Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Onun evi yok



Toplam oy: 876
Damon Galgut // Çev. Kıvanç Güney
Yapı Kredi Yayınları
Başlangıçta Paris Review’da bağımsız üç hikaye olarak yayınlanan Yabancı Bir Odada, tek başına ya da başkalarıyla birlikte yol almanın ne kadar zor olduğunun da hikayesi bir bakıma.

Seyyah-yazar Damon Galgut’un 2010 Man Booker ödülüne aday gösterilen Yabancı Bir Odada adlı kitabı, kişisel deneyimlerden beslenen, edebiyattan modern sanata pek çok alana ilham veren “yolda olma hali” üzerine kurgulanmış, insanı etkisi altına alan ve kolay kolay da bırakmayan bir roman.

 

“Yabancı bir odada uyuyabilmek için kendini boşaltmalısın. Uyumak için boşalmadan önce nesin. Ve uyumak için boşaldığında, yoksun. Ve uykuyla dolduğunda, hiçbir zaman yoktun.” Faulkner’in Döşeğimde Ölürken’inden alıntılanarak Damon Galgut’un romanına zemin olan bu cümle, hem romanın özünü hem de yazarın ve kahramanının yolda neyi aradığını fazlasıyla özetliyor. 

 

Yabancı Bir Odada zıtlıklar üzerine kurgulanmış bir roman. Yol-ev, yalnızlık-ilişki, hafıza-unutma, yürümek-durmak, köken-köksüzlük düalizminin mükemmel uyumundan beslenen roman, bu zıtlığı “Ben” ve “Öteki” bağlamında da derinleştiriyor. Damon Galgut, ana kahraman olarak dahil olduğu romanda, kendisinden birinci ve üçüncü şahıs zamirlerini kullanarak bahsediyor ve bu sayede bir yabancılaştırma efekti oluşturuyor. Çünkü Galgut’a göre, şimdi anı olan bir “an”ı hatırlamak istediğimizde geçmiş üzerinde ciddi bir tahrifat yaratıyor, onu olduğu gibi değil de hatırlamak istediğimiz gibi hatırlıyoruz. Bu ontolojik sorunsaldan beslenen ve buradan yola çıkarak hatırlayıştaki gerçeklik ile kurmaca arasındaki çizgiyi flulaştıran Yabancı Bir Odada’da, yol hikayelerinin baş kahramanı olan Galgut’a karşılık, ona dışarıdan bakan ve onun hatırladıklarına müdahalelerde bulunan yazar Galgut da var. 

 

Yaşam felsefesi olarak seyyahlığı yerleşikliğe tercih eden kahraman-yazar Galgut, bu seçimiyle yerleşiklikte akıp gidecek olan zamanı kendisi için haz veren bir tehdite dönüştürüyor. Çünkü “hareket halindeyken zamanının çoğunu şiddetli bir kaygı halinde geçirmesi her şeyi daha keskin ve canlı yapıyor. Yaşam bir dizi küçük tehditkar ayrıntıya dönüşüyor, çevresindeki hiçbir şeyle arasında bir bağ hissetmiyor, sürekli ölmekten korkuyor. Sonuç olarak bulunduğu yerde asla mutlu olamıyor, içindeki bir şey sürekli bir sonraki yere doğru ilerliyor, buna rağmen asla bir şeye doğru değil, sürekli ondan uzağa, uzaklara gidiyor. Seyahat, doğasındaki bu kusuru bir varoluş durumuna dönüştürmüş.”

 

Yolda olmak, düşünmektir

 

 

Damon Galgut normal hayatında da yolda olmayı düşünmekle eşdeğer tutan bir isim. Bu zamana kadar pek çok ülkede seyyah olarak bulunan Galgut, Yabancı Bir Odada romanında, Yunanistan-Güney Afrika-İsviçre ve Hindistan’a yaptığı üç yolculuğu anlatıyor. Roman da üç bölümden oluşuyor. Galgut’un Yunanistan’da tanıştığı ve tüm yaklaşma çabalarına karşılık yabancı kalan yol arkadaşı Alman Reiner ile yolculuğunu anlattığı “Takipçi”, sadece bakınmak için yolda olan Galgut ile aklındaki sorunun cevabını bulmak ya da soruları çoğaltmak üzere yola çıkan Reiner’in yer yer erotik unsurlar taşıyan hikayesinin anlatıldığı, romanın en başarılı ve akıldan kolay çıkmayacak bölümlerinden biri. Görece edebi anlamda tamamlanmamışlıklar içeren “Aşık”ta ise yolda tanışılan Avrupalı bir gezgin grupla (ama en çok da grubun içindeki Jerome ile) Malawiye ve daha sonra Jerome’un peşinden gidilen İsviçre’ye yapılan yolculuktaki ilişki-sizlik üzerine bir hikaye anlatan Galgut, romanın son bölümü olan “Bakıcı”da yıllar sonra bir araya geldiği intihara eğilimli eski arkadaşı Anna ile Hindistan’a yaptıkları yolculuğu anlatıyor. Galgut, bu son yer seçimiyle, gerçek hayatında da uzun süre yaşadığı ve felsefi anlamda kendisine en yakın yer olarak tanımladığı Hindistan’ı romandaki yolculuğunun da son durağı olarak belirliyor.

 

Galgut’un romanındaki üç hikayenin içerikleri farklı olsa da hepsi aynı sonla neticeleniyor. Yolda tanışılan yoldaş, yolculuk bitip eve dönüldüğünde yoldaki kişiden tanınamayacak kadar farklılaşıyor. Yolda olmayı bir varoluş biçimi olarak seçen “ev”siz Galgut ise, değişmeden kaldığından, karşılaştığı mutsuz son ile sürekli hayal kırıklığına uğruyor. “Kendi”ndeki “öteki”yi ve “öteki”ndeki “kendi”ni aradığı tüm yolculuklarında “Takip” etmeyi, “Âşık” olmayı ve “Bakıcı” lık yapmayı hiç bırakmıyor.

 

Başlangıçta Paris Review’da bağımsız üç hikaye olarak yayınlanan Yabancı Bir Odada, tek başına ya da başkalarıyla birlikte yol almanın ne kadar zor olduğunun da hikayesi bir bakıma. Sabit olmayı, kalıcılığı, mutlaklığı ima eden “ev”e karşılık; harekete, düzensizliğe ve maceraya karşılık gelen “yol” ve “yolda olma”nın hikayesini içeren Yabancı Bir Odada, bir roman olarak bir solukta okunabilecek bir yapıya sahipken; yazarın derdini anlamak için bir okumaya girişildiğinde öyle çok da kolay içinden çıkılamayan bir yapıya bürünüyor.

 

 


 

 

* Görsel: Sevil Şimşek

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Gündelik hayatta sık sık kullandığımız iki söz ediminin birbirlerine yakınlıkları da dikkat çeker: Söz vermek ile yemin etmek. Gerçi söz vermenin seküler, yemin etmenin ise kutsal olandan hareketle anlamlandırılabileceği ileri sürülebilir. Buna göre söz vermede kişi kendi itibarını pey sürmektedir. Sözünü tutamazsa itibarını yitirecektir.

Yaşar Nabi’nin yayımladığı ilk kitaptı Otuz Beş Yaş

 

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Lisede gittiğim bir fotoğraf sergisinin hayatımı değiştirdiğini söyleyebilirim. NTV’nin “O An” sergisi, Levent’te. O kadar etkilendim ki -özellikle “Gökyüzüne olta atan adam”- heyecandan kitapçıya gidip birkaç teknik fotoğraf kitabı aldım -hiçbirini okumadım. Ama fotoğrafçılığı merak etmeye başlamıştım.

Kosinski, 1933 yılında Polonya’nın Lodz şehrinde dünyaya gelmiş. Yahudi olan ailesi, Nazilerin Almanya’dan başlayarak tüm Avrupa’ya yaydığı korku ikliminin bir objesi olmuşlar. Haliyle Kosinski’nin çocukluğu bu karanlık sürecin gölgesinde geçmiş. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte savrulan aile, Lodz şehrindeki Katolik topluluklardan hatırı sayılır yardımlar görmüş.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.