli hataları da gün ışığına çıkarmaktadır.” Bu tanıtım Bab-ı Esrar ve Aşk okuyucularının neden bu kitabın peşine düştüğünü anlatıyor. Meraklı okurlar romanlarda anlatılmayanları da öğrenmek istiyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Modern sanat telakkisinin adeta “dinselleştiği” ve bunun da en önemli etkisini mimarlık alanında gösterdiği bir bağlamda yaşadı Turgut Cansever. Türkiye ekseninde bir yanda pozitivist bir dünya görüşünün diğer yanda da seküler mistik ve “yaratıcı insan” düşüncesinin egemen olduğu, “bilim”in dogmatikleştiği bir dönem.

Hayat parantezi 1916’da İstanbul’un Fatih semtinde, Atik Ali Paşa’da açıldı Behçet Necatigil’in. Sonra parantezin içerisine bir başka şehir girdi: Kastamonu. Zeki Ömer Defne’nin zilleri çalarken derslere bir bir girenler arasında o hassas ortaokul öğrencisi de vardı. Evlerden, kırlardan, denizlerden duyulan bu ses zil değil şiirin tınısıydı.

“Sanatçı, gözün göremediğini görendir.”

 

Çağdaş Amerikan edebiyatının en parlak yazarlarından Michael Chabon’un bir söyleşisini hatırlıyorum. Yaratıcı yazma atölyelerinin desteklenmesi gerektiğini söylüyordu: “Tamam, kimse kimseye dâhi olmayı öğretemez kuşkusuz ama yazarken hata yapmamak, yazmak denen şeye ‘okur’ gibi değil de ‘yazar’ gibi bakmak pekâlâ öğrenilebilir.

Nehir söyleşi, ara bir tür. Ne biyografi ne de otobiyografi. Otobiyografi değil çünkü hayatınızı nasıl anlatacağınızı söyleşiyi yapan kişinin soruları belirliyor. O çerçeveyi siz çizemiyorsunuz ve birkaç soruyla hiç istemediğiniz günlere veya olaylara geri dönmeniz mümkün.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.