Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Okuma/anlama/anlatma/gösterme ve izlemenin bir aradalığı



Toplam oy: 242
Cem İleri
Norgunk Yayıncılık
E Evi, her okunduğunda kendini yeniden yazacak/yaratacak bir kitap.

Bir metin/heykel/resim/sinema filmi/tiyatro oyunu üzerine düşünmek, bu düşünmeyi bir metne dönüştürmek nasıl bir süreci göz önüne almak demek? Bu süreci yazıya dökerken, dökme hali için kelimeler her zaman yeterli olur mu? Bunu bir başka şekilde anlatmak mümkün mü? Cem İleri'nin E Evi'ni okurken bu sorular kafamın bir köşesinde hep dönüp durdu. Nitekim kitabın ilk paragrafı ve aynı zamanda yayıncı tarafından hazırlanan arka kapak yazısı da Lorem Ipsum'dan bir alıntı! "Lorem Ipsum yazının yerini alan sahte yazı, yalnızca belirli bir işlevi görmesi için kullanılan sözcükler, anlamı bir kenarda bırakmış, yerine gelmesi gereken metnin yerine bir süreliğine geçmiş kullanmalık imge, mükemmel bir boşluk, yararsız yazı, boş sayfa, kör metin."

E Evi'nin yazarı Cem İleri, Ayşe ve Bülent Erkmen'in yapıtları/işleri/eserleri üzerinde odaklanırken biz okurları da zihninin kıvrımları arasında dolaştırıyor. Onur Erkmen(ler)'in işleri/yapıtları/eserleri üzerinde neler düşündüğünü, neler okuduğunu, bunların onda uyandırdığı çağrışımları bizler okur olarak tek tek, fakat yazarının zihninde nasıl canlandığını da görerek okuyoruz. Bu açıdan bakıldığında Cem İleri'nin görsel sanatları yazıyla bir anlama/aktarma/açma/açıklama girişiminin nasıl yazı/metin ve görme/görsellik arasındaki ilişkiye dönüştüğünü izlemek de mümkün. İzlemek diyorum, çünkü tüm kitap boyunca yazar kimi zaman anlatıcı/aktarıcı kimi zaman okur/izleyici olarak farklı rollerde karşımıza çıkıyor. Erkmen'in farklı dönemlerindeki farklı iş/eser/yapıtlarını anlatırken, Erkmen'i de anlatının parçası yapıyor.

Biçim/anlam/anlatı arasındaki ilişkilerin Erkmen'in eserlerindeki önemi ve bunların bileşenleriyle/dönüşenleriyle arasında kimi zaman eşzamanlı kimi zaman ardışık kimi zaman da geriye dönüşlü bir şekilde kurduğu bağıntı/bağlılık/bağdaşıklık ilişkilerinin nasıl bir uzam/evren oluşturduğu da E Evi'nin temel meselelerinden biri. Problem değil, mesele. Çünkü mesel'i de çağrıştıran mesele kelimesi hem mesel'in benzer/örnek/misal anlamlarını, üstü kapalı olarak söylenen ibretlik sözü, kıssayı ve atasözünü hem de mesele olduğunda sorun/bilmece anlamlarını bir arada taşıyor. Cem İleri, Erkmen'in iş/eser/sanatını bir mesele gibi ele alarak onun farklı yönleri arasındaki ilişkileri sadece benzerlikler üzerinden değil, bileşenler ve bağıntılar olarak incelediği için bu sanatın gözümüzün önünde nasıl bir bellek kazandığını da biz okurlara/izleyicilere aktarıyor. Fakat burada onun kullandığı yöntemin, ele aldığı işi bir mesel/e olarak okuması olduğunu düşünüyorum. Bu da metni bir "enerji" haline getiriyor. Nitekim Cem İleri'nin geçtiğimiz 15 Mayıs’ta gerçekleştirdiği "Remix Konuşma Dizisi: Bazı Kitaplarımı Nasıl Yazmadım?" başlıklı konuşmasını dinlediğimde ve sonrasında Bülent Erkmen ile E Evi hakkındaki ayak üstü konuşmamızda metnin bir "enerji"si olduğu konusunda hemfikir olmamız da, "enerji"den kastımızın Erkmen'e mesel/e gibi yaklaşmakta olduğunu görüyorum. Olağan ile olağanüstü'nün, yazı ile söz'ün, yazı ile göz'ün karşılaşmalarının bir araya gelişinin yazar tarafından biz okurları nasıl okura/izleyiciye dönüştürdüğünün sırrı da burada sanırım.

 

Metni bir mesel/e şeklinde kurmak, yapmak da yazanın yazdığı hakkında neler düşündüğünü, düşünme aşamalarının her evresini, sonradan oradan sonuçlara nasıl açıldığını, bağlam/bağlantıları nasıl yakaladığını yavaş yavaş açarak mümkün. Bu, yazarı da o işleri bir araya getiren, yoğuran, inşa eden bir başka role büründürüyor. Yine tam da bu noktada, Cem İleri'nin Akbank Sanat'ta "Remix" kavramı üzerinde yaptığı konuşmasının ardından Bülent Erkmen'in, İleri'ye E Evi'ne dair yazdığı metnin ne anlattığına dair doğrudan bir konuşma yapmaması, okuru metniyle baş başa bırakması konusundaki önerisini hatırlıyorum. 18 parçadan meydan gelen E Evi, aslında her bir parçanın farklı, ayrı ve başka düzenlerle okunmasını da mümkün kılan bir yapıya sahip. Bu yönüyle her okurun kendi tecrübesi ve onu nasıl bir sıralamaya tabi tuttuğu da metni anlamlandırma/anlama konusunda bir başka tecrübenin ortaya çıkmasını sağlıyor.

E Evi, her okunduğunda kendini yeniden yazacak/yaratacak bir kitap.

 

 

 

 


 

 

 

Görsel: Akif Kaynar

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım.

Suçlar ne denli çeşitliyse, suç edebiyatındaki polis imgesi de o denli çeşitlidir. Yakışıklı, karizmatik, zeki, iyi, kötü, babacan, sert… Alman yazar Volker Kutscher, kitabı Islak Balık’ta adeta ihtimaller dahilindeki polis tiplerini harmanlayarak oluşturduğu son derece ortalama bir karakterin, gayet sürükleyici hikayesini anlatıyor okuyucuya; dedektif Gereon Rath.

 

Kelimeler içinde deneyimlerin, fikirlerin ve düşlerin aktığı bir nehir yatağı benim için. Dünyayla bağımı bu nehrin uzayıp dört bir yana yayılan kolları aracılığıyla kuruyorum. Kelimelerin harflerden değil de anılardan oluştuğunu düşünürüm sık sık. Bellek sayısı kadar mana içeriyorlar bana kalırsa. Bu manaları keşfetmenin yolu da daha çok hikâye dinlemekten, okumaktan geçiyor.

Şiirde, mimaride, edebiyatta, hatta musikide sanatın en yüksek örnekleriyle bütünleşen dini tecrübe, sanki sinema sanatı söz konusu olduğunda o cömert ilhamlarını esirgemiş gibidir.

Bir şiirin içinde tarihler geçiyorsa, şiirle tarih arasında kurulması elzem bağları hatırlarım ilk elde. Tarihsiz şiir de, şiirsiz tarih de muhaldir. Bilincimizin dehlizlerinde iki fiyakalı dedektif gibi dolaşır her ikisi de. Birini diğerinden ayırmak ne derece mümkün? Türkçenin tarihi şiirimizin de tarihi değil midir bir bakıma? Bu bağı nerede aramalı?

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.