Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Mimarlık ve mimarlığın ütopyaları



Toplam oy: 86
Peter Stamm // Çev. Regaip Minareci
Nebula
Yedi Yıl, iyi düşünülmüş, iyi kurulmuş bir kitap. Michael Haneke filmlerinde sık sık gördüğümüz, Orta Avrupa’nın iyi eğitimli, kozmopolit, müreffeh ailelerinin görünüşteki mükemmelliklerinin altında yatan gerilimleri işliyor.

1963 doğumlu İsviçreli yazar Peter Stamm, çağdaş Almanca edebiyatın başarılı isimlerinden. Romanları, tiyatro eserleri, radyo oyunları ile tanınıyor, pek çok ödülü var. Muhasebecilik ile başlayan hayatının yönünü –bir süre psikiyatri çalıştıktan sonra– edebiyata ve gazeteciliğe çevirmiş; edebiyatıyla günümüz meselelerini, insan ruhunun bugünlerde yaşadıklarını anlatmaya çalışıyor. Dilde süsü azaltmaya dayalı, güçlü bir anlatımı var: Metni kısa cümlelerle, doğrudan konuşmalarla kurarak olan bitenin tümünü, ilişkilerin arka planını okurun zihninde canlandırmasını sağlıyor. İthaki Yayınları’ndan çıkan Böylesi Bir Günde ve Uçuyoruz’dan sonra, Türkçedeki üçüncü kitabı Yedi Yıl, yakın bir zaman önce Nebula tarafından yayımlandı.


Yedi Yıl, iyi düşünülmüş, iyi kurulmuş bir kitap. Michael Haneke filmlerinde sık sık gördüğümüz, Orta Avrupa’nın iyi eğitimli, kozmopolit, müreffeh ailelerinin görünüşteki mükemmelliklerinin altında yatan gerilimleri işliyor: Çok güzel bir kadın, çok yakışıklı bir adam, ikisi de mimarlık öğrencisi, görmüş geçirmiş bir dostlarının da hafifçe itelemesiyle birbirlerini bulup evleniyorlar, başarılı bir mimarlık bürosu kuruyorlar, işleri yolunda gidiyor. En azından en başında. Tüm yıllar boyunca, beğenmedikleri, burun kıvırdıkları ne varsa sembolize eden bir güç –göçmen, zevksiz, fakir, sofu– hayatlarına eşlik ederek hayatlarını belirliyor.

 

 

Kitap boyunca bir tema olarak süren mimarlık ve mimarlığın ütopyaları, kitabın önemli metaforlarından biri: Hayat, Le Corbusier’nin içinde yaşamak için makine mantığıyla tasarlanmış evlerinin mükemmelliğiyle işbirliği yapmıyor bir türlü. Le Corbusier’nin şiarlarına bağlı kalarak kurulan hayat, beklenen sonuçları vermiyor. Oyunu kurallarına göre oynadıklarını, kazandıklarını sananlar bir anda halının altlarından çekiliverdiğini görüyorlar. Kitap, Berlin duvarının yıkılışı ve Doğu Almanya’daki inşaat hamlesinin iyimserliği ile başlayıp 2008 krizlerine ulaşırken, bir yandan da Eski Ahit’teki Yusuf hikayesinin 7 yıllık bolluk ve 7 yıllık kıtlığını yankılıyor.

Stamm çok iyi tanıdığı, belli ki içinde yaşadığı Avrupa refahının insanları mutlu edemediğini, insanların bu ideallere uymaya çabalarken tökezlediğini, oysa burun kıvırılan, eskide kalan o hayatların daha sağlam olabileceğini söylemek istiyor sanki kitabıyla. Tevrat’ın arzu edilmeyen kadını Lea’nın eşdeğeri olan Iwona (bu karakterde bir Gombrowicz karakterinin yansıması da var), Hıristiyanlık doktrininin kişileşmiş hali gibi: Her türlü aşağılanmaya katlanıyor, hiçbirşey beklemiyor, herşeye sabrediyor, yalnızca inancı var; uzun yılların sonunda ödüllendiriliyor da. Oysa, Stamm’ın da psikiyatri pratiği esnasında mutlaka karşılaşmış olduğu gibi, gerçek hayat çok daha acımasız olabiliyor, hayatın silleleri insanların inancına, sabırlarına karşı tümden kayıtsız olabiliyor: Iwona’nın kararlılığı ve inancına karşı, Voltaire’in eşit derecede inançlı Candide’inin başına gelenleri de hatırlatacak bir şüpheciye ihtiyaç duyuyor olabilir kitap.

Kitabı, Almancadan 60’tan fazla çevirisi olan, kendisi de kitabın açılışındaki Münih’in öğrenci hayatını yaşamış Regaip Minareci büyük bir ustalıkla, özenle, dilin katmanlarına, renklerine dikkat ederek çevirmiş. Minareci’nin çevirisi genç çevirmenlere örnek olacak nitelikler taşıyor. Bu ilginç, derinlikli, güçlü yazarı Türkçeye getirdikleri ve bize tanıttıkları için Minareci’ye özenli, zevkli edisyonları için Nebula’ya teşekkür borçluyuz.

 

 

Görsel: Gabriel Garcia Marengo (Unsplash)

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

1970’lerde Tutunamayanlar yayımlandığında edebiyat kamuoyunda derin bir sessizlikle karşılanmıştı. Bunun nedenleri epeyce tartışıldı ancak şurasını hatırlatmakta fayda var: Kalbi bu dünya için fazla hassas olanların sayıca artıp toplumda daha görünür olduğu dönemler ile Oğuz Atay’ın kitabının tanınıp bilinirliği arasında doğrudan bir ilişki var.

Silvan Alpoğuz: Postmodern ve politik

 

Bolaño, Şili’nin başkenti Santiago’da dünyaya gelmiş. Çocukluk yılları çeşitli kentler, birbirine karışmış kültürlerin içinde geçmiş. Gençlik yıllarının başında Meksika’ya göçmesi onun edebiyat serüveni için bir kırılma noktası olmuş. Meksika’daki entelektüel ortamlarda Latin Amerika Edebiyatı’nı sulayan birçok yerli akımı araştırma imkânı bulurken, şiir eskizlerine bu yıllarında başlamış.

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Nobel en prestijli ödüllerden biri olarak biliniyor. Özellikle “Edebiyat” ödülleri her zaman yeni tartışmalara gebe. Nobel’i alan yazarlar kadar, aday gösterilip alamayan yazarlar da bu tartışmanın konusu. Hakkında bir borsa bile var biliyorsunuz.