Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Ölümle yüzleşmenin şiiri



Toplam oy: 956
Joan Didion
Domingo Yayınevi
Mavi Geceler, Joan Didion'un bu zamana kadar yaptığı en içten yüzleşmenin şiiri olarak keşfedilmeyi bekliyor.

"Zaman geçiyor ama herkesin fark edeceği kadar bariz, saldırganca değil. Hatta şöyle: Zaman geçiyor ama benim için değil." (Mavi Geceler, Joan Didion)

 

ABD'nin önde gelen yazar ve entelektüellerinden biri olan, Ulusal Edebiyat ödüllü Joan Didion'un 2011 yılında yazdığı ve geçtiğimiz ay Püren Özgören çevirisiyle Domingo Yayınları tarafından okuyucuya ulaşan Mavi Geceler, Didion'un genç yaşta kaybettiği kızının ardından önce anıları, sonra kendisiyle yüzleşerek, "sersemletici bir dürüstlükle" kağıda döktüğü bir metin. 

 

Didion, Mavi Geceler'de henüz yedi aylıkken, kendisi gibi önemli bir yazar olan eşi John Gregory Dunne ile evlat edindikleri Quintana Roo zatürre sonucu ölünce, ona söylenemeyenlere, geçen, geri döndürülemeyen ve geçmekte olan zamana dair bir ağıt yakıyor. Bir yandan da, kendi deyimiyle "dürüst olmakta en çok zorlandığı konu" hakkında da bir yüzleşme girişiminde bulunuyor. Didion bu vesileyle ölümle yüzleşiyor.

 

Ölümün farkında mıyız?

 

 

Mavi Geceler'de Didion, yüzleşme çemberini "Çocuklarımızdan söz ederken, aslında tam olarak ne söylüyoruz?" sorusunun etrafında kuruyor, kurguluyor. Bir yıl içinde önce kızını sonra kocasını kaybetmiş biri olarak, ölümlülerin anne-baba olmak denen o büyük bulmacasından kendisine düşen parçaları, defaatle birleştirip, bozuyor. İşte tam da bu yüzden Mavi Geceler "Nasıl daha iyi ebeveynler oluruz?" sorusunu cevaplamayı reddedip, bu soruyu derinleştirerek "Yaşamın içinde ölümün nasıl farkında oluruz?" sorusunu sordurmaya girişiyor. Didion'un farkına varmasını sağlayan ise, yazar olan anne babasına ulaşmak için kendisi hakkında bir roman yazacak kadar yalnız bir çocuk olan, sürekli terk edilme korkusuyla yaşayan Quintana Roo'dan başkası değil. Onun ölümünün ardından, anılarını canlandırmak için ondan kalan yadigarların dünyasına kendisini bırakan Didion, bu dünyadan yalnız, ölümlü ve salt kendisi olarak çıkıyor. 

 

Kitaba adını veren "mavi geceler" ifadesi, İngilizlerin "akşam alacası", Fransızların ise "mavi zaman" olarak tanımladıkları belli bölgelerde, yaz gündönümü öncesinde ve sonrasında, alacakaranlığın uzadığı ve mavileştiği, sadece birkaç hafta süren o zaman dilimini betimliyor. Yazar, yitip giden şeylerin ardından yaktığı ağıda neden bu adı verdiğini ise kitabın sonlarına doğru şöyle anlatıyor: "Çünkü, kitaba başladığım sıralarda zihnimin dönüp dolaşıp hastalığa, vaatlerin sonuna, günlerin kısalığına, yok oluşun kaçınılmazlığına, aydınlığın ölümüne kaydığını fark ettim. " 

 

Bu cümle ile Didion, kitabı başladığı ve bitirdiği noktaların arasındaki uçurumu da okuyucuya itiraf etmiş oluyor. Bir annenin kızını yitirmesinin ardından yaşadığı acıyı anlatarak başlayan Mavi Geceler, sayfalar ilerledikçe eksen değiştirip yazarın kendi yaşamının kısalığına, yaşlılığına, zamanın ulaşılamaz biçimde hızlı akışına dair yaktığı bir ağıda dönüşüyor. 

 

 

New York Times'ın yılın en iyi kitapları seçkisinde yer alan Mavi Geceler'de, Quintana Roo önce yedi aylık bir bebek olarak çıkıyor karşımıza ve yaşamı 39 yaşında son buluyor. Bu süre zarfında dört kez yoğun bakım ünitesinde tedavi görüyor, borderline kişilik bozukluğu çocukluğundan itibaren yakasından düşmüyor ve acılarla dolu yaşamı ani gidişiyle son buluyor. Didion ise onun gidişiyle beraber, kendi ölümlülüğünün farkına varıyor. Mavi Geceler de, yazarın bu zamana kadar yaptığı en içten yüzleşmenin şiiri olarak keşfedilmeyi bekliyor.

 

"Şu an hissettiklerimin ne olduğunu biliyorum. 

Acizliğin ne olduğunu, korkunun ne olduğunu biliyorum.

Bu, kaybedilmiş olan için duyulan bir korku değil. 

Kaybedilen duvardaki yerini aldı bile. 

Kaybedilen çoktan kilitli kapıların ardında. 

Korku hâlâ kaybedilecek olan için.

Orada kaybedilecek hiçbir şey göremiyor olabilirsiniz. 

Ama işte, Quintana'nın ömrünün tek bir günü yok ki, gözümün önüne gelmesin."

 

 


 

 

* Görsel: Uğur Altun

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım.

Suçlar ne denli çeşitliyse, suç edebiyatındaki polis imgesi de o denli çeşitlidir. Yakışıklı, karizmatik, zeki, iyi, kötü, babacan, sert… Alman yazar Volker Kutscher, kitabı Islak Balık’ta adeta ihtimaller dahilindeki polis tiplerini harmanlayarak oluşturduğu son derece ortalama bir karakterin, gayet sürükleyici hikayesini anlatıyor okuyucuya; dedektif Gereon Rath.

 

Kelimeler içinde deneyimlerin, fikirlerin ve düşlerin aktığı bir nehir yatağı benim için. Dünyayla bağımı bu nehrin uzayıp dört bir yana yayılan kolları aracılığıyla kuruyorum. Kelimelerin harflerden değil de anılardan oluştuğunu düşünürüm sık sık. Bellek sayısı kadar mana içeriyorlar bana kalırsa. Bu manaları keşfetmenin yolu da daha çok hikâye dinlemekten, okumaktan geçiyor.

Şiirde, mimaride, edebiyatta, hatta musikide sanatın en yüksek örnekleriyle bütünleşen dini tecrübe, sanki sinema sanatı söz konusu olduğunda o cömert ilhamlarını esirgemiş gibidir.

Bir şiirin içinde tarihler geçiyorsa, şiirle tarih arasında kurulması elzem bağları hatırlarım ilk elde. Tarihsiz şiir de, şiirsiz tarih de muhaldir. Bilincimizin dehlizlerinde iki fiyakalı dedektif gibi dolaşır her ikisi de. Birini diğerinden ayırmak ne derece mümkün? Türkçenin tarihi şiirimizin de tarihi değil midir bir bakıma? Bu bağı nerede aramalı?

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.