Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Portekiz filmlerinin perdeleri



Toplam oy: 670
Oğuzhan Yeşiltuna
Nota Bene Yayınları
Ev Yapımı Hüzünler’in geneline yayılan bir cenaze olgusu var. Oğuzhan Yeşiltuna bu cenazelerde kimi öldürmek, kimin ölümünü görmek istiyor?

Oğuzhan Yeşiltuna, biçimsel denemeleri ile edebi mekanın (kağıdın) sosyo-psikolojisi için yeni anlamlar arıyor. Sıradan bir noktalama ve biçemle, yeni bir söz söylemek elbette mümkün değil. Oğuzhan Yeşiltuna bunu çoktan biliyor belli ki. Kendi kurallarıyla, sınırlarıyla, sınır dışılıkları ve oyunlarıyla yazıyor.

 

Ev Yapımı Hüzünler’in açılış öyküsü "Yanık Kafiye"de, şiir yazıp dergilerden yanıt bekleyen madenci, ilk elde bana Semih Kaplanoğlu’nun Süt filmini hatırlattı. Filmi kapatan ve izleyiciyi kendi üzerine kapatan madencinin ışığı "Yanık Kafiye"yi de sarıyor. Ama öykünün sonundaki gerçek gazete haberini okuyunca, her şey netleşiyor.

 

Bir sonraki öyküsü "Accelerando"da ise annesi ölünce koca evde bir başına yaşayan Nergis, okurun da tüm aynalarını bir bir kırıyor. Reklam afişleri, köprü altları, bozuk fermuarlar ile ilerleyen "Köprüsüzler"de ise, Yeşiltuna’nın uzaklardan Latin Amerika edebiyatını çağıran üslubu belirginleşiyor. Birbirlerinden çok farklı karakterlerin diyaloglarını aynı başarıyla yazabilmesi (yaşlı bir kadın veya çok genç bir çocuk) dikkate değer. Yeşiltuna hem sade, hem akıcı. Hem nitelikli, hem gündelik hayata içkin.

 

 

 

Kitabın en güçlü öykülerinden "Veado Branco" (Portekizce, "beyaz geyik" anlamına geliyor), tamamıyla bir Whatsapp yazışmasından ibaret. Tırnaklara göre insan falları, sesini saklayanlar derken göründüğünden çok daha fazlasını sunmaya hazır bir öykü bu. Ama tabii anlamak ve beyaz geyikleri görmek isteyenlere… "Bir Fasit Daire" ise geniş zamanları anlatıyor. Uzaklardan Bilge Karasu’ya göz kırpan, zamansız gövdesiyle nefis bir öykü. "Ölümler İçin Yeni Bir Cilt"te ise büyülü-gerçekçi dilini kuşanıp kasaba şarkıları söylemeye başlıyor yazar.


Ev Yapımı Hüzünler’in geneline yayılan bir cenaze olgusu var. Oğuzhan Yeşiltuna bu cenazelerde kimi öldürmek, kimin ölümünü görmek istiyor? Sahte çekirdek ailelerin, evliliklerin olabilir mi? Kitabın tekrarlayan öğelerinden biri de köprüler. Köprüler kimleri, hangi mahalleleri, hangi ruh hallerini birbirine bağlar? Dünyada pek çok kentin doğmasına vesile olan köprüler, Yeşiltuna’nın bazı öykülerinde tekrar tekrar kendini gösteriyor. Cenazeler ve köprüler... Köprüler yaşam ve ölümü de birbirine bağlıyor olabilir mi? 

 

Kitabı kapatan "Aşk Makamında Kilit Sesleri"nde kafeler eşliğinde bütün dünyayı turlarken, damağınızda eşsiz bir tat kalıyor. Portekiz, Şili, Brezilya filmleri izlediğinizde, üzerinizde kalan o fazladan hissi perde gibi. Başka ülkelerde, başka topraklarda, peliküllerde olmayan. Bir kere görünce bir daha unutulmayacak, uçuşkan tatlı bir perde.

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Bir deste gül ne işine yarar

Onun yerine, gel benim gülistanımdan bir yaprak al

Gül ancak beş altı gün yaşar

Bu gülistan daima ter-ü tâze durur

(Sâdi)

 

Gerek akademik, gerek edebi, gerek felsefi, hatta irfanî kaynaklara baktığımızda, delilik üzerine sayfalarca, kitaplarca, ciltlerce yazıldığını rahatlıkla görebiliriz. Şairler de bolca bahseder delilikten, Doğu kültüründen Batı kültürüne hemen hemen tüm düşünürler, filozoflar, velîler de.

Gündelik hayatta sık sık kullandığımız iki söz ediminin birbirlerine yakınlıkları da dikkat çeker: Söz vermek ile yemin etmek. Gerçi söz vermenin seküler, yemin etmenin ise kutsal olandan hareketle anlamlandırılabileceği ileri sürülebilir. Buna göre söz vermede kişi kendi itibarını pey sürmektedir. Sözünü tutamazsa itibarını yitirecektir.

Yaşar Nabi’nin yayımladığı ilk kitaptı Otuz Beş Yaş

 

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.