Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Mükemmel anne tipi



Toplam oy: 17
Aimee Molloy // Çev. Begüm Kovulmaz
Hep Kitap
Mükemmel Anne, etrafı ona bıkkınlık veren “tiplerle” çevrilmiş annelere yeni bir şey sunmuyor.

Çok satma kaygısı taşıyan romanların bazı ortak özellikleri var; bunlardan ilki, en basmakalıp haliyle söylersek, okurunun keyifli zaman geçirmesine imkan tanıması. Keyif öznel bir kavram olduğundan, burada biraz duralım. Edebiyat seven okurun kendisini şaşırtan, duygu ve düşünce kalıplarını sınayan, hatta sarsan, ona hayatın karmaşıklığını ve insanlar hakkında kesin yargılara varmanın imkansızlığını hatırlatan romanlardan keyif aldığını rahatlıkla söyleyebileceğimiz gibi, bu türden zorlayıcı bir zevke sahip okurun sayıca azlığını da hemen itiraf edebiliriz. Dolayısıyla çok satma kaygısı taşıyan romanların böylesi bir keyfe nadiren olanak tanıyacağı ve geniş kitleleri buluşturacak, başka bir yolda yürüyeceği açık. Başa dönersek, diyebiliriz ki, çok satma kaygısı taşıyan romanlar, okurun hayat ve insanlar hakkındaki yargılarını sınamak, ona insanın yüzeysellik eğilimini hatırlatmak yerine, onu olay örgüsünün heyecanına çekerek zihnini okurun kendi hayatından bir süre ve çok değil, yalnızca bir miktar uzaklaştırır. (Çünkü okuru fazla uzaklaştırırsa bu defa onu farklı dinamikler üzerinde dönen bu yabancı dünyaya alışma zahmetiyle yorabilir.) Bu ölçülü uzaklık okuru dinlendirirken, heyecanlı olay örgüsü onu romanın sonunu tahmin edebileceği ve -eğer başarılı bir kurgu söz konusuysa- onu şaşırtacak bir oyuna çeker. Bu da bizi başka bir soruya götürüyor: Okur kendisini olay örgüsünün heyecanına nasıl olur da bırakır?


Bana sorarsanız, işin püf noktası, romanın okurun dikkatini dağıtacak diğer unsurlardan temizlenmesi. Kitap karakterlere değil tiplere yer veriyorsa, söz gelimi doktorlar doktorların, taksi şoförleri taksi şoförlerinin tipik özelliklerini taşıyor, bu insanlar biricik olamıyorsa, okur durup biraz düşünmek yerine kendisini olay örgüsüne bırakabilir. Yani çok satan romanların kişileri, okurun yargılarını paylaşır. Eğer yayımlandığı hafta New York Times çok satanlar listesine giren Mükemmel Anne adlı romandaki gibi, karşımıza çeşitli “tiplerde” anne çıkıyorsa mesela, bu daha geniş bir yelpazede anne “modelinin” ana akım haline gelmesindendir; romanın dile getirilememiş ya da bastırılmış olanı ortaya koyma, her annenin biricikliğini vurgulama iddiasından değil…

 

 

“Öncelikle, Francie. Grubumuza bir maskot seçecek olsak, tüylü bir kostüm giyip tezahürat yapacağından emin olarak onu seçerdik. Herkes onu sevsin isteyen Francie hata yapmamak için çok çalışırdı, umut doluydu ve karbonhidratlı yiyeceklere düşkündü. Sonra Colette vardı. Bütün kadınların gözdesi olan Colette güvenilir bir arkadaştı. Şampuan reklamlarına layık kestane saçlarıyla hiçbir konuda zorlanmayan Colorado’lu Colette, evde ilaçsız doğum yapmıştı - üzerine pudraşeker serpilmiş, kusursuz kadındı. Son olarak da Nell: İngiliz, havalı, kitaplardan ve uzman tavsiyelerinden uzak duran biri. İçgüdülerinize güvenin diyen. Ay teşekkür ederim, almayayım’cı.”


Edebiyata düşkün okuru bu romana çekebilecek olan ise, aynı ayda doğum yapan annelerden oluşmuş bir grubun, bebeklerden birinin ortadan kaybolmasıyla medyanın ilgi odağı haline gelmesini içeren olay örgüsü değil şüphesiz; bu örgüdeki sürprizin yaslandığı ve her okurda bulunan bir refleksi fark etme imkanı… Üçüncü tekil anlatıcının bakış açısıyla yazılmış bir bölümde ele alınan karakterlerden birinin diğerlerinden daha fazla öne çıktığını düşünün. Birinci tekil kişi ağzıyla yazılmış sıradaki bölümün anlatıcısı, önceki bölümde öne çıkmış bu karakter olmak zorunda mıdır? Refleksif biçimde öyle olduğunu varsayıyoruz oysa. Birbirini takip eden olaylar arasında bir nedensellik ilişkisi bulunduğunu varsaydığımız gibi tıpkı.


Mükemmel Anne, türünün amacına ulaşmış, yani çok satmış, “başarılı” örneklerinden biri; deniz kenarında tatil yaparken biraz tembellik etmek isteyen edebiyat severlerin ilgisini de çekebilir belki. Fakat altını çizmek gerekir ki, bu roman etrafı ona bıkkınlık veren “tiplerle” çevrilmiş annelere yeni bir şey sunmuyor.

 

 

 


 

 

Görsel: Matt Hoffman (Unsplash)

 

 


 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Gökçe isimli bir kadın düşünün; bugün 34 yaşında olsun.

Ludwig Wittgenstein, “Ölüm, yaşam olaylarından biri değildir, ölüm yaşanmaz,” diyerek “hayati” bir teşhis koymuştu. Oysa insanlar ilk günden beri ölümü tartıştı; hala devam ediyorlar... Mevcut tartışmaya cinayetler ve onların sorumlularını aramak da dahil. Kısacası, bir yaşam olayı değil ama yaşamın ayrılmaz bir parçası, daha doğrusu gerçeği haline geldi ölüm.

Adını, polisiye edebiyatın başyapıtları arasında geçen Postacı Kapıyı İki Kere Çalar romanı ile duyuran James M. Cain, Mildred Pierce romanında ise bambaşka bir kimlikle çıkıyor karşımıza. Mildred Pierce, Amerika’yı sarsan ekonomik kriz yıllarında bir kadının hayata tutunma mücadelesini anlatan bir roman.

Salâh Birsel Türkçenin en ilginç, en özgün üslupçularından biri. Birkaç cümlesini okuyunca bile, “işte Salâh Birsel,” diye tanıyabileceğimiz bir sesi var.

İstanbul tarihçiler, edebiyatçılar, gezginler için bulunmaz bir kaynak. Hakkında yazılanlar, söylenenler ve hatta uydurulanlarla birçok esere ilham veren bir kent. Gerçi sadece “kent” kavramı İstanbul'u karşılamaya yetmiyor; şehir, kent, mekan, medeniyet vb birçok kelime İstanbul söz konusu olduğunda aklımıza gelenlerden.

Söyleşi

Kutlukhan Kutlu ile söyleşi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.