Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Okuma/anlama/anlatma/gösterme ve izlemenin bir aradalığı



Toplam oy: 254
Cem İleri
Norgunk Yayıncılık
E Evi, her okunduğunda kendini yeniden yazacak/yaratacak bir kitap.

Bir metin/heykel/resim/sinema filmi/tiyatro oyunu üzerine düşünmek, bu düşünmeyi bir metne dönüştürmek nasıl bir süreci göz önüne almak demek? Bu süreci yazıya dökerken, dökme hali için kelimeler her zaman yeterli olur mu? Bunu bir başka şekilde anlatmak mümkün mü? Cem İleri'nin E Evi'ni okurken bu sorular kafamın bir köşesinde hep dönüp durdu. Nitekim kitabın ilk paragrafı ve aynı zamanda yayıncı tarafından hazırlanan arka kapak yazısı da Lorem Ipsum'dan bir alıntı! "Lorem Ipsum yazının yerini alan sahte yazı, yalnızca belirli bir işlevi görmesi için kullanılan sözcükler, anlamı bir kenarda bırakmış, yerine gelmesi gereken metnin yerine bir süreliğine geçmiş kullanmalık imge, mükemmel bir boşluk, yararsız yazı, boş sayfa, kör metin."

E Evi'nin yazarı Cem İleri, Ayşe ve Bülent Erkmen'in yapıtları/işleri/eserleri üzerinde odaklanırken biz okurları da zihninin kıvrımları arasında dolaştırıyor. Onur Erkmen(ler)'in işleri/yapıtları/eserleri üzerinde neler düşündüğünü, neler okuduğunu, bunların onda uyandırdığı çağrışımları bizler okur olarak tek tek, fakat yazarının zihninde nasıl canlandığını da görerek okuyoruz. Bu açıdan bakıldığında Cem İleri'nin görsel sanatları yazıyla bir anlama/aktarma/açma/açıklama girişiminin nasıl yazı/metin ve görme/görsellik arasındaki ilişkiye dönüştüğünü izlemek de mümkün. İzlemek diyorum, çünkü tüm kitap boyunca yazar kimi zaman anlatıcı/aktarıcı kimi zaman okur/izleyici olarak farklı rollerde karşımıza çıkıyor. Erkmen'in farklı dönemlerindeki farklı iş/eser/yapıtlarını anlatırken, Erkmen'i de anlatının parçası yapıyor.

Biçim/anlam/anlatı arasındaki ilişkilerin Erkmen'in eserlerindeki önemi ve bunların bileşenleriyle/dönüşenleriyle arasında kimi zaman eşzamanlı kimi zaman ardışık kimi zaman da geriye dönüşlü bir şekilde kurduğu bağıntı/bağlılık/bağdaşıklık ilişkilerinin nasıl bir uzam/evren oluşturduğu da E Evi'nin temel meselelerinden biri. Problem değil, mesele. Çünkü mesel'i de çağrıştıran mesele kelimesi hem mesel'in benzer/örnek/misal anlamlarını, üstü kapalı olarak söylenen ibretlik sözü, kıssayı ve atasözünü hem de mesele olduğunda sorun/bilmece anlamlarını bir arada taşıyor. Cem İleri, Erkmen'in iş/eser/sanatını bir mesele gibi ele alarak onun farklı yönleri arasındaki ilişkileri sadece benzerlikler üzerinden değil, bileşenler ve bağıntılar olarak incelediği için bu sanatın gözümüzün önünde nasıl bir bellek kazandığını da biz okurlara/izleyicilere aktarıyor. Fakat burada onun kullandığı yöntemin, ele aldığı işi bir mesel/e olarak okuması olduğunu düşünüyorum. Bu da metni bir "enerji" haline getiriyor. Nitekim Cem İleri'nin geçtiğimiz 15 Mayıs’ta gerçekleştirdiği "Remix Konuşma Dizisi: Bazı Kitaplarımı Nasıl Yazmadım?" başlıklı konuşmasını dinlediğimde ve sonrasında Bülent Erkmen ile E Evi hakkındaki ayak üstü konuşmamızda metnin bir "enerji"si olduğu konusunda hemfikir olmamız da, "enerji"den kastımızın Erkmen'e mesel/e gibi yaklaşmakta olduğunu görüyorum. Olağan ile olağanüstü'nün, yazı ile söz'ün, yazı ile göz'ün karşılaşmalarının bir araya gelişinin yazar tarafından biz okurları nasıl okura/izleyiciye dönüştürdüğünün sırrı da burada sanırım.

 

Metni bir mesel/e şeklinde kurmak, yapmak da yazanın yazdığı hakkında neler düşündüğünü, düşünme aşamalarının her evresini, sonradan oradan sonuçlara nasıl açıldığını, bağlam/bağlantıları nasıl yakaladığını yavaş yavaş açarak mümkün. Bu, yazarı da o işleri bir araya getiren, yoğuran, inşa eden bir başka role büründürüyor. Yine tam da bu noktada, Cem İleri'nin Akbank Sanat'ta "Remix" kavramı üzerinde yaptığı konuşmasının ardından Bülent Erkmen'in, İleri'ye E Evi'ne dair yazdığı metnin ne anlattığına dair doğrudan bir konuşma yapmaması, okuru metniyle baş başa bırakması konusundaki önerisini hatırlıyorum. 18 parçadan meydan gelen E Evi, aslında her bir parçanın farklı, ayrı ve başka düzenlerle okunmasını da mümkün kılan bir yapıya sahip. Bu yönüyle her okurun kendi tecrübesi ve onu nasıl bir sıralamaya tabi tuttuğu da metni anlamlandırma/anlama konusunda bir başka tecrübenin ortaya çıkmasını sağlıyor.

E Evi, her okunduğunda kendini yeniden yazacak/yaratacak bir kitap.

 

 

 

 


 

 

 

Görsel: Akif Kaynar

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Takvimler 1990’lı yılları gösterirken “bilimkurgu mu yoksa kurgubilim mi” diye özetleyebileceğimiz bir tartışma vardı. İngilizce “Science fiction” kavramına dilimizde bir karşılık arayışı devam ediyordu o yıllarda. Hâlâ da mesele tam olarak çözülmüş değil. Zira Türk Dil Kurumu’nun tercihi “bilim kurgu” olsa da hâlâ bilimkurgu şeklinde yazmayı tercih edenler azımsanmayacak kadar çok.

Uzun ve ‘yeni bir dünya’ düzenine alışmaya çabaladığımız bir yılı geride bırakmak üzereyiz. Eskiden, çok da eski değil, geçen yıl aralık ayında yeni yıla umutla girmiştik oysaki… Tüm hayatımız değişti. Pandemi nedeniyle yeni alışkanlıklar edindik hepimiz. Evden çıkarken cüzdan, anahtar ve telefon kontrolü yaparken ilk sıraya maskeyi ekledik bu yıl.

Edebiyatın hemen her dalında eser vermek, sanırım 19’uncu de Lorme “Aşk Çelengi” demekmiş. yüzyıl şairlerinin bir özelliğidir. Onlar şiir yazar, hikâyeye bulaşır, romanla uğraşır, deneme ve piyesleriyle de anılırlar. Mesela Türk edebiyatında Namık Kemal de öyledir. Abdülhak Hamit Tarhan, Ahmed Midhat Efendi… Örnekler çoğaltılabilir. Victor Hugo da aynı kuşaktandır.

Edebiyat ve sanat tarihi, zamanın ya da kitlelerin efsaneleştirdiği ancak kendilerine atfedilen değerin ne kadarına layık oldukları şüpheli sayısız isimle doludur. Bir eseri sevmek çoğu zaman onu ortaya koyanın kusurlarını görmezden gelmemiz için yeterlidir. Ne yazık ki gerçeklerle doğrularımızın tartıldığı terazide, gerçekler daima ağır basar.

Pandemiden önce yapabildiğim endişesiz, serbest seyahatlerimden biri Tiflis’e idi. Tiflis, Sovyet mirasına yer yer sahip çıkan, yer yer de bu mirası reddeden yapısıyla ikircikli bir kent. Tarihin gördüğü en zalim liderlerden Stalin’in Gürcü olması ikircikli yapıyı pekiştiriyor.

Kulis

''Zaten Güzel Olan Muammanın Gölgesinde Gülmeyi Başarabilmek''

ŞahaneBirKitap

Bu, gecikmiş bir yazı. Zira Amerikalı genç yazar Maile Meloy’un öykü kitabı Tek İstediğim Her İkisi Birden’in Türkçede yayınlanmasının üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçti.

Editörden

Oğuz Atay’ı ilk defa okuyan bir insanın karşılaşacağı şaşkınlığı kesinlikle “dolaysızlık” olarak açıklayabilirim. Atay, diğer yazarların aksine kahramanlarının arasına girip, oradan konuşmak ister. Siz de herhangi bir Atay metnini okurken, önünüzde tabaka tabaka açılan katmanlar arasında kendinize rastlarsınız. Çünkü metinler tıka basa “yarı aydın”la doludur.