Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Portekiz filmlerinin perdeleri



Toplam oy: 652
Oğuzhan Yeşiltuna
Nota Bene Yayınları
Ev Yapımı Hüzünler’in geneline yayılan bir cenaze olgusu var. Oğuzhan Yeşiltuna bu cenazelerde kimi öldürmek, kimin ölümünü görmek istiyor?

Oğuzhan Yeşiltuna, biçimsel denemeleri ile edebi mekanın (kağıdın) sosyo-psikolojisi için yeni anlamlar arıyor. Sıradan bir noktalama ve biçemle, yeni bir söz söylemek elbette mümkün değil. Oğuzhan Yeşiltuna bunu çoktan biliyor belli ki. Kendi kurallarıyla, sınırlarıyla, sınır dışılıkları ve oyunlarıyla yazıyor.

 

Ev Yapımı Hüzünler’in açılış öyküsü "Yanık Kafiye"de, şiir yazıp dergilerden yanıt bekleyen madenci, ilk elde bana Semih Kaplanoğlu’nun Süt filmini hatırlattı. Filmi kapatan ve izleyiciyi kendi üzerine kapatan madencinin ışığı "Yanık Kafiye"yi de sarıyor. Ama öykünün sonundaki gerçek gazete haberini okuyunca, her şey netleşiyor.

 

Bir sonraki öyküsü "Accelerando"da ise annesi ölünce koca evde bir başına yaşayan Nergis, okurun da tüm aynalarını bir bir kırıyor. Reklam afişleri, köprü altları, bozuk fermuarlar ile ilerleyen "Köprüsüzler"de ise, Yeşiltuna’nın uzaklardan Latin Amerika edebiyatını çağıran üslubu belirginleşiyor. Birbirlerinden çok farklı karakterlerin diyaloglarını aynı başarıyla yazabilmesi (yaşlı bir kadın veya çok genç bir çocuk) dikkate değer. Yeşiltuna hem sade, hem akıcı. Hem nitelikli, hem gündelik hayata içkin.

 

 

 

Kitabın en güçlü öykülerinden "Veado Branco" (Portekizce, "beyaz geyik" anlamına geliyor), tamamıyla bir Whatsapp yazışmasından ibaret. Tırnaklara göre insan falları, sesini saklayanlar derken göründüğünden çok daha fazlasını sunmaya hazır bir öykü bu. Ama tabii anlamak ve beyaz geyikleri görmek isteyenlere… "Bir Fasit Daire" ise geniş zamanları anlatıyor. Uzaklardan Bilge Karasu’ya göz kırpan, zamansız gövdesiyle nefis bir öykü. "Ölümler İçin Yeni Bir Cilt"te ise büyülü-gerçekçi dilini kuşanıp kasaba şarkıları söylemeye başlıyor yazar.


Ev Yapımı Hüzünler’in geneline yayılan bir cenaze olgusu var. Oğuzhan Yeşiltuna bu cenazelerde kimi öldürmek, kimin ölümünü görmek istiyor? Sahte çekirdek ailelerin, evliliklerin olabilir mi? Kitabın tekrarlayan öğelerinden biri de köprüler. Köprüler kimleri, hangi mahalleleri, hangi ruh hallerini birbirine bağlar? Dünyada pek çok kentin doğmasına vesile olan köprüler, Yeşiltuna’nın bazı öykülerinde tekrar tekrar kendini gösteriyor. Cenazeler ve köprüler... Köprüler yaşam ve ölümü de birbirine bağlıyor olabilir mi? 

 

Kitabı kapatan "Aşk Makamında Kilit Sesleri"nde kafeler eşliğinde bütün dünyayı turlarken, damağınızda eşsiz bir tat kalıyor. Portekiz, Şili, Brezilya filmleri izlediğinizde, üzerinizde kalan o fazladan hissi perde gibi. Başka ülkelerde, başka topraklarda, peliküllerde olmayan. Bir kere görünce bir daha unutulmayacak, uçuşkan tatlı bir perde.

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım.

Suçlar ne denli çeşitliyse, suç edebiyatındaki polis imgesi de o denli çeşitlidir. Yakışıklı, karizmatik, zeki, iyi, kötü, babacan, sert… Alman yazar Volker Kutscher, kitabı Islak Balık’ta adeta ihtimaller dahilindeki polis tiplerini harmanlayarak oluşturduğu son derece ortalama bir karakterin, gayet sürükleyici hikayesini anlatıyor okuyucuya; dedektif Gereon Rath.

 

Kelimeler içinde deneyimlerin, fikirlerin ve düşlerin aktığı bir nehir yatağı benim için. Dünyayla bağımı bu nehrin uzayıp dört bir yana yayılan kolları aracılığıyla kuruyorum. Kelimelerin harflerden değil de anılardan oluştuğunu düşünürüm sık sık. Bellek sayısı kadar mana içeriyorlar bana kalırsa. Bu manaları keşfetmenin yolu da daha çok hikâye dinlemekten, okumaktan geçiyor.

Şiirde, mimaride, edebiyatta, hatta musikide sanatın en yüksek örnekleriyle bütünleşen dini tecrübe, sanki sinema sanatı söz konusu olduğunda o cömert ilhamlarını esirgemiş gibidir.

Bir şiirin içinde tarihler geçiyorsa, şiirle tarih arasında kurulması elzem bağları hatırlarım ilk elde. Tarihsiz şiir de, şiirsiz tarih de muhaldir. Bilincimizin dehlizlerinde iki fiyakalı dedektif gibi dolaşır her ikisi de. Birini diğerinden ayırmak ne derece mümkün? Türkçenin tarihi şiirimizin de tarihi değil midir bir bakıma? Bu bağı nerede aramalı?

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.