Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Peki ama gerçek öyle midir?



Toplam oy: 113
Amos Oz // Çev. Özlem Alkan K.
Doğan Kitap
Amos Oz bu romanda, gerçeğin nerede bitip kurmacanın nerede başladığını tahminlerin ötesine taşıyor.

“Yaşam dediğinizde ölüm de demiş olursunuz. Ya da tam tersi. Bir yazar için gerçek ile kurmaca da tıpkı böyledir.’’ Gerçek ile kurmacanın konusu olduğu çoğu tartışma, ikisinin birbirini beslediği ve tamamladığı yönünde sonuçlanır. Hangisinde daha az varsa, diğerine o kadar ihtiyaç duyulur.


Kurmaca uçsuz bucaksız bir gökyüzüyse, gerçek toprak zemindir.


Kurmaca altıncı hisse, gerçek kalp atışıdır.


Kurmaca baharsa, gerçek bir çiçektir.


Kurmaca kahve içme isteğiyse, gerçek kahvenin kendisidir.


Amos Oz, kurmaca ile gerçekliğin birbirinden ayrıldığı gri alanı, Yaşam ve Ölüm Kafiyeleri romanıyla epey ihlal etmiş. Birbirini besleyen iki unsurdan, iç içe geçerek sarmal bir bütünlüğe dönüşmüş. Dolayısıyla, kitap bittiğinde tüm bu anlatılanların gerçek mi yoksa kurmaca mı olduğu sorusu beliriyor okurun kafasında.


Hikaye, Yazarın (romandaki anakarakter bu şekilde anlandırılmış) Tel Aviv’in sıcak ve boğucu bir gecesinde, bir kültür merkezinde düzenlenen bir söyleşiye katılmak için yola çıkması ve öncesinde bir kafede vakit öldürmek için oturmasıyla başlıyor. Oturmaktan sıkılınca kafede bulunan insanlar hakkında hikayeler uydurmaya başlar Yazarımız. Hatta kafeden sonra gittiği kültür merkezinde de aynı şeyi sürdürür. Onun için gelmiş olan okurları seyreder ve onlar hakkında da hikayeler uydurur. Kültür merkezinde dikkatini en fazla çeken kişi ise, kitabından kısa alıntılar okuyan otuz beş yaşlarında güzel ama utangaç, çekici olmaktan uzak, eski moda, tek bir koyu renk saç örgüsü omzundan aşağı inerek sol göğsünü örten, ölçülü bir kadın olarak gördüğü Rochelle Reznik olur. Söyleşi bittikten sonra Yazar, Rochelle Reznik’e bir şeyler içmeyi teklif eder. Rochelle Reznik, tüm heyecanını bastırarak Yazarın beklemediği bir yanıt verir; teklifi reddeder. Kültür merkezinden ayrılan Yazar, gecenin geç saatlerine kadar kentin sokaklarında dolaşarak karşılaştığı insanlar hakkında hikayeler uydurmaya devam eder. Aynı zamanda önceden gördüğü kişilerin hikayelerini de devam ettirir; hatta bazılarının aynı hikayelerde birbirleriyle karşılaşmasını sağlar. Otuzdan fazla insanın hayatına kendince anlamlar yükler, onlara isimler verir ve onlar hakkında hikayeler oluşturur. Bu hikayeler yaşanmış gerçek hikayeler kadar canlı ve rahatsız edicidir: Genç ve mutsuz şair Yuval Dahan, garson kız Ricky, piyano akortçusu Osya Dayı, düşük kademe parti çalışanı, sıska ve gözlüklü Arnold Bartok ve onun yatalak annesi Ophelia... Uydurduğu hayat hikayelerinin etrafında dönen gecenin sonunda Yazarımızı, kendisiyle bir şeyler içmeyi reddeden Rochelle Reznik’in dairesinde “ateşli” saatler beklemektedir. Peki ama gerçek öyle midir?


Amos Oz bu romanda, gerçeğin nerede bitip kurmacanın nerede başladığını tahminlerin ötesine taşıyor. Yüz sayfa olmasına karşın karakter çokluğu ve anlatımdaki ustalık, romana ciddi bir derinlik katmış. Yazar olarak karşımızda duran kişi kurmaca bir karakter, ama anlattığı hikayeler kurmaca olamayacak kadar gerçek.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Erhan Cihangiroğlu

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Dünyanın hemen her diline çevrilen -67’si roman, 17’si hikaye kitabı, 21’i tiyatro oyunu olmak üzere- yüzden fazla eseriyle Agatha Christie, polisiye tarihinin -hiç kuşku yok- en tanınan ve muhtemelen de en çok okunan yazarı.

Bir bilinmez yazar ve çoksatar bir kitap… 83¼ Yaşındaki Hendrik Groen’un Gizli Güncesi’nden bahsediyorum. Gulliver’in Seyahatleri’nin yazarı Jonathan Swift’in, “Herkes uzun yaşamak istiyor, ama kimse yaşlanmak istemiyor,” sözü, yaşadığımız çağın ruhunu bu kadar iyi yansıtırken, 83 yaşındaki bir ihtiyarın güncesine gösterilen bu ilgiyi neye bağlamak lazım?

Hayali arkadaşlarınız olabilir. Onlarla tartışmaya da girebilirsiniz. Peki ya o hayali arkadaşlarınız dünya üzerinde şimdiye kadar kimsenin cevabını bulamadığı şeylerden bahsediyorsa ve siz daha on iki yaşındaysanız?

Doğrulara ilişkin söylenen ve yazılanlar er ya da geç seslerini duyuracak bir çatlak bulup insanlara yayılma fırsatı yakalar. Kimi zaman Sokrates’in yaptığı gibi sözle, diyalogla aktarılan sorgulayıcı düşünce yöntemi kimi zamansa kağıda dökülür, kitap olur.

“O gün Cosima edebiyat öğretmeninin on dersinde öğrendiğinden çok daha fazla şey öğrendi. Meşenin dişli yaprağını pırnalın mızraksı yaprağından, sığırkuyruğunun kokulu çiçeğini tarla sarmaşığının çiçeğinden ayırt etmeyi öğrendi.” Hayatı böyle öğrenir Cosima; birinin ona bir çiçeği tarif ederek öğretmesindense, o çiçeğe dokunarak öğrenmeyi tercih eder.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.