Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Öykü kişilerini seven yazar



Toplam oy: 967
Ralf Rothmann
Metis Yayınları

Alman yazar Ralf Rothmann, Deniz Kenarında Geyikler adlı öykü kitabıyla körelmiş duyarlılıklarımıza sesleniyor.
Kitaptaki on iki öykü, bilinen tek kesinliğin bu dünyaya ve an’a ait olduğu bilgisinden yola çıkılarak yazılmış;  hayatın seyrinde olağan gibi görünen kimi absürt anlara ve bunlara göre geliştirilen ani tutumlar üstüne kurgulanmış.

Yazar, öykü zamanlarına ait ruhun okuyucuya tam olarak yönlendirilmesini amaçlamış; öykü kişilerinin kurgu içinde beliren durumlara verdiği tepkileri ağırlıksız bir dille aktararak başarmış bunu.

Nerdeyse efsunlu diyebileceğimiz öykü atmosferleri, yazarın kullandığı en etkili yazın bileşenlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Yapıtlarında otobiyografik öğelere sıklıkla yer veren, yazma serüvenini ‘zanaat öğrenmek gibi’ diye niteleyen alçak gönüllü yazarın bu yönelimi ve düşüncesi, sebepsiz değil. Yazarın yaşadığı edebiyat verimine zemin oluşturan coğrafyayla (Almanya, ayrılıklar ve bölünmeler ülkesidir) yakından ilişkili. Ayrıca ticaret lisesinde okurken öğrenimini yarıda bırakarak duvarcı ustalığı, matbaacılık, hastabakıcılık, aşçılık gibi işlerde çalışmak zorunda kalmış. Rothmann’ın öz yaşam öyküsünün sürülebilen izleri öyküleme başarısındaki ciddi ipuçlarını da içeriyor. 
“Bu çok popüler olmayan bir ifadedir, ama dünyayı daha iyi yapmak istiyorum,” diyen Ralf Rothmann, 1953, Schleswig doğumlu. Schleswig, Almanya’nın Ruhr sanayi bölgesinde bulunuyor. Ekonomisi başlangıçta kömür ve çelik üretimine dayanan bölge, Birinci Dünya Savaşı sonrasında savaş borcu olarak kabul edilmiş, Fransa ve Belçika tarafından işgal edilmiş, ancak İkinci Dünya Savaşından sonra tekrar Almanya sınırlarına katılmıştır. Bugün, maden ocakları ve çelik işletmelerine ek olarak boya imalathaneleri, demiryolu atölyeleri, termik santraller; kimyasal madde, buhar kazanı, kablo, dokuma, seramik, cam üretimi ve benzeri ağır sanayi, bölgesel kültürü ve bölge gerçeklerini belirlemektedir. 

Yazar, şimdilerde Berlin’de yaşıyorsa da, yozlaşmış bulunarak yapıtları yakılan, Nazi tarihiyle yüzleşme çabalarına sahne olan, savaşla alt-üst olan Almanya’nın psikolojik travmaları ile mücadele eden bir edebiyatın kalıtını yüklenmesi; çocukluğunun ve gençliğinin Ruhr Bölgesinde geçmesi sebebiyle, bölgesel Alman gerçekçiliği geleneğine uzak düşemeyen yapıtlar üretmektedir. Malzemesi bol, üyesi olduğu alt kültür sert, yalın ve samimidir. Bu nitelikleri diğer yapıtlarıyla birlikte ve Deniz Kenarında Geyikler’de açık olarak gözlenebilmektedir.
Genelde temalarını küçük burjuvalar, 60'lar ve 70'lerin Ruhr bölgesindeki işçi aileleri, kimi direniş olguları ve bölgede yaşayanların verdiği proleter tepkiler, çeteler, yalnızlık, çıkış çabası gibi insanlık durumları oluşturur. Kuşkusuz son dönem yapıtlarında içinde bulunulan zamana ait sorunsallar onun tematik izleklerini de yeniden şekillendirmektedir. 

Deniz Kenarındaki Geyikler’de baskın olanlar ölüm, aşk, ayrılık, tuhaf tesadüfler ve insan yaşamında aniden belirebilen diğer bazı çatlaklardır ve bunların dışa vurumu olan kaygılar, endişeler, ihtiyaçlar...

Kurucu unsurları derin gözleme dayanan detaylarla ‘degrade’leştiren, yerelliği hesaplı bir derişiklikle sunan yazar, okuyucuyu hiç yadırgamadığı bir zeminde yürüterek evrensel algıya eriştirir. Zamanın, mekânın, coğrafyanın, öykü kişilerinin, tüm bu bileşenlerin yarattığı ortak psikolojik gerilimin insancıllığıyla farklı ülke okurlarını da kucaklar. 
Sözcük ekonomisine pek de takılmış görünmemektedir, ama betimleme için kullanılan detayların temsil gücü konusunda tam anlamıyla titizlenmektedir. Sinematografik imge dizileri haline dönüşen öyküler kesinlikle kalıcı ve radikal sonlar yerine ani kesmeler kullanmayı tercih etmesi sebebiyle de kendini üretmeyi sürdürmeye bir o kadar müsaittir.

Deniz Kenarındaki Geyikler’deki tüm öykülerin ortak noktası, yazılan her bir öykü kişisinin yazarı tarafından sevildiğinin anlaşılması, yazarın empatisinin her kişi ve perspektif için şaşmaz bir doğrulukla uygun sesi yakalamasıdır. Yaş, konum ve cinsiyet ayırt etmez.

Yazar, ilk öykü kitabı ‘Messers Schneide (Bıçak Ağzı)’nı 1986'da yayımlamıştır. 

Çok sayıda öykü, şiir, roman ve bir de tiyatro oyununa imza atan üretken yazar, ard arda  gelen ödüllerle de onurlandırılmıştır: 1986 yılında aldığı Mark Brandenburg Kültür Ödülü’nü; Alman Endüstri Federasyonu Teşvik Ödülü (1989), Bergen-Enkheim'da konuk yazar (1992), Hamburg Edebiyat Evi Mara Cassens ilk roman ödülü (1992), Ruhr Edebiyat Ödülü (1996), Hermann Lenz Ödülü (2001),  Konuk Şair / Profesör Daveti (Oberlin College, Ohio; New York Üniversitesi; Essen Üniversitesi) (2001), Kranichstein Edebiyat Ödülü (2002), Protestan Kitap Ödülü (2003), Wilhelm Raabe Edebiyat Ödülü (2004), Rheingau Edebiyat Ödülü (2004), Köln Şehri Heinrich Böll Ödülü (2005), Erik Reger Edebiyat Ödülü (2007), Konrad Adenauer Vakfı Edebiyat Ödülü (2008) izlemiştir.

Ralf Rothmann’ın Türkçeye çevrilen bir kitabı daha var; Genç Işık. Bu yıl içinde, Türkiyeli okuru Deniz Kenarında Geyikler’le buluşturmak üzere girişilen hazırlıklar henüz sürerken yazarın on dördüncü kitabı da Almanya’da yayımlandı; ‘Feuer Brennt Nicht’ (Yanmaz Ateş). 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Neredeyse her ülkede 150 milyonu aşkın abonesi var; kendi televizyon şovlarını, dizilerini, filmlerini yapıyor. Son dönemde Türkiye’de insanların film izleme alışkanlığını değiştirdi. Artık pek fazla uğraşmak istemiyoruz ve onda ne varsa onu izliyoruz.

Karantina, sokağa çıkma yasağı, kısıtlamalar, “evde kal” çağrıları derken, tüm dünya olarak daha önce deneyimlenmemiş çok ilginç zamanlardan geçiyoruz.

Dünya yolculuğunun ara durakları var ve biz ana rahminden sonraki duraktayız. Dünyada. Şair, “insan nerenin yerlisidir?” diye soruyor. Çünkü insan yerleşmeye eğilimli, buna ihtiyaç duyan bir varlık. Bir yere yerleşti mi hemen ora ile ünsiyet kuruyor ve bir daha ayrılmak istemiyor.

Dünyayı kasıp kavuran bir salgının içine düştük. Dünya tarihinde isimleri farklı olsa da buna benzer salgınlar yaşandı. Hepimizi ölümle ve yaşadığımız hayatla yüzleştiren bir sürecin içindeyiz. Şimdiden korona sonrası dünyanın nasıl bir sosyolojik, psikolojik dönüşüm yaşayacağına dair tezler ortaya atılmaya başlandı bile. Bekleyip göreceğiz.

Kulis

Postmodern Öykü Denince: Jorge Luis Borges

ŞahaneBirKitap

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair ilgi, Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi dizilerin de etkisiyle son günlerde iyice arttı.

Editörden

Dünyanın çehresini değiştiren en büyük seyahat, bir odada, bir kitabın yoldaşlığında yapılan seyahattir. Kitaplardan en çok yola çıkmasını öğrenebiliriz. Ola ki hoyrat bir karakterle birlikte seksen günde dünyanın çevresinde devri daim eder, aklımızın eremeyeceği sırlara vakıf oluruz. Her yolculuk, insanın kendi içine attığı adımı biraz daha kuvvetlendirir.